‘Beş aylık enflasyon maaşlarda binlerce liralık kayıp yarattı’

‘Enflasyon maaş zamlarını daha cebe girmeden eritiyor’
“Türkiye İstatistik Kurumu’nun Mayıs ayı enflasyon rakamlarına baktığımızda aylık enflasyon yüzde 1,71; yıllık enflasyon ise yüzde 32,6’ya yükseldi. Ocak-Mayıs dönemi enflasyon yüzde 16,6 olarak gerçekleştirildi. İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) adıyla faaliyetini sürdüren bağımsız akademisyenlerin hesaplamaları TÜİK’in oranlarının oldukça üzerinde. Örneğin ENAG 5 aylık enflasyon toplamını yüzde 23,5 olarak; İstanbul Ticaret Odası ise yüzde 17,7 olarak hesapladı.
Bunun bir yansıması Türkiye’nin dünya enflasyon sıralamasındaki yerinde gerçekleşti. Mayıs ayı enflasyonu ile birlikte Türkiye dördüncülüğe yükseldi; Arjantin bir alt sıraya indi. Avrupa’da ise Türkiye enflasyon sıralamasında birinci sırada.
Enflasyondaki bu tablodan sonra memur, emekli zamları tartışılmaya başladı. 5 ayda gerçekleşen bu yüzde 16-17’lik enflasyon bize gelir kaybını, enflasyonun tahribatını ifade ediyor. Temmuz’da verilecek zam sadece enflasyonun gelirlerde yarattığı tahribatı telafi edecek. Temmuz’dan sonra gerçekleşecek enflasyon yine ücretlerde, gelirlerdeki erimeyi beraberinde getirecek. Nitekim 20 bin liralık en düşük emekli aylığı bu 5 aylık enflasyon ile birlikte 3 bin 322 lira kayıp yaşamış. 28 bin lira asgari ücret alanlar ise gelirlerinde 4 bin 663 lira kayba uğramış. En düşük memur maaşı 61 bin 890 lira ve bu 5 aylık enflasyonun sonunda memur maaşlarındaki erime 10 bin 280 lira. Temmuz’da verilecek zamla bu telafi edilecek ama ekonomi yönetimi tarafından asgari ücret için bir ara zammın düşünülmediği açıklandı. Dolayısıyla asgari ücretliler kalan 6 ayda da bu kayıpları sürdürmek zorunda kalacaklar.”
‘Yüksek faiz politikası bankaların kârını katladı’
“BDDK’nın açıkladığı son veriler Ocak-Nisan döneminde bankaların 363 milyar lir akar elde ettiğini ortaya koydu. Bankalar sadece Nisan ayında 75 milyar liranın üzerinde kar elde etti. Tabii ki bu karın ana unsuru uygulanan yüksek faiz politikası. Bir taraftan mevduata faiz verirken, bir taraftan bu parayı mevduata verilen faizin 10-15 puan üzerinde kredi olarak kullandıran banka sistemi böylesine olağanüstü karlar elde ediyor. Ama sanayici bu finansa bile erişemediği için küçülmek zorunda kalıyor, iflas, konkordato, istihdam azaltma kararları peş peşe geliyor. Türkiye’de yüksek enflasyon ortamı faizin de yüksek kalmasını, en azından enflasyon ile mücadelenin ana silahlarından birisinin faiz politikası olmasını zorunlu kılıyor. Çünkü 2022’de faiz yüzde 8’e kadar düşürüldüğü halde, aksine enflasyon yüzde 60’lara yükseldi, döviz kurları olağanüstü arttı ve bunun üzerine kur korumalı mevduat sistemine geçilmek zorunda kalındı. Ki hala kur korumalı mevduattaki paralar sıfırlanabilmiş değil. Yıl sonuna kadar bu paraların sıfırlanması bekleniyor. Ama kur fark olarak ve Merkez Bankası faizi olarak kur korumalı mevduat hesabı açtıranlara 2 yılda ödenen para 60 milyar doları, 2,5-3 trilyon lirayı buldu. Bu da çok büyük bir servet transferiydi. Zaten Türkiye’de bugün gelinen noktada servet dağılımındaki adaletsizliğin ana unsurlarından, en derin sorunlarından bir tanesi bu faiz ve kur politikası.”
‘Gerçek işsizlik 12,5 milyon kişiye ulaştı’
“Son açıklanan işsizlik verilerine baktığımızda görünen ve gerçek işsizlik arasında olağanüstü bir farklılık var. Görünen işsizlik aşağı inerken gerçek işsizlik yukarı çıkıyor. TÜİK açıkladığı verilere göre görünen işsizlik 2020-2021 yıllarında yüzde 13-14’tü; şimdi yüzde 8. Ekonomi yönetimi açıklanan işsizlik verilerinden sonra ‘aylardır işsizliği tek haneli rakamda tutmayı başardık’ diye bir başarı öyküsü aktarıyor. Ama diğer taraftan baktığımızda Nisan ayında yüzde 8,1’den 8,2’ye yükselmiş. Dar tanımlı işsizlik tek hanede kalmış ama asıl geniş tanımlı işsizliğe baktığımızda, TÜİK’in ‘atıl işgücü’ olarak nitelendirdiği gerçek işsizliğe baktığımızda yüzde 30’u aşmış durumda. Görünen işsizliğin 3 buçuk katı düzeyinde bir gerçek işsizlik söz konusu ve rakama vurduğumuzda çalışma çağındaki nüfus açısından 12 buçuk milyon kişiye denk geliyor. Oysa görünen işsizlik rakamı 2 buçuk milyon civarında. Tablo böyle olunca TÜİK’in hesaplama yöntemi ile ilgili de eleştiriler geliyor. Çünkü TÜİK çalışacak durumda olduğu halde iş bulacağına inanmadığı halde iş aramayanları işsiz saymıyor; atıl işgücü içerisinde bunlar var. Son 2 haftada herhangi bir iş arama kanalına başvurmamış olanları işsiz saymıyor. Dolayısıyla milyonlarca kişi işsiz oldukları halde örneğin İŞKUR’a başvurmamışsa, bir yere iş başvurusunda bulunmamışsa işsiz sayılmıyor.
Atıl işgücü dediğimiz 12 buçuk milyon nüfusun yanı sıra 86 milyonluk Türkiye’de istihdam edilen toplam kişi sayısı sadece 32 milyon. Yani toplam nüfusun sadece 3’te 1’i çalışıyor, üretiyor. Geri kalan, çalışabilecek durumda olan milyonlarca kişi ne yazık ki çalışma hayatının dışında. Burada kadınlar açısından negatif bir tablo söz konusu. İstihdam edilenlerin yüzde 70’inden fazlası erkek.”

