Gece saatlerinde bir yamaçta büyük bir orman yangını şiddetle yandığı görüntüler bilim insanlarına göre ‘iklim krizinin dönüp dolaşıp kapımıza dayandığının’ göstergesi.
Uzmanlar, ‘Dünya’nın geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaştığı uyarısında’ bulundu. One Earth dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, Grönland buz tabakası, Batı Antarktika buz tabakası, kuzey kuşağı ve Amazon yağmur ormanlarının daha önce düşünülenden çok daha yakın bir çöküş riskiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.
‘En kötü senaryoya kar topu etkisiyle sürüklenme’
Analiz, iklimde ‘kritik eşiklere’ dayanıyor. Bu kavram, bir çevresel sistemin çöküşünün diğer iklim sistemlerini de kendi kritik eşiklerinin ötesine itmesi ve gezegenin ‘en kötü senaryoya doğru bir kartopu etkisiyle sürüklenmesi’ anlamına geliyor. Bu senaryoya göre uzun vadeli küresel sıcaklıkların, sanayi öncesi ortalamaların yaklaşık 5 santigrat derece üzerine çıkması öngörülüyor ki bunun son derece ağır sonuçlar doğurabileceği kaydediliyor.
Çevre kuruluşu Terrestrial Ecosystems Research Associates’ten bilim insanı Christopher Wolf, “Bu eşiklerden bazılarının bile aşılması, gezegeni bir ‘sera Dünya’ rotasına kilitleyebilir” derken, “Siyaset yapıcılar ve kamuoyu, fiilen geri dönüşü olmayan bir geçişin yaratacağı risklerin büyük ölçüde farkında değil” diye ekledi.
‘Engelleme gücüne sahip olan küçük bir grup’
Uzmanlara göre durumu özellikle çarpıcı kılan nokta ise şu:
İklim değişikliğinin en erken ve en ağır sonuçlarını yaşayacak olan dünyanın yoksul kesimleri, bu kritik eşiklerin aşılmasını engelleme gücüne sahip değil. Üstelik bu bir isteksizlikten kaynaklanmıyor. Küresel iklim hareketi istikrarlı biçimde büyüyor ve Amerikalılar belki de hiç olmadığı kadar iklim değişikliğinin en çok düşük gelirli insanları etkileyeceğinin farkında.
Çalışmaya göre bu gidişatı tersine çevirme gücü halka değil, aşırı zenginlerden oluşan küçük bir gruba ait. Gezegenin geleceği üzerindeki kontrolümüz o denli sınırlı ki bazı çevre uzmanları, dünyanın en güçlü hükümetlerinin bile çöküşü durduramayabileceğini savunuyor.
Manitoba Üniversitesi profesörü David Camfield’a göre, aşırı zenginler ve şirketlerinin elindeki siyasi güç o kadar büyük ki halk desteğine sahip ve emisyonları azaltma konusunda kararlı bir hükümet bile şirketlerin yatırım grevleri, kredi derecelendirme kuruluşlarının baskısı ve yıkıcı piyasa dalgalanmaları karşısında zorlanabilir.
Camfield, “Bir hükümetin adil bir dönüşümü başlatabilmesi için bu siyasi engelleri yeterince zayıflatmak, ancak kitlesel hareketlerin yaratabileceği ölçekte büyük bir baskıyı gerektirir” diyor.
Uzmanlar tabloyu ‘sert olarak’ nitelerken ekliyor:
"Kapitalizmin mantığı, servetin kesintisiz birikimini zorunlu kılıyor; bu da şirketlerin sonuçları ne olursa olsun büyümek ya da yok olmak zorunda olduğu bir dünya yaratıyor. Bu çıkmazdan çıkış ise sermayenin iktidar üzerindeki hakimiyetini zayıflatmayı gerektiriyor ve bu, tarihte ancak geniş emekçi kitlelerin bir araya gelerek daha iyi bir dünya talep etmesiyle mümkün olabildi."