Uluslararası hukuk alanında uzman olan, Amerikan, Avrupa ve Mısır uluslararası hukuk dernekleri üyesi Dr. Muhammed Mahmud Mehran, NATO’nun Libya’ya yönelik 2011 müdahalesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sputnik’e konuşan Mehran, müdahalenin üzerinden 15 yıl geçtikten sonra “Batı’nın sivilleri koruma söyleminin tamamen temelsiz olduğunun açıkça görüldüğünü” söyledi.
NATO’nun Libya’ya karşı yürüttüğü savaş, Batı’nın finansal hegemonyasına altın dinar projesi üzerinden meydan okuyan örnek bir Afrika devletini yıkmayı hedefleyen, örgütlü bir saldırganlık suçuydu.
NATO’nun, Libya’yı “Afrika’nın en yüksek yaşam standartlarına sahip ülkesinden, kaosa ve iç savaşlara sürüklenmiş başarısız bir devlete” dönüştürdüğünü söyleyen uzman, bunun “BM Şartı’nın açık ihlali ve uluslararası hukuk açısından tehlikeli bir emsal” yarattığını vurguladı.
‘2011 öncesi Libya ‘karanlık bir diktatörlük’ değil, örnek bir devletti’
Mehran, 2011 öncesi Libya’nın “Batı medyasının sunduğu gibi karanlık bir diktatörlük değil, birçok göstergede örnek alınan bir ülke” olduğunu belirtti. Ülkenin 2010’da İnsani Gelişme Endeksi’nde dünyada 53’üncü, Afrika’da ise birinci sırada yer aldığını hatırlattı.
Uzman, öne çıkan sosyal ve ekonomik göstergeleri şöyle sıraladı:
Okuryazarlık oranının yüzde 87’ye ulaşması,
Eğitimin ve sağlık hizmetlerinin tamamen ücretsiz olması,
Yurt dışında eğitim için devlet bursları,
Ücretsiz elektrik,
Faizsiz krediler,
Benzin fiyatının litre başına 0.14 dolar seviyesinde olması – “sudan ucuz”.
Mehran ayrıca, dünyanın en büyük sulama projelerinden biri olan “Büyük Yapay Nehir”in NATO tarafından özellikle hedef alınarak vurulduğunu, bunun “ülkenin su altyapısını çökertmeye yönelik kasıtlı bir saldırı” olduğunu belirtti.
‘Hedef, altın dinar ve Libya’nın kaynaklarıydı’
Uluslararası hukuk uzmanı, müdahalenin gerçek saiklerinin “tamamen ekonomik ve jeopolitik” nitelik taşıdığını dile getirerek, Muammer Kaddafi’nin 143 ton altınla desteklenen ortak Afrika para birimi “altın dinar” projesinin doların ve Afrika frangının egemenliğini tehdit ettiğini vurguladı:
Bu proje, Afrika’yı Batı’ya olan finansal bağımlılıktan kurtarabilecek nitelikteydi. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın sızdırılan e-postaları da gösterdi ki, savaşın asıl nedeni sivilleri korumak değil, altın dinarı durdurmaktı.
Mehran, Libya petrolünün de müdahalenin stratejik hedeflerinden biri olduğunu belirterek, Total ve BP gibi Batılı enerji şirketlerinin, Kaddafi’nin “Libya devletinin çıkarını önceleyen sert şartları yürürlüğe koymasının ardından” ülke kaynakları üzerindeki kontrolü artırma peşine düştüğünü söyledi.
Ulusal kaynakların millileştirilmesinin “çokuluslu şirketlerde ciddi rahatsızlık yarattığını” dile getiren uzman, savaşın aynı zamanda “Rusya ve Çin’in Libya pazarındaki etkisini kırarak, alanı Amerikan ve Avrupa şirketlerine açmayı” amaçladığını ifade etti.
Sarkozy Dosyası: ‘Kişisel ve mali bir komplo’
Mehran, eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy etrafındaki yolsuzluk skandalına da dikkat çekti. Sarkozy’nin, Kaddafi’nin 2007 seçim kampanyasını finanse ettiği iddialarını “örtmek” amacıyla Libya müdahalesini agresif biçimde savunduğunu belirtti:
Fransa’da 2025 yılında verilen mahkumiyet kararı, bu savaşın insan haklarını koruma adına değil, kişisel ve mali çıkarlar uğruna yürütüldüğünü teyit ediyor. Bu durum, Batı’daki karar alma mekanizmalarındaki derin yolsuzluğun ve savaşların kişisel amaçlarla kullanılmasının çarpıcı bir göstergesidir.
‘BM kararı sivilleri korumayı öngörüyordu, rejim değişikliğini değil’
Mehran, BM Güvenlik Konseyi’nin 1973 sayılı kararının “sivil nüfusun korunmasını” öngördüğünü, ancak NATO’nun bu çerçeveyi aşarak operasyonu “Libya hükümetini devirmeye yönelik tam kapsamlı bir savaşa dönüştürdüğünü” söyledi.
Uzman, bunun BM Şartı’nın devletlerin iç işlerine müdahaleyi yasaklayan 2’nci maddesinin ihlali anlamına geldiğini vurgulayarak, “Rusya ve Çin, kararın bu şekilde yorumlanmasına açıkça karşı çıktı, ancak NATO bu itirazları görmezden geldi” dedi.