https://anlatilaninotesi.com.tr/20261025/husilerin-tehdidi-yemeni-asiyor-uretimin-suruyor-olmasi-enerji-guvenliginin-saglandigi-anlamina-1109835726.html
Husilerin tehdidi Yemen’i aşıyor: ‘Üretimin sürüyor olması, enerji güvenliğinin sağlandığı anlamına gelmez’
Husilerin tehdidi Yemen’i aşıyor: ‘Üretimin sürüyor olması, enerji güvenliğinin sağlandığı anlamına gelmez’
Sputnik Türkiye
Terör ve Güvenlik Uzmanı Ecem Elif Ünal, Yemen’deki Husilerin Riyad’a yönelik tehditlerinin enerji altyapısı ve ticaret açısından risk oluşturduğunu... 25.10.2026, Sputnik Türkiye
2026-10-25T12:35+0300
2026-10-25T12:35+0300
2026-10-25T12:35+0300
yemen
sana
süveyş kanalı
kongre partisi (hindistan)
türkiye
çin
görüş
https://cdn.img.anlatilaninotesi.com.tr/img/07ea/0a/0e/1109528173_0:0:1600:900_1920x0_80_0_0_509aa4edf2789666cb36c380a8b5a2fc.png
Ortadoğu’da enerji güvenliği, askerî caydırıcılık ve stratejik ticaret güzergahları, bölgesel güç mücadelesinin temel unsurları arasında yer alıyor. Yemen’deki Husilerin Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a ve stratejik altyapısına yönelik oluşturduğu tehditler, bölgesel çatışmaların küresel enerji piyasaları ve uluslararası yatırım ortamı üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıyor. Terör ve Güvenlik Uzmanı Ecem Elif Ünal, Yemen merkezli güvenlik krizinin yalnızca askeri hedefler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek enerji kaynaklarının kontrolü, uluslararası deniz geçişlerinin güvenliği ve yeni savunma ortaklıklarının bölgesel dengelerin şekillenmesinde belirleyici olduğunu vurguluyor.‘Mevcut gelişmelerin stratejik önemi, güvenlik tehdidinden daha geniş bir çerçevede değerlendirilmeli’Ünal’a göre Ekim 2026’da Riyad çevresinde artan güvenlik riskleri, bölgedeki konferansların ertelendiğine ilişkin gelişmeler, askerî tehditlerin yatırımcıların güven algısını da etkileyebileceğini gösteriyor. İngiltere’nin Suudi Arabistan’ın hava savunmasına destek vermeye yönelik hamleleri de Körfez güvenliğinin uluslararası savunma ilişkileriyle bağlantısını ortaya koyuyor:“Asıl mesele, Ortadoğu’nun enerji kaynakları, uluslararası deniz geçişleri ve güvenlik mekanizmaları üzerinde hangi aktörlerin ne ölçüde etkili olabileceği ve Türkiye’nin değişen güç dengeleri içerisinde nasıl bir stratejik konum geliştirebileceğidir.”‘Askeri kapasitenin büyüklüğünden çok, hangi kırılganlıklarına yöneltildiği önem kazanmakta’Ünal, Yemen’deki çatışmanın bölgesel bir güvenlik sorununa dönüşmesini şöyle değerlendiriyor: “Husilerin geliştirdiği balistik füze, seyir füzesi ve insansız hava aracı kapasitesi, Suudi Arabistan gibi konvansiyonel askerî açıdan daha güçlü ülkeler üzerinde baskı oluşturabiliyor. Daha sınırlı maliyetlerle gerçekleştirilebilen saldırılar, yüksek ekonomik ve stratejik değere sahip hedefleri tehdit edebiliyor. Riyad’ın karşı karşıya olduğu riskler yalnızca saldırıların önlenmesiyle sınırlı değil. Başkentin, havalimanlarının, enerji tesislerinin ve ekonomik altyapının sürekli tehdit altında bulunması, ülkenin savunma planlamasının yanı sıra uluslararası yatırım ortamını da etkiliyor.”‘Petrol üretimini sürdürmek, enerji güvenliğinin kesintisiz devam edeceği anlamına gelmez’ Terör ve Güvenlik Uzmanı Ecem Elif Ünal’a göre Yemen’in stratejik önemini artıran unsurların başında, Kızıldeniz’in güneyindeki Babülmendep Boğazı geliyor. Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan bu geçiş noktası, Süveyş Kanalı ile birlikte Asya, Avrupa ve Ortadoğu arasındaki enerji ve ticaret akışının önemli güzergahlarından birini oluşturuyor: ‘ABD ile Çin’in bölgesel etkinlik araçları arasında belirgin bir farklar bulunmakta’Ünal’a göre Yemen merkezli güvenlik krizinin küresel boyutu, ABD, Çin, İran gibi aktörlerin enerji piyasaları, askeri güvenlik gibi öncelikleriyle bağlantılı: “ABD açısından Körfez güvenliği, uzun yıllardır bölgesel ortaklarının korunması, deniz ticaret yollarının açık tutulması, enerji arzının sürekliliği ve İran’ın askerî nüfuzunun sınırlandırılması hedefleriyle bağlantılıdır. Washington’ın kendi petrol üretim kapasitesini artırmış olması, Ortadoğu’daki gelişmelerin Amerikan ekonomisi açısından önemini ortadan kaldırmamakta. Petrolün küresel piyasalarda fiyatlanması, Körfez’de meydana gelebilecek ciddi arz kesintilerinin ABD dâhil bütün büyük ekonomiler üzerinde etkili olabilmesine neden olmaktadır. Bununla birlikte Washington açısından temel mesele yalnızca enerji fiyatlarının istikrarı değildir. Suudi Arabistan gibi stratejik ortakların güvenliğinin sağlanması, ABD’nin bölgesel savunma taahhütlerinin inandırıcılığıyla da ilişkili.”‘Ortadoğu’da rekabet ile karşılıklı bağımlılık aynı anda varlığını sürdürmekte’ Konuyu Çin açısından değerlendiren Terör ve Güvenlik Uzmanı Ecem Elif Ünal, ülkenin Ortadoğu’daki gelişmelerden farklı bir ekonomik ve diplomatik çerçevede etkilendiğini söyledi:‘Türkiye’nin avantajı, farklı kaynakları ve enerji bağlantılarını bir araya getirebilmesinden kaynaklanmakta’Ünal, Ortadoğu’daki gelişmelerin Türkiye açısından dikkat çekici boyutlarına değindi:“Türkiye’nin Ortadoğu’daki enerji güvenliği sorunlarına yaklaşımı, yalnızca petrol fiyatlarının yükselmesi veya enerji ithalat maliyetlerinin artması üzerinden değerlendirilmemelidir. Türkiye, Hazar Havzası, Orta Asya, Irak, Karadeniz ve Doğu Akdeniz bağlantılarıyla enerji arzının çeşitlendirilmesi ve bölgesel enerji ticaretinin geliştirilmesi bakımından önemli bircoğrafi konuma sahiptir. Türkiye’nin stratejik avantajı, tek bir güzergâhın yerini almasından değil, farklı kaynakları ve enerji bağlantılarını bir araya getirebilmesinden kaynaklanmaktadır. Körfez’de meydana gelebilecek uzun süreli bir arz kesintisinin etkileri, yalnızca bölgeden doğrudan enerji ithal eden ülkelerle sınırlı kalmayacaktır. Küresel fiyatların yükselmesi, farklı tedarik kaynaklarına sahip ülkelerin de enerji maliyetlerini artırabilecektir. Bu nedenle Türkiye’nin diğer üretici bölgelerle geliştirdiği enerji bağlantıları, ekonomik dayanıklılığının güçlendirilmesi açısından önem taşımakta.”'Enerji güvenliğinin maliyetlerini yönetebilmek, bölgesel güç mücadelesinin geleceğini belirleyecek’Terör ve Güvenlik Uzmanı Ecem Elif Ünal’a göre bölgedeki gelişmelerin geleceği açısından üç senaryo öne çıkıyor: "İlk risk, Suudi Arabistan’ın petrol üretim ve işleme tesislerine yönelik saldırıların yoğunlaşması. Hava savunmasının güçlendirilmesi kadar saldırı sonrasında üretimin hızla yeniden başlatılmasını sağlayacak altyapı dayanıklılığı da önem taşıyor. İkinci risk, Babülmendep ve Kızıldeniz’de deniz taşımacılığının uzun süre aksaması. Enerji üretimi devam etse bile ticaret maliyetlerinin artması; Mısır’ın Süveyş Kanalı gelirlerini, Hindistan ve Çin’in enerji tedarikini, Avrupa ekonomilerinin tedarik zincirlerini ve Türkiye’nin enerji maliyetlerini etkileyebilir. Üçüncü ve en kapsamlı risk ise Yemen merkezli çatışmanın diğer Körfez ülkelerine veya Hürmüz Boğazı çevresine yayılması. Birden fazla enerji üreticisinin altyapısının ve uluslararası deniz geçişlerinin aynı anda tehdit altında kalması, petrol fiyatlarının yanı sıra uluslararası savunma taahhütlerini, diplomatik ilişkileri ve bölgesel güç dengelerini de doğrudan etkileyebilir.”
https://anlatilaninotesi.com.tr/20261024/rus-uzman-novikov-demokratlarin-rus-dizeli-anlasmasini-engelleme-imkani-sinirli-1109829967.html
yemen
çin
Sputnik Türkiye
feedback.tr@sputniknews.com
+74956456601
MIA „Rossiya Segodnya“
2026
Başak Koçak
https://cdn.img.anlatilaninotesi.com.tr/img/07e8/09/17/1088340050_0:173:750:923_100x100_80_0_0_4c72c9a794f2d0a6c919a7374cf331b6.jpg
Başak Koçak
https://cdn.img.anlatilaninotesi.com.tr/img/07e8/09/17/1088340050_0:173:750:923_100x100_80_0_0_4c72c9a794f2d0a6c919a7374cf331b6.jpg
SON HABERLER
tr_TR
Sputnik Türkiye
feedback.tr@sputniknews.com
+74956456601
MIA „Rossiya Segodnya“
https://cdn.img.anlatilaninotesi.com.tr/img/07ea/0a/0e/1109528173_200:0:1400:900_1920x0_80_0_0_9d878353d442c4f60773686b4d31a913.pngSputnik Türkiye
feedback.tr@sputniknews.com
+74956456601
MIA „Rossiya Segodnya“
Başak Koçak
https://cdn.img.anlatilaninotesi.com.tr/img/07e8/09/17/1088340050_0:173:750:923_100x100_80_0_0_4c72c9a794f2d0a6c919a7374cf331b6.jpg
yemen, sana, süveyş kanalı, kongre partisi (hindistan), türkiye, çin
yemen, sana, süveyş kanalı, kongre partisi (hindistan), türkiye, çin
Husilerin tehdidi Yemen’i aşıyor: ‘Üretimin sürüyor olması, enerji güvenliğinin sağlandığı anlamına gelmez’
Özel
Terör ve Güvenlik Uzmanı Ecem Elif Ünal, Yemen’deki Husilerin Riyad’a yönelik tehditlerinin enerji altyapısı ve ticaret açısından risk oluşturduğunu belirterek, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan savunma iş birliğinin önemine dikkat çekti. Ünal’a göre Türkiye, enerji güvenliği, savunma teknolojileri ve diplomasiyle dengelerde etkin rolü üstlenebilir.
Ortadoğu’da enerji güvenliği, askerî caydırıcılık ve stratejik ticaret güzergahları, bölgesel güç mücadelesinin temel unsurları arasında yer alıyor. Yemen’deki Husilerin Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a ve stratejik altyapısına yönelik oluşturduğu tehditler, bölgesel çatışmaların küresel enerji piyasaları ve uluslararası yatırım ortamı üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıyor. Terör ve Güvenlik Uzmanı Ecem Elif Ünal, Yemen merkezli güvenlik krizinin yalnızca askeri hedefler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek enerji kaynaklarının kontrolü, uluslararası deniz geçişlerinin güvenliği ve yeni savunma ortaklıklarının bölgesel dengelerin şekillenmesinde belirleyici olduğunu vurguluyor.
‘Mevcut gelişmelerin stratejik önemi, güvenlik tehdidinden daha geniş bir çerçevede değerlendirilmeli’
Ünal’a göre Ekim 2026’da Riyad çevresinde artan güvenlik riskleri, bölgedeki konferansların ertelendiğine ilişkin gelişmeler, askerî tehditlerin yatırımcıların güven algısını da etkileyebileceğini gösteriyor. İngiltere’nin Suudi Arabistan’ın hava savunmasına destek vermeye yönelik hamleleri de Körfez güvenliğinin uluslararası savunma ilişkileriyle bağlantısını ortaya koyuyor:
“Asıl mesele, Ortadoğu’nun enerji kaynakları, uluslararası deniz geçişleri ve güvenlik mekanizmaları üzerinde hangi aktörlerin ne ölçüde etkili olabileceği ve Türkiye’nin değişen güç dengeleri içerisinde nasıl bir stratejik konum geliştirebileceğidir.”
‘Askeri kapasitenin büyüklüğünden çok, hangi kırılganlıklarına yöneltildiği önem kazanmakta’
Ünal, Yemen’deki çatışmanın bölgesel bir güvenlik sorununa dönüşmesini şöyle değerlendiriyor:
“Husilerin Eylül 2014’te başkent Sana’nın kontrolünü ele geçirmesi ve Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 26 Mart 2015’te askeri müdahaleye başlaması önemli dönüm noktaları oldu. Başlangıçta Yemen’in siyasi geleceği etrafında şekillenen çatışma, zamanla Körfez güvenliğini, enerji altyapısını ve uluslararası deniz ticaretini etkileyen çok boyutlu bir krize dönüştü.”
“Husilerin geliştirdiği balistik füze, seyir füzesi ve insansız hava aracı kapasitesi, Suudi Arabistan gibi konvansiyonel askerî açıdan daha güçlü ülkeler üzerinde baskı oluşturabiliyor. Daha sınırlı maliyetlerle gerçekleştirilebilen saldırılar, yüksek ekonomik ve stratejik değere sahip hedefleri tehdit edebiliyor. Riyad’ın karşı karşıya olduğu riskler yalnızca saldırıların önlenmesiyle sınırlı değil. Başkentin, havalimanlarının, enerji tesislerinin ve ekonomik altyapının sürekli tehdit altında bulunması, ülkenin savunma planlamasının yanı sıra uluslararası yatırım ortamını da etkiliyor.”
‘Petrol üretimini sürdürmek, enerji güvenliğinin kesintisiz devam edeceği anlamına gelmez’
Terör ve Güvenlik Uzmanı Ecem Elif Ünal’a göre Yemen’in stratejik önemini artıran unsurların başında, Kızıldeniz’in güneyindeki Babülmendep Boğazı geliyor. Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan bu geçiş noktası, Süveyş Kanalı ile birlikte Asya, Avrupa ve Ortadoğu arasındaki enerji ve ticaret akışının önemli güzergahlarından birini oluşturuyor:
“Kasım 2023’ten itibaren Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik saldırıların yoğunlaşması, Yemen’deki çatışmanın uluslararası deniz taşımacılığı üzerindeki etkisini belirginleştirmiştir. ABD Enerji Enformasyon İdaresi’nin verileri, Babülmendep üzerinden gerçekleşen petrol ve petrol ürünleri taşımacılığının güvenlik koşullarındaki değişimlere son derece duyarlı olduğunu göstermektedir. 2023 yılında günlük yaklaşık 9 milyon varilin üzerinde seyreden akışın 2024 yılında belirgin biçimde azalması, deniz ticaretinin askerî tehditler karşısında ne ölçüde yön değiştirebildiğinin önemli bir göstergesidir. Kızıldeniz’deki güvenlik riskleri nedeniyle
gemilerin Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu üzerinden yönlendirilmesi, taşımacılık
sürelerini uzatmakta; yakıt tüketimi ve lojistik maliyetlerini artırmaktadır. Bu durum yalnızca enerji ithalatçılarını değil, küresel tedarik zincirlerine bağımlı üretim ve ticaret ekonomilerini de etkilemektedir. Burada dikkat çekici olan, petrol üretiminde herhangi bir kesinti yaşanmadan da enerji güvenliği krizinin ortaya çıkabilmesidir. Bir ülke petrol üretimini sürdürebilir; ancak bu petrolün uluslararası pazarlara ulaştırılmasında yaşanan gecikmeler ve artan maliyetler, küresel enerji ticaretinde yeni kırılganlıklar oluşturabilir.”
‘ABD ile Çin’in bölgesel etkinlik araçları arasında belirgin bir farklar bulunmakta’
Ünal’a göre Yemen merkezli güvenlik krizinin küresel boyutu, ABD, Çin, İran gibi aktörlerin enerji piyasaları, askeri güvenlik gibi öncelikleriyle bağlantılı:
“ABD açısından Körfez güvenliği, uzun yıllardır bölgesel ortaklarının korunması, deniz ticaret yollarının açık tutulması, enerji arzının sürekliliği ve İran’ın askerî nüfuzunun sınırlandırılması hedefleriyle bağlantılıdır. Washington’ın kendi petrol üretim kapasitesini artırmış olması, Ortadoğu’daki gelişmelerin Amerikan ekonomisi açısından önemini ortadan kaldırmamakta. Petrolün küresel piyasalarda fiyatlanması, Körfez’de meydana gelebilecek ciddi arz kesintilerinin ABD dâhil bütün büyük ekonomiler üzerinde etkili olabilmesine neden olmaktadır. Bununla birlikte Washington açısından temel mesele yalnızca enerji fiyatlarının istikrarı değildir. Suudi Arabistan gibi stratejik ortakların güvenliğinin sağlanması, ABD’nin bölgesel savunma taahhütlerinin inandırıcılığıyla da ilişkili.”
‘Ortadoğu’da rekabet ile karşılıklı bağımlılık aynı anda varlığını sürdürmekte’
Konuyu Çin açısından değerlendiren Terör ve Güvenlik Uzmanı Ecem Elif Ünal, ülkenin Ortadoğu’daki gelişmelerden farklı bir ekonomik ve diplomatik çerçevede etkilendiğini söyledi:
“Çin için Körfez petrolüne erişim, Hürmüz ve Babülmendep geçişlerinin güvenliği ve uluslararası ticaretin sürekliliği temel önceliklerdir. Deniz taşımacılığında meydana
gelebilecek uzun süreli kesintiler, Çin’in enerji tedarik maliyetlerini ve Avrupa pazarlarıyla bağlantılarını etkileyebilir. 10 Mart 2023’te Çin’in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile İran arasında diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesine yönelik anlaşmaya varılması, Pekin’in Ortadoğu diplomasisinde daha görünür bir rol üstlenmesi açısından önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu noktada ABD ile Çin’in bölgesel etkinlik araçları arasında belirgin bir farklılık bulunmaktadır. ABD, askerî kapasitesi ve savunma ortaklıkları üzerinden güvenlik mimarisinde etkili olurken Çin, enerji ticareti, altyapı yatırımları ve diplomatik ilişkiler aracılığıyla nüfuz geliştirmektedir. Bununla birlikte iki ülkenin ortak çıkarı, küresel enerji ve ticaret akışını tehdit edecek geniş çaplı bir bölgesel çatışmanın önlenmesidir. Dolayısıyla Ortadoğu’da rekabet ile karşılıklı bağımlılık aynı anda varlığını sürdürmekte.”
‘Türkiye’nin avantajı, farklı kaynakları ve enerji bağlantılarını bir araya getirebilmesinden kaynaklanmakta’
Ünal, Ortadoğu’daki gelişmelerin Türkiye açısından dikkat çekici boyutlarına değindi:
“Türkiye’nin Ortadoğu’daki enerji güvenliği sorunlarına yaklaşımı, yalnızca petrol fiyatlarının yükselmesi veya enerji ithalat maliyetlerinin artması üzerinden değerlendirilmemelidir. Türkiye, Hazar Havzası, Orta Asya, Irak, Karadeniz ve Doğu Akdeniz bağlantılarıyla enerji arzının çeşitlendirilmesi ve bölgesel enerji ticaretinin geliştirilmesi bakımından önemli bir
coğrafi konuma sahiptir. Türkiye’nin stratejik avantajı, tek bir güzergâhın yerini almasından değil, farklı kaynakları ve enerji bağlantılarını bir araya getirebilmesinden kaynaklanmaktadır. Körfez’de meydana gelebilecek uzun süreli bir arz kesintisinin etkileri, yalnızca bölgeden doğrudan enerji ithal eden ülkelerle sınırlı kalmayacaktır. Küresel fiyatların yükselmesi, farklı tedarik kaynaklarına sahip ülkelerin de enerji maliyetlerini artırabilecektir. Bu nedenle Türkiye’nin diğer üretici bölgelerle geliştirdiği enerji bağlantıları, ekonomik dayanıklılığının güçlendirilmesi açısından önem taşımakta.”
“Belki de en belirleyici alan, Türkiye’nin diplomatik manevra kabiliyetidir. Türkiye’nin, Suudi Arabistan ve Pakistan’la geliştireceği güvenlik iş birliğini İran’la sürdürdüğü diplomatik ilişkilerden tamamen bağımsız değerlendiremeyiz. Türkiye’nin bölgesel konumu, farklı aktörlerle eş zamanlı ilişkiler geliştirebilmesini stratejik bir imkâna dönüştürmektedir. Ancak bu imkânın etkili biçimde kullanılabilmesi, askerî caydırıcılık ile diplomatik denge arasında tutarlı bir ilişki kurulmasına bağlıdır. Savunma iş birliğinin güçlendirilmesi, çatışmanın genişlemesine yönelik bir stratejiye dönüşmemeli; aksine kritik altyapının korunmasını, tehditlerin azaltılmasını ve bölgesel istikrarın desteklenmesini hedeflemelidir. Türkiye açısından asıl stratejik kazanım, herhangi bir bölgesel kutuplaşmanın parçası hâline gelmenin yanında, güvenlik iş birliklerini enerji diplomasisi ve bölgesel istikrar hedefleriyle uyumlu biçimde geliştirebilmesidir.“
'Enerji güvenliğinin maliyetlerini yönetebilmek, bölgesel güç mücadelesinin geleceğini belirleyecek’
Terör ve Güvenlik Uzmanı Ecem Elif Ünal’a göre bölgedeki gelişmelerin geleceği açısından üç senaryo öne çıkıyor:
"İlk risk, Suudi Arabistan’ın petrol üretim ve işleme tesislerine yönelik saldırıların yoğunlaşması. Hava savunmasının güçlendirilmesi kadar saldırı sonrasında üretimin hızla yeniden başlatılmasını sağlayacak altyapı dayanıklılığı da önem taşıyor. İkinci risk, Babülmendep ve Kızıldeniz’de deniz taşımacılığının uzun süre aksaması. Enerji üretimi devam etse bile ticaret maliyetlerinin artması; Mısır’ın Süveyş Kanalı gelirlerini, Hindistan ve Çin’in enerji tedarikini, Avrupa ekonomilerinin tedarik zincirlerini ve Türkiye’nin enerji maliyetlerini etkileyebilir. Üçüncü ve en kapsamlı risk ise Yemen merkezli çatışmanın diğer Körfez ülkelerine veya Hürmüz Boğazı çevresine yayılması. Birden fazla enerji üreticisinin altyapısının ve uluslararası deniz geçişlerinin aynı anda tehdit altında kalması, petrol fiyatlarının yanı sıra uluslararası savunma taahhütlerini, diplomatik ilişkileri ve bölgesel güç dengelerini de doğrudan etkileyebilir.”
“Türkiye açısından temel mesele, yalnızca yeni bir savunma ortaklığının parçası olmak değil; enerji güvenliği, savunma teknolojileri ve diplomatik ilişkileri sürdürülebilir bir strateji doğrultusunda bir araya getirmek. Türkiye’nin bölgesel etkinliği, askerî kapasitesinin yanı sıra bu kapasiteyi hangi siyasi hedefler doğrultusunda ve ne ölçüde sürdürülebilir biçimde kullanabildiğine de bağlı olacak.”