Yaklaşık dört yılı aşan savaş süreci, yalnızca cephede değil; ekonomi, enerji, demografi ve toplumsal psikoloji alanlarında da ağır bir tükenmişlik üretmiştir.
Ukrayna insan kaynağı, altyapı ve ekonomik kapasite bakımından tarihinin en ağır kayıplardan birini yaşamaktadır. Bugün Kiev yönetiminin en büyük problemi yalnızca Rus ilerleyişi değil, aynı zamanda savaşın sürdürülebilirliğine dair uluslararası desteğin giderek zayıflamasıdır. Savaşın ilk döneminde Batı dünyası, Ukrayna’yı “Avrupa’nın savunma hattı” olarak tanımlamış; büyük bir siyasi, askerî ve ekonomik destek mobilizasyonu gerçekleştirmişti.
Ancak uluslararası sistemde krizlerin çoğalması, enerji maliyetleri, Avrupa toplumlarında yükselen savaş yorgunluğu ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde iç siyasetin öncelik kazanması, bu desteğin giderek kırılgan hale gelmesine yol açtı.
Bugün gelinen noktada Ukrayna’ya verilen desteğin söylemsel düzeyde devam ettiği, fakat stratejik kararlılık bakımından ciddi aşınmalar yaşandığı görülmektedir. Avrupa başkentlerinde artık “Ukrayna nasıl kazanır?” sorusundan çok, “Bu savaş nasıl sonlandırılır?” sorusu konuşulmaktadır. Bu değişim son derece önemlidir. Çünkü savaşın ilk aşamasında Batı’nın temel hedefi Rusya’yı askeri, ekonomik ve diplomatik olarak zayıflatmak iken; bugün öncelik, kontrolsüz bir tırmanmanın Avrupa güvenliğini daha büyük bir krize sürüklememesidir. Özellikle enerji güvenliği, göç baskısı ve savunma harcamalarının toplumlar üzerindeki ekonomik etkisi, Avrupa’da yeni bir realist yaklaşımın önünü açmaktadır.