ABD ve İsrail, İran'la yürüttükleri savaşın çok boyutlu ve uzun vadeli olduğunun farkındalar. Onların asıl korkusu İran’ın askeri gücü değil; savaş uzadıkça bu durumun küresel ekonomiye vereceği maliyettir. Çünkü İran’ın elindeki en güçlü koz, Hürmüz Boğazı'dır. Hürmüz Boğazı’ndan geçişler engellendiği an ABD, Çin, Hindistan ve Körfez ülkeleri dahil olmak üzere tüm küresel ekonomi çok büyük bir bedel ödemek zorunda kalır. Savaşın, küresel ekonomideki etkilerini 20. günden itibaren hissettirmeye başladığını görüyoruz; bu noktada net işaretler alıyoruz. ABD yönetimi aslında "küresel ekonominin zarar görmesini istemiyorum" mesajı veriyor. Bir şekilde görüşmelerin başladığını belirterek, sorumluluğu İran’ın üzerine yıkıyor ve İran'ın Hürmüz Boğazı’nı bir "kart" olarak kullanma çılgınlığından vazgeçmesini bekliyor. İran ise "Böyle bir görüşme yok; Hürmüz kartını kullanırız. Bundan sonra ABD ve İsrail’i destekleyen ülkelerin ekonomik kaynakları ve altyapıları da hedefimizdir" şeklinde karşılık veriyor. İran bu mesajla, "ABD bizi müttefiklerinin altyapısına saldırmaya zorluyor" diyerek sorumluluğu karşı tarafa yüklüyor ve boğazı kapatma kozunu canlı tutmaya çalışıyor.
‘ABD Hürmüz’e saldırabilir’
Şu an oyunun adı artık "Hürmüz Boğazı"dır. Bu durum, savaşın kaderini belirleyecek ilk üç parametreden biridir. ABD ve İsrail, askeri anlamda nasıl bir tutum takınacakları konusunda henüz net bir tavır ortaya koymuş değil. Ancak öngörüm şu ki; Trump, bu mesajlarla Hürmüz Boğazı’nı tamamen kendi kontrolüne alacak bir planı adım adım uygulamaya koyuyor. İranlılar bunun farkında olsalar da hâlâ "İpler bizim elimizde" mesajını veriyorlar. Şahsi kanaatim; ABD ve İsrail, Hürmüz Boğazı’nı elde etmek için girişimlerde bulunacak. Trump’ın "24 saat, 5 gün" gibi süre kısıtlı mesajları, aslında bu müdahalenin altyapısını kurmak ve dünya kamuoyunu ikna etmek için zaman kazanma çabasıdır.