ABD’nin küresel güç kapasitesinde gerileme yaşandığını vurgulayan Profesör Barış Doster, bunun yeni bir durum olmadığını belirtti:
ABD emperyalist bir güç olmaya devam ediyor ancak hegemonya kabiliyetinde uzun yıllardır bir aşınma söz konusu. Başından beri söylediğim gibi İran 3-4 hafta direnirse sürecin kendi lehine döneceğini öngörüyordum.
‘İran halkı rejimle devleti ayırdı’
İran’ın toplumsal direncine dikkat çeken Doster, iç muhalefete rağmen devlet bütünlüğünün korunduğunu ifade etti:
"Başından beri söyledim, 'İran eğer 3-4 hafta direnirse, sonrasında süreç İran lehine işlemeye başlayacaktır, psikolojik üstünlük İran’ın eline geçecektir’ diye."
"İran’ın 90 milyon nüfusu var, ve İran halkı direnir, İran halkının tarihsel birikimi, feraseti ve basireti yüksektir diye de söyledim."
"İran’da halk, başta kadınlar, rejime çok haklı, çok meşru, çok ikna edici eleştiriler götürüyorlar ama aynı İran halkı, ki o Venezuela’da yok, rejimle devleti ayırt ettiler."
"Rejime muhalefetimiz haklıdır, meşrudur, bakidir, ama rejime muhalefet etmek başka bir şeydir, devletini, vatanının satmak, yarı yolda bırakmak bambaşka bir şeydir dedi."
Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan İranlılar biz vatanımıza dönüyoruz dedi, böyle durumlarda Suriye örneğinde olduğu gibi herkes ülkesinden kaçarken. Bunlarda Batılı kafaların anlamadığı bir şey var yani.
“İran halkı rejime yönelik eleştirilerini sürdürürken, devletle rejimi ayırt etti. Rejime muhalefet başka, devleti ve vatanı terk etmek başka dediler. Bu, Batı’nın anlamakta zorlandığı bir refleks.”
‘Askeri kapasite beklentilerin üzerinde çıktı’
İran’ın askeri envanterine dair öngörülerin de sahada değiştiğini belirten Doster şunları söyledi:
İran’ın kısa sürede dağılacağı düşünülüyordu ama çok ciddi bir füze ve roket stokuna sahip olduğu görüldü. Teknolojik kapasitesi de beklentilerin üzerinde çıktı. Bu da direniş süresinin uzamasıyla dengeleri değiştirdi.
‘ABD içinde ve Batı ittifakında çatlaklar oluştu’
Savaşın sadece sahada değil, siyasi düzlemde de etkiler yarattığını ifade eden Doster, ABD içindeki ve müttefikleri arasındaki gerilime dikkat çekti:
“ABD güvenlik bürokrasisinde çatlaklar oluştu. Avrupa ile ilişkilerde zaten var olan gerilim derinleşti. NATO içinde de ayrışmalar ortaya çıktı. Avrupa ülkeleri bu savaşın kendi savaşları olmadığını açıkça dile getirdi.”
‘Enerji krizi baskıyı artırdı’
Savaşın enerji hatları üzerindeki etkisine değinen Doster, özellikle Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemine işaret etti:
“Hürmüz üzerinden petrol akışının riske girmesi, Avrupa başta olmak üzere birçok ülkeyi zorladı. Bu durum ABD’ye yönelik baskıyı artırdı ve ateşkese giden süreci hızlandırdı.”
‘Körfez ülkeleri ABD’ye mesafe koyabilir’
Bölgedeki dengelerin değişebileceğini belirten Doster, Körfez ülkelerinin pozisyonunu sorguladı:
“Bu ülkeler ABD’ye eskisi kadar güvenip güvenmeyeceklerini yeniden değerlendirebilir. ABD’nin İsrail dışında kimse için aynı ölçüde risk almadığı görüldü. Bu da bölgesel ittifakları etkileyebilir.”
‘İsrail askeri hedeflere ulaşamadı’
İsrail’in sahadaki performansına da değinen Doster, hedeflerin gerçekleşmediğini savundu:
“İsrail, İran’ın askeri kapasitesini kırmayı başaramadı. Siyasi hedeflere ulaşmak bir yana, askeri hedeflerde bile sonuç alınamadı. ABD sahaya doğrudan girmeden İsrail’in tek başına sonuç alması zor.”
Ateşkes kararına en büyük tepkinin İsrail’den geldiğini belirten Doster, bunun nedenini şöyle açıkladı:
“İsrail sürecin devam etmesini istiyordu. Ancak ABD yönetimi farklı bir noktaya geldi ve ateşkesi tercih etti. Bu durum İsrail siyasetinde de tartışma yarattı.”
‘Uzun vadede küresel dengeler etkilenir’
Son olarak savaşın uzun vadeli etkilerine değinen Doster, enerji ve güvenlik alanında yeni arayışların hızlanacağını söyledi:
Enerji tedarikinde dışa bağımlı ülkeler alternatif güzergahlar arayacak. ABD’nin hegemonya kapasitesindeki zayıflama daha görünür hale geldi. Bu gelişmeler küresel dengeleri kalıcı biçimde etkileyebilir.
‘NATO sadece askeri değil, ideolojik bir aygıt’
Doster, NATO’nun rolünü de geniş bir çerçevede değerlendirdi:
“NATO sadece bir savunma örgütü değildir; ideolojik, politik ve ekonomik bir aygıttır. 1949’dan bu yana ABD’nin büyük yatırım yaptığı bu yapı, yalnızca dış tehditlere karşı değil, aynı zamanda üye ülkeleri ABD çizgisinde tutmak için vardır. NATO üyesi ülkelerin dış politikada, güvenlikte ve savunmada ABD ile uyumlu hareket etmesini sağlar.”
“Bugün NATO üyelerinin gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 5’ini savunmaya ayırmaları isteniyorsa, bu harcamaların önemli bölümü ABD savunma sanayisine gider. Yani NATO, ABD için aynı zamanda ekonomik bir araçtır; silah satışı, askeri teknoloji transferi ve savunma ihaleleri üzerinden ciddi bir gelir mekanizması oluşturur.”
“Dolayısıyla NATO, ABD’nin hem askeri hem ekonomik hem de ideolojik nüfuzunu sürdürmesinin temel araçlarından biridir. Bu yüzden ABD Başkanı Beyaz Saray’dan çıkar ama ABD NATO’dan çıkmaz.”