DÜNYA

'Trump farklı yollardan da olsa Obama'nın izinden gidiyor'

Prof. Tarık Oğuzlu’ya göre, Trump farklı yollardan da olsa Obama’nın izinden gidiyor. Ankara’nın ‘ulusal güvenlik’ temelli geleneksel dış politika anlayışına döndüğünü belirten Oğuzlu, Ankara’nın Suriye’ye operasyon yapsa bile kapsamını dar tutacağı görüşünde.
Sitede oku

Obama: Trump, kutuplaşmanın sebebi değil sonucu
ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den çekilme açıklaması ve sonrasında süreci yavaşlatmasının ardından bölgede herkesin kafası karıştı. ABD yönetimi bir yandan NATO müttefiki Türkiye ile çekilmeyi koordine etmekten bahsederken, diğer yandan Ankara’dan Kürtlerin korunacağı garantisi talep ederek Ankara’yı öfkelendirdi. ABD yönetimi içinde görüş ayrılıkları eşliğinde Trump’ın bölgedeki Amerikan varlığı açısından verdiği mesajlar tartışılıyor.

Gelişmeleri Antalya Bilim Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tarık Oğuzlu ile konuştuk.

‘OBAMA İLE TRUMP ARASINDA GENEL GİDİŞAT MERTEBESİNDE BİR BENZERLİK VAR’

Prof. Tarık Oğuzlu’ya göre önceki ABD Başkanı Obama ile Trump’ın izledikleri yol farklı olsa da amaçları aynı. ABD kamuoyunun da ülkenin iç sorunlarına yönelirken, Ortadoğu gibi coğrafyalardan askeri anlamda uzaklaşıp ilgi alanına Doğu Asya ve Çin’e kaydırmanın söz konusu olduğunu belirten Oğuzlu, Trump’ın da farklı bir üslupla olsa bile bu çizgide ilerlediği görüşünde:

Trump: Obama bana Watergate'ten beterini yaptı
“Trump ile birlikte Amerika’nın dış politika çizgisi Obama ile girmiş olduğu mecrada bence artmaya devam ediyor. Obama ile başlayan biraz dünyadan elini ayağını çekme, kendi iç sorunlarına yönelme, Ortadoğu gibi problemli coğrafyalarda askeri anlamda uzaklaşıp ilgi alanını Doğu Asya’ya Çin’e kaydırma, Avrupa Birliği’ne kendi güvenliğini artık bundan sonra kendin sağla yönünde mesajlar verme… Bunlar aslında biraz devam edegelen trendler. Bu anlamda Obama ile Trump arasında bir süreklilik ve devam olduğunu düşünüyorum. Çünkü Amerika’nın Güvenlik Strateji Belgesi’nde Ulusal Savunma Stratejisinde Çin ve Rusya en önemli güvenlik tehditleri olarak yer alıyor. Amerika’nın kendi iç politika kamuoyu tartışmalarına baktığınızda şunu görüyorsunuz: Yerleşmiş güvenlikle bu realist ‘offshore balancing’ dediğimiz güvenlik stratejisini savunanlar arasında bir tartışma da devam ediyor. Geçenlerde iki önemli kitap yayınlandı. Bir tanesi John Mearsheimer diğeri Stephen Wolt’un. İkisi de yapısal realist uluslararası ilişkiler düşünürleri ve açık açık Amerika’nın küresel hegemonya odaklı stratejisini sorunlu bulduklarını söylediler. Amerika’nın bundan fayda elde etmediğini söylediler. Yavaş yavaş daha realist daha mütevazi dünyanın büyük güçler arası denge üzerinde ilerlemesini tavsiye eden yazarların sesi daha fazla çıkıyor. Bu yündeki düşünce kuruluşlarının yayınladığı raporlar daha fazla ses getiriyor. Trump’ın kendi iç kabinesindeki değişiklilere baktığınızda daha mütevazi içe kapanmacı yerine göre korumacı dış politika çizgisinin günden güne zemin kazandığını görüyoruz. En son Savunma Bakanı Mattis’in İstifasıyla bunu gördük. Böyle Amerikan kamuoyunda da şöyle bir algı var: Artık yetti. Bu kadar fazla dünyanın her tarafına asker yollama, kaynak ayırma böyle bir lüksümüz yok, kendi işimize bakalım. Yeni bir dünya kuruluyor. Çin ile Amerika arasında yapay zeka üzerinden devam etmekte olan bir küresel güç mücadelesi var. Dolayısıyla ilgimizi alakamızı buraya kaydıralım diyorlar. Ortadoğu’ya baktığımızda da şunu görüyoruz. Obama ne diyordu: Ortadoğu’daki sorunlar Ortadoğu’daki güçler tarafından çözülsün, halledilsin. Amerika’nın geleneksel müttefikleri işin içine daha fazla katılsınlar, sorumlulukları daha fazla paylaşıp Amerika’nın yükünü azaltsınlar yönünde bir beklentisi vardı. Obama ile Trump tamamen aynı şeyi söylüyor değiller. Ama genel gidişat mertebesinde bir ortaklık seziyorum. İran da işin için de olsun, Suudla İranlılar birbirlerini dengelesinler. İsrail her sıkıştığında yönünü ABD’ye döneceğine diğer ülkelerle daha iyi ilişkiler kurmaya çalışsın. Türkiye’yi kazanalım, daha fazla sorumluluk yüklensin.”

‘TÜRKİYE, RUSYA VE İRAN ARASINDA İVME KAZANMAYA BAŞLAR GÖZÜKEN BİR STRATEJİK İTTİFAK VAR’

Obama'dan Trump'ın İran kararına ilk tepki : Ciddi bir hata
Türkiye’nin Astana ortakları Rusya ve İran ile arasında ivme kazanmaya başlayan stratejik bir ittifak bulunduğunu belirten Oğuzlu’ya göre ABD bundan oldukça rahatsız. Bahreyn ve Katar’da hala ABD askerleri olduğunu hatırlatan Oğuzlu, Trump’ın sorumluluklarını devretmeye çalıştığını ancak Ortadoğu’dan tamamen elini eteğini çekmiş olduğunu düşünmenin ise gerçekçi olmadığını belirtti:

“Trump tamamen işadamı mantığıyla olaya bakan ve yerleşik düzeni bozmaya kendisini adamış bir şahsiyet. Mücadeleyi ordu üzerinden mi özel güvenlik şirketleri üzerinden mi yapalım tartışması… Özel güvenlik şirketleri üzerinden de yapılmasının ihtimaller dahilinde olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü işin içinde para var. Daha az asker konuşlandırma var problemli yerlerde. Görevi daha profesyonellere devretme var. Irak’ta da halihazırda Amerikan askeri var. Bunlar danışmanlık kisvesi altında bulunuyorlar. Bulundukları bölgelerdeki güçleri eğitiyorlar. Bu da aslında ona yumuşak bir geçiş. Bu bir yandan var ama şunu da unutmamak lazım. Hala Ortadoğu’da hatır sayılır Amerikan askeri var. Bahreyn’de var. Katar’da Merkezi Komutanlık Karargahı var. Amerika elini ayağını tamamen çekmiş değil. Arap NATO’su yönündeki girişim zaten bahsettiğimiz ‘offshore balancing’ diye tabir ettiğimiz stratejinin bir parçası aslında. Amerika sorumluluklarını devretmeye çalışıyor, elindeki yükü paylaştırmaya çalışıyor. Bunun parçası bu. Obama bunu yaparken klasik Amerikan müttefiklerini küstürerek karşısına almıştı. Çünkü çok fazla İran’a doğru yaklaşmıştı, anlaşma yapmıştı. İran’ı kazanmaya yönelik bir dış politikaydı. Bu İsrail’i küstürdü, Suudi Arabistan’ı küstürdü. Ama Trump tam tersi yönden hareket ederek bu sefer Sünni Arap yönetimlerini, Körfez’deki emirlikleri de işin içine katarak ve biraz da Mısır, Ürdün’ü alarak birleştirip İran’ı dengeleyecekseniz, siz dengeleyin ben de perde arkasından destek vermeye devam ederim tarzında bir yaklaşım bu. Ama aynı çizginin devamıdır bu. Obama ile Trump farklı şekilde davranıyorlar ama hedefleri aynı: Amerika’nın yükünü hafifletmek. Burada kritik şey İran. Çünkü İran’a bakış çerçevesinde de Sünni ülkeler arasında moto mot bir uyuşma olduğunu söyleyemeyiz. Orada da çatlaklar var. Bir İsrail ile Suudi Arabistan’ın haşır neşir olmasını anlıyoruz. Çünkü ikisinde de bir İran düşmanlığı var. Ama Suriye kazanılacaksa bu Sünni ittifakı nasıl olacak? Suriye ile İran arasındaki yakın ilişkiyi biliyoruz. Kuveyt vs. Körfez İşbirliği Örgütü ülkeleri ama arada kalan ülkeler tarafsızlar. İran ile de Sünni ülkelerle de iyi olmak istiyorlar. Çok kolay bir strateji değil İran’ı dengelemek ve Arap NATO’su çerçevesinde atılan adımlar zor. Türkiye, Rusya ve İran arasında her geçen gün daha ivme kazanmaya başlar gözüken bir stratejik ittifak var. Amerika da bundan rahatsız.”

‘ARAP NATO’SU İÇERİSİNDE TÜRKİYE YER ALMAZ’

Pompeo, Katar Savunma Bakanı ile 'Arap NATO'sunu' görüştü
Diğer yandan Oğuzlu’ya göre, Türkiye olası bir Arap NATO’su içerisinde yer almaz. Türkiye için önemli olanın YPG/PYD varlığının ulusal güvenliğe tehdit oluşturmaması olduğunu söyleyen Oğuzlu, Türkiye’nin geleneksel dış politika anlayışına geri dönmeye başladığı görüşünde:

“Olası bir Arap NATO’su içerisinde Türkiye yer almaz. İki tane keskin blok var. İran ve destekçileri ile Arap NATO’su denilen ülkelerin birlikteliği. Türkiye şu anki konumu itibariyle de herhangi bir kanton içerisinde tam anlamıyla girmiş değil. Bizim Ortadoğu’ya bakışımız İran gibi Suudi Arabistan gibi yerine göre Mısır gibi bölgenin geneline yönelik bir stratejik vizyon ile hareket ettiğimizden kaynaklamıyor. Bizim için önemli olan Suriye’nin kuzeyindeki yapılanma ve bunun Türkiye’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturmaması. Biz Esad rejimine karşı takip ettiğimiz dış politikada bile nereden nereye geldik. 2015’ten bu yana Binali Yıldırım’ın iktidara gelmesiyle birlikte daha realist bir dış politika gördük. Sünni- Arap ülkeler Türkiye ile İran’ı aynı potada görmek istemezler. Ama Türkiye o resmi de vermek istemez. Türkiye’nin böyle bir derdi yok. ‘Ben İran ile daha fazla yakınlaşayım da Sünni-Arapları karşıma alayım İran üzerinden ne yapacaksam yapayım özellikle Suriye’de’. Bu kadar bodoslamasına bir İrancılık, Türkiye’de yok. İran’a karşı İslam ordusu, Türkiye ile Suudi Arabistan birlikte gibi söylemler popülist söylemler ve iç politikanın gündemini meşgul etmek için oluşturulmuş söylemler. Stratejik bir gerçekliği yok. Ama Amerika’dan bakıldığında şu önemli. ‘Türkiye, İran’a daha fazla yakınlaşacağına ya arada kalsın ya da mümkünse Sünni bloka tutunsun’. İran ile yakın olacağına veya tamamen tarafsız olacağına en azından bize yaklaşsın der. Ama Türkiye bu topa girmez bence. Çünkü Türkiye’nin geleneksel dış politika anlayışına da geri dönmeye başladı. Olaylar çok hızlı aktığı için biz belki bunu göremiyoruz. Ama üç sene öncesinden günümüze olan gelişmeleri teker teker sayıp bakarsanız, daha mütevazi daha ayakları yere basan, bir düşünüp bir konuşan bir lider var. Daha realist, ulusal egemenlik noktasından olaya bakıyor. Böyle bir Türkiye var. Bunu Amerika da görüyor. Bunun önemli bir kazanım olduğunun farkında. Bunu daha da geliştirmesi adına bizi Rusya ve İran’dan biraz uzaklaştırması gerekiyor.”

‘TÜRKİYE, RUSYA İLE ABD ARASINDA DENGE OYUNUNU OYNAMAYA ALIŞMIŞ, BECERİ DE KAZANMIŞ’

Oğuzlu, Rusya ile ABD arasında denge oyununu oynamaya alışmış olan Türkiye’nin bu konuda beceri de kazandığı görüşünde. Türkiye’nin Suriye’de operasyon düzenlemesi halinde Oğuzlu, kapsamının oldukça dar olacağı görüşünde:

Yeni BM Suriye Temsilcisi, Türkiye ve Rusya'nın İdlib kararından memnun
“Türkiye NATO’dan çıkacaktır, Amerika ile köprüleri atacaktır. Amerikan kaynaklı silah almak yerine tamamen Rusya’ya yönelecektir, en yakın ortağı olacaktır tarzı afaki söylemlerin bir gerçekliği yok. Ama şu var. Son yıllarda yaşan gelişmeler açıkça gösteriyor. Amerika ile Türkiye arasında bir kan uyuşmazlığı denen bir olay yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Konjonktürel anlamda yakınlaşıyoruz ya da uzaklaşıyoruz. Ama bu süreklilik arz etmeye başladı. Ya yakınlaşıyoruz ya uzaklaşıyoruz. Bu bir gerginlik. Sağlıklı sürdürülebilir bir ilişkinin psikolojisi yok şu anda Türk-Amerikan ilişkilerinde. Bu psikolojik rahatsızlıklardan dolayı yaşıyoruz Rusya’ya fazla yakınlaşmayı ya da ondan görece olarak uzaklaşmayı. Çok anlık şeyler bunlar. Türk stratejisi Rusya ile Amerika gibi iki süper güç arasında denge oyununu oynamaya alışmış. Bu konuda beceri de kazanmış, bunu güzel de sergiliyor Ortadoğu bölgesinde. Belki çok fazla yakınlaştık. Amerika’ya ‘posta koyarak’ biraz ondan uzaklaşma sinyalleri göndererek Amerika’ya şu mesajı veriyor: Bak biz buradayız, bizi kaybetme, biz önemli bir aktörüz. Daha dikkatli davran, Türkiye’nin bu yöndeki mesajlarını bence Amerikalılar artık almaya başladılar. 15 Temmuz 2016’dan sonra yalanan gelişmelere göre daha da psikoloji bozulmuştu, tekrardan oturmaya başladı. Arada bir güvensizlik var şu anda iki ülke arasında. Türkiye bir operasyona girişse de sınırları çok belli olur, kapsamı çok dar olur, içerilere kadar girilmez. Menbiç’teki ortak devriye de gezmeye de başladılar. Türkiyeler şundan hoşlanmıyor: ‘Amerikalılar diyorlar ya çekilme peyderpey olacak. Ama çekilirsek de Kürtlerin güvenliğine zarar getirme’. Biz bundan rahatsız oluyoruz. Ama Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde bir tahakküm olayı kendi etki alanını perçinleştirme diye bir şey yok. Yeter ki oradaki PYD/YPG unsurları azalsın zayıflasın. PKK ile olan ilişkisi daha net bir şekilde görülsün, dünya kamuoyu tarafından anlaşılsın. Ama ben oralara gideyim, oraları yöneteyim, oralarda hâkimiyet kurayım gibi ve bunu yapmak adına da Kürtlerle savaşa dahi göze bile alabilecek böyle bir maceraya Türkiye’nin girmesi, aklını peynir ekmekle yemesi demektir. Ben buna ihtimal vermiyorum. Türkiye’nin orada yaptıkları ulus inşa etme süreci değil. Türkiye orada ideal bir örnek verme adına PTT açıyor, benzeri şeyleri yapıyor. Zemini de tahakküm etmeye çalışıyor. Ama orada kalıcıyız, oradan çıkmayız, buralar tamamen bizden sorulur tarzı Suriye’nin ulusal egemenliğine halel getirecek bir adım içerisinde olması, mümkün değil böyle bir şey. Çok yakın zamanda üst düzey Türkiye yönetimi ve üst düzey Suriye yönetiminin bir masa etrafında bir araya gelmesini görürsek ben şaşırmam.”

Yorum yaz