‘Suriye’yi ‘fethetmedik’, İsrail’e teslim ettik’
“Türkiye 2025 yılında dış politikada batağa battı. Bu batış göstere göstere geliyordu. Geçen yıl bu günlerde Suriye’yi ‘fethettiğimizi’ anlatıyorlardı. Bizim o günlerde ‘Bu çok tehlikeli bir sürecin başlangıcı, bölgesel ilişkilerimiz ve çıkarlarımız zarar görecek’ şeklindeki değerlendirmelerimiz dikkate alınmadı. 2011 yılında doğru olmayan bir şekilde Suriye’de başlatılan kirli iç savaşa Türkiye’nin müdahil olmasından bu yana bu değerlendirmeler dikkate alınmıyor. Bu yıl Suriye’yi ‘fethetmediğimiz’, Suriye’yi İsrail’e elde ettiği en büyük zafer olarak ikram ettiğimiz gerçeği ortaya çıktı. Bu en yalın, çarpıcı haliyle görülüyor. Geçen yıl aralık ayındaki fetih havası haftalar içinde ortadan kalktı, aylar içinde konuşulmaz oldu. ‘Ne kadar sevimli çocuklar, kravat da pek yakışmış, bazıları Türkiye’de okumuş’ lafları unutuldu gitti. Suriye tam anlamıyla içinden çıkılmaz bir durumda. İsrail’in istediği gibi at koşturduğu bir bölge.
Suriye parçalanmaya gidiyor, İsrail’in asırlık hedefi Suriye’yi paramparça etmek ve bölmekti bu politika tam gaz devam ediyor. Fırat’ın doğusunda bizim güvenliğimize ve bütünlüğümüze tehdit oluşturacak PKK/PYD yuvalanması kukla bir devlet şeklinde artarak sürüyor. Bu tehdide karşı askeri operasyon yapılması gündemde ancak bu kolay bir iş değil. Birkaç yıl önce PKK/PYD yapılanmasına karşı Suriye ile ortak harekete başlandı. Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a defalarca bunu söylemişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ağustos ayında ilk defa ‘Putin sürekli olarak bunu bana telkin ediyor, biz Suriye ile uzlaşmalıyız’ demişti. Bu senaryoda Rusya’nın S-300’leri ve İran orada olacaktı. Biz operasyon yaptığımızda o bölgenin hava korumasını bizim uçaklara açabilirlerdi ve birkaç yıl önce iyi veya kötü bir Suriye devleti vardı ortada. O zaman bir operasyon yapılabilirdi. Biz Suriye merkezi kuvvetleriyle PKK/PYD’ye karşı ortak harekata kalkışırsak ve İsrail Şara’nın kuvvetlerini bombalamaya başlar ardından da Şam’ı altüst ederse ne olur? Biz Şara’yı ‘Kendi haline bak biz seni koruyamayız’ mı diyeceğiz yoksa İsrail ile savaşa mı kalkışacağız? Bütün koruma kalkanları ortadan kalktı ve buna biz sebep olduk. Türk dış politikasının geçmişten bugününe ilişkin yaptığım değerlendirmelere göre Suriye’de yapılan hata Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır hatası oldu ve en ağır sonuçlarla devam ediyor.Türkiye’de kaç milyon Suriyeli sığınmacı olduğunu ve ne kadarına vatandaşlık verildiğini bilmiyoruz. Bunların Türkiye ekonomisine maliyetini de bilmiyoruz.”
‘Dış politika bir çıkmazda’
“Biz bir yandan İsrail’e karşı feci şekilde retorik içeren ciddi bir söz düellosu politikası izliyoruz. Hamas’a da bir şekilde destek veriyoruz sanırım ve desteğin içeriğinde ne olduğunu bilmiyoruz. Ancak yaptığımız her şey İsrail’in çıkarına oluyor. Suriye’de yönetimi devirmek, Hizbullah komutanlarının İsrail tarafından öldürülmesine Türkiye’deki siyasal İslamcıların alkış tutması bunun göstergesi. İsrail’in bizden çok memnun olması lazım. İsrail’in Amerika’daki güçlü lobisi de bizimle uğraşıyor. Sadece Ukrayna’ya yönelik Türk dış politikasını bilen Japon, Avrupalı, Amerikalı meslektaşlarıma politikalarımızı anlattığımda ‘Kaçırdık, tam olarak ne olduğunu anlat harita açalım’ diyorlar.
Bunların hepsinin aynı anda olamayacağını düşünüyorlar. Çünkü hem Hamas’a destek veriliyor hem İran karşıya alınıyor, Suriye İsrail’e hediye ediliyor ama bir yandan da İsrail’in Amerika’daki lobisi de bizle uğraşıyor. Bunun bir mantığı yok. Son aylarda önce Suriye Dışişleri Bakanı Hasan Şeybani’yi sonra da Şara’yı Moskova’ya gönderdiler. Bunların hepsinin Türkiye’nin teşvikleriyle yapıldığını biliyoruz. Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Ryabkov, Esad yönetiminin düşmesi üzerine Suriye’ye gidip ‘İlişkilerimiz ne olacak?’ diye sorduğunda ‘Suriye’den pılınızı pırtınızı toplayıp gidin, savaştan sizi sorumlu tutuyoruz tazminat ödeyeceksiniz. Rusya’da ikamet eden eski Suriye yönetimine mensup insanları da bize teslim edeceksiniz’ tepkisini almıştı. Bakanı kovarcasına geri göndermişlerdi. Aradan bir süre geçtikten sonra ‘Ne olur Suriye’ye geri gelin biz İsrail’i dengeleyemiyoruz’ demişlerdi. Bunun böyle olacağını bilmek gerekirdi. İran’ı bölgeden göndermeleriyle övünen Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan gitti İran’ı Suriye’ye çağırdı. Hizbullah’ın bile üst düzey yöneticilerinin Ankara’ya davet edildiği yönünde iddialar var. Bunlar yan yana gelince dış politika çıkmazı tablosu ortaya çıkıyor. Ne İran ne Hizbullah ne de Rusya oraya gelir. Orta Doğu’da frenini kaybetmiş bir Türkiye var. Dış politika parçalardan oluşur, bu parçaların bir bütüne hizmet ediyor olması gerekir ama Orta Doğu’da bu bütünün ne olduğunu bilemiyorum artık.”