İran yönetimi, son saldırıları Umman ve Cenevre'de yapılan dolaylı görüşmelere tam bir ihanet olarak değerlendiriyor. ABD, müzakerelerin yapılması planlanan bir ülkenin liderliğini hedef alarak, amacının artık ‘nükleer anlaşma’ değil, mevcut siyasi sistemin tamamen ortadan kaldırılması olduğuna işaret etti.
Batılı güçler Ortadoğu'da 'rejim formatlamasına' odaklanırken, Çin ve Rusya gibi küresel oyuncular ABD’nin dış politikasının öngörülemezliğinden endişe duyan ülkelerle bağlarını güçlendirerek, kendilerini 'istikrarlı alternatifler' olarak konumlandırıyor. Kriz, Batı'nın 'önce güvenlik' yaklaşımı ile dünyanın geri kalanının paylaştığı 'önce istikrar' önceliği arasındaki derin uçurumu ortaya çıkardı. Sonuç olarak, küresel sistem giderek Batı odaklı bir kamp ile müdahale etmemeyi ve ekonomik sürekliliği vurgulayan, daha az resmileşmiş olsa da daha büyük 'stratejik özerklik' kampı arasında bölünüyor.
Yoğun enerji tüketen Asya ülkeleri için, özellikle de Çin, Hindistan ve Japonya için bu kırılganlık artık teorik bir risk olmaktan çıkıp gerçek bir felakete dönüştü. Bu durum, kaçınılmaz olarak aktif hükümet desteğiyle enerji arzının hızlandırılmış bir şekilde çeşitlendirilmesine, boğazlara bağımlı petrolden Orta Asya ve Rusya'dan karayoluyla taşınan petrol boru hatlarına geçişin yanı sıra yerli yenilenebilir ve nükleer enerji endüstrilerinin daha hızlı geliştirilmesine yol açacak.