-40 derecede 51 gün: Yürüyerek Güney Kutbu'na ulaşan ilk Türk Ali Rıza Bilal yaşadıklarını Sputnik Türkiye'ye anlattı

Spora ailemin desteğiyle beş buçuk yaşında jimnastik yaparak başladım. İki yıl sürdü bu. Daha sonra ortaokul yıllarımda Efes Pilsen'de basketbol oynadım üç dört sene kadar. Biz Kanlıca'da oturuyorduk, benim dayımın kızları kürekçiydi. Onlara çok imrenirdim. Ben de dedim 'Kürekçi olmak istiyorum'. Annemle babam dediler ki 'Oğlum bak onlar işte tekne devriliyor', düşüyorlar suya' falan. 'Olsun' dedim 'Ben de yapmak istiyorum' Başladım ve ondan sonra kürek mahkumiyeti başladı benim. 18 yıl kürek çektim. Bu 18 yılın 9-10 yılı milli takım kaptanlığı yaptım. Sayısız Türkiye şampiyonlukları, Balkan şampiyonlukları, dünya üçüncülüğü ve olimpiyat oyunlarına katılan ilk Türk kürekçisi unvanını kazandım. 2000 yılında olimpiyat meşalesiyle de koştum.

Extreme spor merakı nasıl başladı?
Farklı sporlara yönelmek istedim ve macera yarışlarına yöneldim. Bir takım kurdum. Takımımla birlikte dünyanın farklı coğrafyalarında yarıştık. O disiplinde de 2008 yılında Patagonya'da macera yarışı dayanıklılık kategorisinde dünya üçüncüsü olduk. Onlarla yarışmaya devam ederken başka bir arkadaş grubu da işte Ironman yap diye baskı kuruyordu üstümde.

5 Ironman, 30 half Ironman, 5 Extreme Iron Man
Ironman'a ödünç bisikletle başladım. Türkiye'nin 13. Ironman'i oldum. İşte 5 tane Ironman, 30'un üstünde half Ironman, 5 tane extreme Ironman yaptım.
Ironman nedir? Ironman nasıl ortaya çıktı?
Triatlon olimpik bir spor. 1500 metre yüzme yapıyorsunuz. Çıkar çıkmaz 40 kilometre bisiklete biniyorsunuz. Bisikleti de bitirir bitirmez 10 kilometre koşuyorsunuz. Bu olimpik bir triatlon. Aslında triatlon icat edilmeden önce 1978 yılında üç tane Amerikan deniz subayı Hawaii'de çok hani amiyane tabirle 'kim daha uzağa işer' yarışması yapıyor. Diyorlar ki 'yüzme en iyi spordur', öbürü 'bisiklet' diyor, öbürü 'maraton'. Diyorlar o zaman şu mesafeyi yüzelim, ölçüyorlar 3.8 kilometre çıkıyor Waikiki plajında. Sonrasında 100 mil bisiklete binelim diyorlar. Yani 180 kilometre. Üstüne de maraton koşalım diyorlar. Yani üç etaptan oluşan bir dayanıklılık yarışı. Ve seneye de bunun rövanşını yapalım diyorlar. İzleyiciler de bu adamlara 'ya bu adamlar demir gibi adamlar, hiç yorulmuyor' diyorlar ve Ironman yarışı öyle doğuyor. Ironman bu yani bir gün içinde 16 saat içinde 226 kilometre boyunca vücudunuzu hırpaladığınız, yarıştığınız bir disiplin.

İnsanlar neden koşuyor?
Güney Kutbu'na yürüyerek ulaşan ilk Türk
13-14 önce arkadaşım Nasuh Mahruki ile bir sohbet esnasında konuşurken, 'Ya ben dünyada hiç ayak basılmamış bir yere gidip keşfetmek ve sonrasında bu keşfi insanlarla paylaşmak istiyorum. Ama biliyorum ki dünyada ayak basılmamış yer kalmadı. Ne yapmalıyım sence', dedim. O da dedi ki, 'Sen de hiçbir Türk'ün keşfetmediği bir yeri keşfet'. O anda aklıma geldi. Ve 'Güney Kutbu'na gideceğim' dedim
Güney Kutbu yürüyüşüne nasıl hazırlandı? Nasıl şartları var?
Üç tane büyük araba lastiği belime bağlı. Ormanlarda, bataklıklarda yürüyorum. Benim oturduğum muhitte 'Antarktika'ya gidecek Türk' diye böyle parmakla gösteriyorlar. Böyle 'Manisa tarzı' muamelesi yapıyorlar. Daha sonra Chamonix'e gittim. Eğer ben yarıkların arasına düşersem ya da kızağım düşerse kendimi ve kızağı nasıl kurtarırım bunun eğitimlerini aldım. Sonra bu eğitimler bittikten sonra 'evet dedim hazırım', teste girebilirim. Peki dediler 'Norveç, İsveç, Alaska gibi işte kutba hani daha yakın benzer yerlerden bir yer seç ve orada 21 gün Antarktika'da kullanacağım malzemelerimle birlikte bir solo ekspedisyon yap, biz de seni uydudan izleyeceğiz'. Ben de Güney Kutup kaşifi Roald Amundsen'in kutba gitmeden önce antrenman yapmış olduğu yer olan Norveç'teki yüksek platoyu seçtim, Hardangervidda platosunu. Orada 21 gün geçirdim. Ondan sonra evet dediler, tamam artık hazırsın, gelebilirsin.
'Uçak beni buzun üzerine bıraktı, ben kahkahalar attım'
"Antarktika'ya gitmeden üç dört sene önce, Estonya'da Antarktika'ya gitmiş birileri mutlaka vardır diye düşündüm. Tanel Tuuleveski diye daha önceden gitmiş bir kişi var, onu buldum. Tanel dedim, 'En korktuğun, en endişelendiğin anı bana söyler misin?' O da dedi ki 'Beni buz denizinin üstüne bıraktı uçak, kalktı gitti. O anda dedi bütün dünyanın ağırlığını omuzlarımda hissettim. O kadar yalnızlık duygusu ki' Peki dedim 'Nasıl geçti o?', 'İşte kaymaya başladım dedi, kızağa çekmeye başladım. Bir süre sonra dedi hani günlük rutine girince o geçiyor' dedi. Ben bunu bildiğim için uçak bir an önce gitsin, rahat edeyim dedim. Uçak giderken ben böyle kahkahalar atıyordum. O kadar motive ve o kadar dolmuştum artık. 'Oh be' dedim, 'kutba doğru yürüyorum artık'"
Güney Kutbu'na yürürken ne içti ne yedi? Nasıl haberleşti?
"Bir kızak var. 2 metre 15 santim karbon kevlar bir kızak var. Bunun içinde iki aylık kurutulmuş, suyu alınmış ve dondurulmuş yemekler var. İki aylık ocağınızı yakabileceğiniz yakıt var. Çadırınız, uyku tulumunuz, yedek malzemeleriniz, yedek kıyafetleriniz aşağı yukarı 100 kilo. Benim tam 99.6 kilo gelmişti bütün her şey. Üzerindeki kıyafetlerle birlikte de 108 kiloydu. O 100 kilo kızağı çekmek hakikaten her babayiğidin de harcı değil. Çünkü bakın Antarktika kıtası diyorum ki buz tutmuş denizden başladım. Ayrıca sastrugi denilen oluşumlar var. Sastrugi de şu: orada işte 100-150 kilometre, 200 kilometre bir rüzgar eserken buzları yarıyor ve dalga formunda böyle dalga şeklinde oluşumlar yapıyor. Buna sastrugiler deniyor. Bunlar 20 santimle 2.5 metre derinliğinde değişiyor ve yüzlerce kilometre böyle ve onları geçmek zorundasınız. Bazen enine geçiyorsunuz, bazen boyuna geçiyorsunuz. Haftalarca önümü görmeden gittiğim zaman oluyor. Gerçekten kafayı sıyırmak ile sıyırmamak arasında kalıyorsunuz."
Terlemek neden riskli?
Tabi ki yürüyüşte terliyorsunuz ve terlememeniz imkansız. Bu duruma göre kıyafetler giymeniz gerekiyor. Terlediğiniz zaman risk ise şu. Bir saat, yürüyüp dinleneceksiniz, kızakta oturuyorsunuz ve içinizde ter var. Siz fazladan oturursanız o kızağın üstünde vücudunuza çarpan rüzgarın etkisiyle içinizdeki ter buz tutuyor. Düşünebiliyor musunuz? İçinde yün içlik var, terlemişsin ve çıtır çıtır buz tutuyor. Sen orada bir uykuya dalsan ya da birazcık dalsan bir on beş, yirmi dakika daha geçirsen donup ölebilirsin. Dolayısıyla terlemek çok büyük bir risk.
'48 saat haber alamazlarsa kurtarma operasyonu başlıyor'
7/24 izleyen logistik şirketiyle bir plan yapıyoruz. O plan da şu: her akşam sekiz buçukta oranın saatiyle onları arayıp uydu telefonu üzerinden lokasyonumu bildiriyorum. İşte günümün nasıl geçtiğini anlatıyorum. Doktorla konuşma ihtiyacım varsa, çünkü o merkezde bir doktor var. Eğer 48 saat benden haber alamazlarsa uydu telefonuyla hemen arama kurtarma operasyonu başlıyor. 200 bin dolar değerinde. Ve o arama kurtarma operasyonunu da sadece o şirket yapabiliyor. Dolayısıyla o her akşam sekiz buçukta onları aramak durumundaydım.
Hedefe ulaştı, Tarihe geçti: Neler hissetti?
Güney Kutbu'na 800 metre kala lojistik şirketi yetkilileri var, sarıldık onlarla, alkışla karşıladılar. 13 ülkenin bayrakları var seremoni bölgesinde. Japonya bayrağı yanından girdim ve karnıma kramp girdi. 3-4 yılın her anı gözümün önünden geçti, ellerimi kaldırdım ve 'Yaptım' dedim.


