GÖRÜŞ

Suudi Arabistan petrol sahalarını korumak için ABD’ye ne kadar bağımlı? Mekke İttifakı ne değiştirecek?

© İran Lideri Basın Ofisi / HandoutMekke İttifakı üyeleri Tahran'da
Mekke İttifakı üyeleri Tahran'da - Sputnik Türkiye, 1920, 06.11.2026
Abone ol
Özel
Suudi Arabistan’ın enerji altyapısı ve petrol ihracatı, ülkenin güvenlik stratejisinin merkezinde yer alıyor. Terör ve Güvenlik Uzmanı Ecem Elif Ünal, Riyad’ın küresel savunma ortaklıklarını, Yemen deneyimini ve Mekke İttifakı’nı değerlendirerek askeri kapasitenin teknoloji, lojistik ve diplomasiyle desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Suudi Arabistan, dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri olarak enerji altyapısını, ihracat güzergâhlarını ve stratejik yatırımlarını korumak için savunma kapasitesini güçlendiriyor. Peki, Suudi Arabistan ordusu olası bir bölgesel savaşta kendi başına ne kadar etkili olabilir? Yemen savaşı Riyad'a hangi askeri ve siyasi dersleri verdi? Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması bölgesel güvenlik dengelerini nasıl etkileyebilir? Terör ve Güvenlik Uzmanı Ecem Elif Ünal, Sputnik Türkiye’ye yaptığı değerlendirmede Suudi Arabistan’ın askeri kapasitesinin yalnızca silah envanteri üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirterek enerji güvenliği, savunma sanayisi, uluslararası ortaklıklar ve diplomatik ilişkilerin birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

'Suudi Arabistan’ın stratejik gücü enerji arzını sürdürebilmesinden geliyor'

Terör ve Güvenlik Uzmanı Ecem Elif Ünal, Suudi Arabistan’ın askeri kapasitesini değerlendirdi:
"Uluslararası alanda Suudi Arabistan’ın stratejik gücünün enerji arzını sürdürebilmesinden, uzun vadeli yatırım ortaklıkları kurabilmesinden ve bu ekonomik ağı güvenilir bir savunma kapasitesiyle koruyabilmesinden sağladığını söyleyebiliriz."

‘Yüksek savunma bütçesi tek başına askeri etkinlik anlamına gelmiyor’

Ünal, Suudi Arabistan’ın savunma bütçesi rakamlarının tek başına askeri etkinlik haline gelmediğini söyledi:
“Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) tahminlerine göre Suudi Arabistan, 2025 yılında 83,2 milyar dolarlık askeri harcamayla dünyada sekizinci sırada yer aldı. Bu tutar, ülkenin milli gelirinin yaklaşık yüzde 6,5'ine karşılık geliyor. Böyle bir kaynak, Suudi Arabistan’a önemli imkânlar sağlıyor fakat savunma harcamalarının sahadaki karşılığını değerlendirirken satın alınan askeri sistemlerin bakım ve ortak harekât düzeniyle ne ölçüde bütünleştirilebildiğine yönelik değerlendirebiliriz.”

'Enerji güvenliği yalnızca petrol kuyularının korunmasından ibaret değil'

Ünal, enerji güvenliğinin yalnızca üretim sahalarının korunmasıyla sınırlı olmadığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Suudi Arabistan'ın güvenlik yatırımlarının merkezinde ülkenin ulusal petrol ve doğal gaz şirketi Aramco bulunuyor. Şirketin açıkladığı verilere göre 2025 yılında sermaye yatırımları 52,2 milyar dolara ulaştı. 2026 yılı için öngörülen yatırım aralığı ise 50-55 milyar dolar olarak açıklandı. Ülkenin petrol üretim coğrafyası da bu nedenle stratejik önem taşıyor. Karadaki Gavar ve Körfez'deki Safaniye, dünyanın en büyük petrol sahaları arasında yer alırken Hurays ve Şeybe de önemli üretim merkezleri arasında bulunuyor. Abkayk'ın önemi ise petrolün sevkiyata hazırlanmasını sağlayan büyük işleme tesisinden kaynaklanıyor.Bu ayrım, güvenliğin yalnızca kuyuların korunmasından ibaret olmadığını; işleme tesisleri, boru hatları ve ihracat terminallerinin bir bütün olarak işlemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Suudi Arabistan'ın karşı karşıya olduğu güvenlik ihtiyacı, geniş bir coğrafyaya yayılan şehirlerin, havaalanlarının, enerji tesislerinin ve ulaşım altyapısının kesintisiz korunmasını gerektiriyor.”

Suudi Arabistan ABD olmadan savaşabilir mi?

Ünal’a göre Suudi Arabistan'ın savunma kapasitesinde ABD ile ilişkiler belirleyici konumunu koruyor:
“SIPRI verilerine göre 2021-2025 döneminde Suudi Arabistan, küresel büyük silah ithalatının yüzde 6,8'ini gerçekleştirerek dünyada üçüncü sırada yer aldı. Aynı dönemde ülkenin büyük silah ithalatında ABD'nin payı yüzde 77 oldu. Beyaz Saray'ın 18 Kasım 2025'te açıkladığı Stratejik Savunma Anlaşması da Washington'ın Riyad'ın güvenlik mimarisindeki konumunu sürdürdüğünü gösteriyor. ABD ile askeri ilişkiler yalnızca savaş uçakları ve hava savunma sistemlerinin tedarikinden oluşmuyor. Eğitim, yazılım, bakım, yedek parça ve lojistik destek de bu ortaklığın önemli unsurları arasında bulunuyor. ABD'nin Şubat 2026'da duyurduğu yaklaşık 3 milyar dolarlık olası F-15 idame paketi, mevcut savaş uçaklarının operasyonel kapasitesinin korunmasının ne kadar kapsamlı bir süreç olduğunu ortaya koyuyor.”
"Suudi Arabistan’ın kendi kuvvetleriyle operasyonlar yürütmesi mümkündür. Ancak uzun süren ve yoğun mühimmat tüketilen bir bölgesel savaşta bakım, ikmal ve istihbarat desteğinin devamlılığı çok daha belirleyici hale gelir."

Yemen savaşı Suudi Arabistan'a ne gösterdi?

Ünal’a göre Suudi Arabistan'ın 2015 yılında başlayan Yemen müdahalesi, askeri kapasitenin siyasi sonuçlara dönüştürülmesindeki güçlükleri ortaya koydu:
“Yemen’de ortaya çıkan tabloyu, askerî üstünlüğün siyasi sonuçlara dönüştürülmesindeki güçlükler üzerinden değerlendirmek gerekir. Suudi Arabistan’ın gelişmiş savunma kapasitesine karşılık Yemen’in dağlık coğrafyası, Husilerin hareketli ve dağınık yapısı ve sahadaki aktörlerin farklı öncelikleri, harekâtın seyrini belirleyen önemli unsurlar olmuştur. Hava gücü belirli askerî hedeflere ulaşılmasını sağlayabilse de ülke genelinde kalıcı güvenliğin ve siyasi istikrarın tesis edilmesi daha kapsamlı bir uzlaşı gerektirmektedir. Bu nedenle Riyad’ın hedeflediği sonuçlara ulaşmakta karşılaştığı güçlükler, askerî kapasitenin yanında Yemen’in yerel ve bölgesel dinamikleriyle de ilişkilidir. Kalıcı bir çözümün, güvenlik tedbirlerinin diplomatik girişimler ve Yemenli taraflar arasında kapsayıcı bir siyasi süreçle desteklenmesine bağlı olduğu değerlendirilebilir.”
Yemen'deki deneyimin, askeri üstünlüğün tek başına siyasi başarı sağlamadığını gösterdiğini belirten Ünal, hareketli hedeflerin tespit edilmesi, sahadan gelen istihbaratın operasyonlara aktarılması ve farklı askeri unsurların koordinasyonunun önemine işaret etti:
“Yemen deneyimi, askerî kapasitenin yanında savaşın niteliğine de bakılması gerektiğini ortaya koyuyor. Suudi Arabistan’ın 2015’te başlayan müdahalesi, uluslararası alanda tanınan yönetimin yeniden güçlendirilmesini ve güney sınırındaki güvenlik tehditlerinin azaltılmasını hedefliyordu diyebiliriz. Ancak Yemen’de karşılaşılan tablo, düzenli ordular arasında açık bir cephede yürütülen savaştan farklıydı. Dağlık arazi, hareketli unsurlar ve çok sayıda yerel aktör, hava üstünlüğünün siyasi sonuca dönüşmesini zorlaştırdı. Siviller arasında veya dağlık bölgelerde gizlenen hareketli hedeflerin belirlenmesi, gelişmiş hava kuvvetleri için dahi önemli bir güçlük oluşturmaktadır. Suudi Arabistan, mevcut jeopolitik konjonktürde geniş bir coğrafyaya yayılan şehirlerinin, havaalanlarının ve enerji tesislerinin güvenliğini kesintisiz sağlamak durumundadır. Enerji ve ulaşım altyapısında yaşanabilecek bir aksama, fiziksel hasarın ötesine geçerek yatırımcı güvenini, ticaret akışlarını ve ülkenin ekonomik istikrarına ilişkin beklentileri etkileyebilir.”

‘2019'daki saldırılar Suudi Arabistan'ın enerji güvenliğindeki kırılganlığını gösterdi’

Ünal’a göre Suudi Arabistan'ın enerji altyapısının güvenliği, yalnızca ülkenin ekonomik gelirleri açısından değil, küresel petrol arzının devamlılığı bakımından da önem taşıyor:

“14 Eylül 2019 tarihinde Abkayk ve Hurays’a yönelik saldırıların günlük 5,7 milyon varillik üretimi geçici olarak kesintiye uğratması, bu bağlantının somut örneği olarak gösterebiliriz. ABD Kongre Araştırma Servisinin o dönemdeki değerlendirmesine göre bu miktar, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 5’ine karşılık geliyordu. Buna karşılık alternatif güzergâh yatırımları dayanıklılığı artırıyor. Aramco’nun 2026 açıklamalarında yaklaşık 1.200 kilometrelik Doğu–Batı Boru Hattı için günlük 7 milyon varillik kapasite belirtiliyor. Petrolün Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu’ya taşınabilmesi Hürmüz’e bağımlılığı azaltırken, Kızıldeniz güzergâhının güvenliğini de Suudi Arabistan’ın strateji politikasına dahil oluyor. Yemen’deki siyasi durum da askerî seçeneklerin sınırını belirliyor.”

‘Türkiye-Suudi Arabistan savunma işbirliğinde amaç sadece askeri tedarik değil’

Ünal’a göre, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki savunma sanayisi ilişkileri, yalnızca askeri tedarik değil, üretim ve teknoloji kazanımı hedefleri bakımından da önem taşıyor:
“Temmuz 2023'te imzalanan savunma işbirliği uygulama planı ve Baykar ile yapılan anlaşmalar, iki ülke arasındaki savunma sanayisi ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını açtı. Ağustos 2023'te açıklanan yerlileştirme anlaşmalarıyla insansız hava araçları ve ilgili sistemlerin Suudi Arabistan'da üretilmesine yönelik bir çerçeve oluşturuldu .Riyad'ın uzun vadeli savunma hedefleri açısından dışarıdan sistem satın almak kadar bu sistemlerin üretim, bakım ve teknoloji altyapısını geliştirmek de önem taşıyor.”

Mekke İttifakı bölgesel güvenlikte ne değiştirecek?

Ünal’a göre Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Riyad'ın bölgesel güvenlik işbirliğini geliştirme arayışında öne çıkan adımlardan biri oldu:
“Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı, 31 Ağustos’ta İstanbul’da ve 5 Ekim’de Riyad’da gerçekleştirilen komite toplantılarıyla devam etti. Resmi açıklamalarda ortak eğitim, birlikte çalışma kapasitesi ve savunma sanayisi işbirliği öne çıkıyor. Bu işbirliği, üç ülkenin askerî, teknolojik ve ekonomik imkanlarını bir araya getirerek bölgesel güvenliğe katkı sağlayabilir. Kalıcı ve etkili bir yapının oluşması ise taraflar arasında açık bir sorumluluk paylaşımına, düzenli istişareye ve ortak planlamaya bağlıdır. Riyad açısından önümüzdeki dönemin temel tercihi, enerji gelirlerinin sağladığı imkânları üretim, teknoloji ve güvenlik kapasitesine dönüştürürken diplomatik hareket alanını genişletmek olacaktır. Mekke İttifakı bu süreçte, mevcut uluslararası ortaklıkları bölgesel sorumluluk ve işbirliğiyle tamamlayabilecek bir zemin sunuyor. Başarı ölçütü, ortaklıkların sayısı kadar kriz anında sağlayabildikleri süreklilik ve güven olacaktır. Suudi Arabistan’ın gelecekteki stratejik ağırlığını; petrolün dünya pazarlarına kesintisiz ulaşması, yatırımların güven içinde sürmesi ve savunma işbirliğinin bölgesel istikrarı güçlendirmesi birlikte belirleyecektir.”
Yemen'de çatışmalar, Suudi Arabistan, Husiler - Sputnik Türkiye, 1920, 25.10.2026
GÖRÜŞ
Husilerin tehdidi Yemen’i aşıyor: ‘Üretimin sürüyor olması, enerji güvenliğinin sağlandığı anlamına gelmez’
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала