'Düşünüyorum öyleyse varım' bitti, 'görünüyorum öyleyse varım' başladı
Konserlerde neden sanatçıya değil telefona bakıyoruz?
Tarkan konserindeki insanları ikiye ayırmak gerekiyor. Bir grup, Tarkan yıllar sonra konser verdi, o konserde olmak için oradaydı. O kadar az olan bir şey ki, kaçırmamak lazım duygusuyla gitti. İkinci grup da; Tarkan ile ilgili bir fikri yok, Tarkan diye bir gerçek var, orda olmak için gidiyor. Orda olmak için gidenler şöyle; yeni dünya çeşitli duygularımızdan besleniyor. Bir tanesi kötülüğün ticarileşmesi, bir tanesi yalnızlığın ticarileşmesi, diğeri de mutsuzluğun ticarileşmesi. Bu 3 kavram dijital dünya tarafından üretiliyor. Aynı dünya tarafından da çözümleri sunuluyor. Bir taraftan ürettiğinden, diğer taraftan kazanıyor. Birey dediğimiz canlı bütün bunlarla mücadele ederken bazı ihtiyaçları otaya çıkıyor, bunlar ne? Ait olma, var olma, yani 'ben varım'.
'Konsere gidince ben de oradaydım hissi ve kanıtlama isteği var'
Tarkan konseri artık müzik etkinliği olmaktan çıkıyor, var oluş mekanına dönüşüyor. 'Ben ordaydım' hissini yayıyor. İkincisi de 'bir kalabalığın parçasıyım' ki bu yalnızlığa çok iyi gelen bir his. 'Herkes ordaydı, ben de ordaydım'. Algı yönetimi çok derin bir şeydir. Algı yönetiminde 'herkes' sözcüğü çok derin bir yer kaplar. 'Herkes yapıyor, herkes söylüyor, herkes onu dinliyor...' "Herkes" kavramı çok yanılsamalı, insanlara yanlış da yaptıran bir duygu. Doğru yanlış arasındaki çizgiyi kaybettiren bir duygu. Herkesin parçası olmak neden önemli? Sen zaten gündelik hayatında yalnızsın, kimse seninle ilgilenmiyor, kendin de ilgilenmiyorsun aslında. Artık 'selfie' dediğimiz şey gibi, kendini göstermekten, kim olduğunu düşünmeye zamanın kalmıyor. Tarkan konseri bir müzik etkinliğinden çıkıyor, 'ordaydım, gördüm kaydettim, orda olduğumu kanıtlamak istiyorum' 'kanıtlamak için de gösteriyorum'. Bunun da özü şu, göz görme organı, beynin yerini aldı. Tüm oluş bitişler, gözle karar verilen bir şeye dönüştü, ben görüyorsam var, görmüyorsam yok.
'Anı yaşa' mı 'anın hakkını ver' mi?
Şöyle bir masal var; 'Anı Yaşa'. Ama sözünü ettiğin örnek, yani bir konserde kayıt almak anı yaşamak değil. 'Anda kal' var, bu da onun bir uzantısı. O da değil. O zaman 'anı paylaş'. O zaman da 'an'da kalamıyorum. An ile problemimiz var. Yapılması gereken tek şey şu: 'Anın hakkını ver'. Tarkan konserine mi gittin, tabi ki anı fotoğrafı çektir ama sanatçı kimse, izleme deneyimini hayatına al. Öğrencilerime de çok sıklıkla söylediğim bir şey, bana anı yaşa demeyin, 'anın hakkını ver' deyin.
Sosyal medya ve ateşi bulma benzerliği: Bununla ne yapacağız?
Avustralya'dan başladı, İspanya'da da devamı geldi. Artık 'bu ateşin yemek pişirilmesi için kullanılması gerekiyor' konusuna dair düzenlemeler var.
Ne olmuştu?
Sosyal medyadaki kimlikler farklı mı?
“Neden iki ayrı kimlik kuruluyor? Kimler sosyal medyada farlı kimlik oluşturuyor? Gerçek ve sanal dünya var. Gerçek dünyada yaşadığımız her şey tek bir kere gerçekleşir, sosyal medyada öyle bir şey yok. Sosyal medyada her şey kurgusal, kimlik de kurgusal. Nerede kurgusal oluyor, sende bende olmuyor. Biz kimliklerimizden memnunuz ve onun sorumluluklarını taşıyabiliyoruz. İnsanların çoğu gerçek dünyada yaşadıklarından memnun değil. Sosyal medyadaki kimliğini kaçış olarak görüyor. 'Hangisi gerçek, olduğun mu, olmak istediğin mi' kısmı da akademik olarak araştırılıyor. Mesele şu, birilerini aldatmak için kullanılıyor mu? Kimlik dediğimiz şey de modüler bir şey. Günlük hayatta da, iş görüşmesine giderken veya arkadaşlarımızın yanına giderken farklı oluyoruz. Sosyal medyada da bu var. Başkalarını aldatmak, zarar vermek gibi durumlarda sorun başlıyor.”
Linç etmek neden kolaylaştı?
Yapay mı gerçek mi? Bir videonun yapay zeka olduğu nasıl anlaşılır?
“Birçok anlama yolu var, ilki gördüğünüz şey için, ‘Hayattın doğal akışına uygun mu?” sorusunu sormalısınız. Avukatlar dahi savunmayı şöyle yapar, 'hayatın doğal akışına uygun değil'. Olay doğal akışa uygun mu? diye sorun kendinize. Hemen şunu da sorun, kameranın orada ne işi var? Başka bir anlama yolu, ‘Bağlamı nedir?’ sorusu. Bir cümleyi alırsın, başını sonunu bilmediğin için onu doğru kabul edersin ama bağlamında göründüğü anlamın tam tersi anlam olabilir. Teknik analizlerle de anlaşılabilir. Bunlar da aslında medya okur yazarlığının önemini ortaya koyuyor.”