GÖRÜŞ

Emekli Tümamiral Gürdeniz: Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hakları üçüncü devletlerin anlaşmalarıyla ortadan kaldırılamaz

© Orhan ÇiçekDENİZKURT-I
DENİZKURT-I  - Sputnik Türkiye, 1920, 30.10.2026
Abone ol
Özel
Libya'nın Türkiye ile deniz yetki alanları mutabakatını onaylamasının ardından Yunanistan ve Mısır'ın yeni hamlelerini değerlendiren Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Doğu Akdeniz'de çok taraflı bir güç mücadelesi yaşandığını belirtti.
Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanları üzerindeki mücadele, Libya'nın doğusundaki Temsilciler Meclisi'nin Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakatı'nı onaylamasının ardından yeni bir boyut kazandı. Yunanistan'ın Mısır ile deniz yetki alanlarına ilişkin müzakerelerini yeniden gündeme taşıdığı ve Güney Kıbrıs’ın Türkiye'ye karşı ortak hareket çağrılarını artırdığı bir döneme denk geldi. Yunanistan ve Mısır'ın, 2020'de imzaladıkları münhasır ekonomik bölge (MEB) sınırlandırma anlaşmasını genişletmeye yönelik girişimleri, özellikle 28'inci boylamın doğusundaki deniz alanları bakımından önem taşıyor. Diğer yandan Güney Kıbrıs’ın Fransa ile savunma işbirliği, Doğu Akdeniz'de gerçekleştirilen çok uluslu askerî tatbikatlar ve Great Sea Interconnector (GSI) elektrik bağlantısı projesi, bölgedeki jeopolitik rekabetin farklı boyutlarını oluşturuyor. Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Sputnik Türkiye'ye yaptığı değerlendirmede, Libya'nın doğusundan gelen onay kararının Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki konumunu güçlendirdiğini belirtti. Yunanistan-Mısır müzakerelerinin Türkiye'nin kıta sahanlığı haklarına etkilerini değerlendiren Gürdeniz, bölgedeki mücadelenin yalnızca deniz yetki alanlarıyla sınırlı olmadığını; enerji, ekonomi, diplomasi ve askerî güç unsurlarının iç içe geçtiğini ifade etti.

'Doğu Libya'nın onayı, Yunanistan ve AB'nin temel argümanını ciddi ölçüde zayıflattı'

Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Mutabakatı'nın 27 Kasım 2019'da imzalandığını hatırlatan Gürdeniz, anlaşmayı Türkiye'nin deniz jeopolitiği açısından tarihi bir dönüm noktası olarak nitelendirdi:

“Türkiye bu mutabakatla Doğu Akdeniz'de kendisini Antalya Körfezi'ne hapsetmeye yönelik deniz yetki alanı tasarımlarına karşı somut ve uluslararası hukuk temelinde savunulabilir bir sınırlandırma hattı ortaya koymuştur. Libya'nın doğusundaki Temsilciler Meclisi tarafından alınan onay kararı, bu tarihi hamlenin ikinci önemli aşaması olarak değerlendirilmelidir. Çünkü Yunanistan ve Avrupa Birliği'nin Türkiye–Libya mutabakatına yönelik temel siyasi itirazlarından biri, anlaşmanın yalnızca Trablus merkezli yönetim tarafından imzalandığı ve Libya'nın tamamının iradesini temsil etmediği iddiasıydı. Doğu Libya'daki Temsilciler Meclisi'nin onayı, bu argümanı ciddi ölçüde zayıflatmıştır.”

‘Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi dışlayan bölgesel denklemin Libya üzerinden yeniden şekillenmesi önemli’

Gelişmenin yalnızca anlaşmanın meşruiyetine yönelik tartışmalarla sınırlı olmadığını ifade eden Gürdeniz, Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi dışlayan bölgesel denklemin Libya üzerinden yeniden şekillendiğini belirtti:

“Asıl önemli gelişme, Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi dışlayan bölgesel denklemin Libya üzerinden yeniden şekillenmesidir. Yıllarca Türkiye karşıtı cephe içinde değerlendirilen Doğu Libya yönetiminin bu yönde hareket etmesi, Atina açısından önemli bir stratejik gerilemedir. Türkiye açısından bundan sonraki hedef yalnızca 2019 mutabakatını savunmak değil, Libya'nın bütünlüğünü ve egemenliğini gözeterek bu anlaşmayı uzun vadeli bir Doğu Akdeniz güvenlik ve işbirliği mimarisinin temellerinden biri haline getirmek olmalıdır. Türkiye Libya’nın denizcileşmesine ve denizcilik alanında kurumsallaşmasına destek olurken Yunan oldu bittilerine karşı Libya deniz çıkarlarının korunmasında yanında durmalıdır.”

© DHATürkiye-Libya bayrakları
Türkiye-Libya bayrakları - Sputnik Türkiye, 1920, 30.10.2026

'Yunanistan-Mısır müzakereleri, Türkiye-Libya mutabakatına karşı dengeleme hamlesidir'

Yunanistan'ın Türkiye-Libya mutabakatına yönelik itirazlarının temelinde adaların deniz yetki alanı sınırlandırmasındaki etkisinin bulunduğunu belirten Gürdeniz, Atina'nın özellikle Girit, Kerpe, Kaşot ve Rodos adalarının geniş kıta sahanlığı ve MEB alanları oluşturması gerektiğini savunduğunu aktardı:

“Yunanistan'ın itirazlarının merkezinde adaların deniz yetki alanı sınırlandırmasındaki etkisi bulunmaktadır. Atina, özellikle Girit, Kerpe, Kaşot ve Rodos gibi adaların geniş kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge alanları oluşturması gerektiğini savunmaktadır. Uluslararası deniz hukuku, adalara her durumda ana karalarla aynı sınırlandırma etkisinin verilmesini zorunlu kılmaz. Türkiye deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasında yalnızca adaların varlığının değil, kıyı uzunluklarının, coğrafi konumların, ana karaların karşılıklı projeksiyonlarının ve hakkaniyet ilkesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunmakta, Ege Denizinde başlangıçtan itibaren adaların kıta sahanlığı üretmeyeceği tezini savunagelmektedir. Yunanistan'ın deniz yetki alanlarına ilişkin maksimalist yaklaşımı, Sevilla Haritası üzerinden Avrupa Birliği çevrelerinde uzun yıllardır dolaşıma sokulmuştur. Bu harita bağlayıcı bir uluslararası hukuk belgesi değildir. Buna rağmen Türkiye'nin deniz yetki alanlarını daraltan adeta Ege’yi Yunan gölü yaparken Akdeniz’de Türkiye’yi Antalya ve İskenderun Körfezlerine hapseden bir jeopolitik tasarımın sembolü haline gelmiştir. Dolayısıyla Yunan-Mısır 2020 anlaşmasının genişletilmesine yönelik yeni müzakereler, Türkiye–Libya mutabakatına karşı bir dengeleme hamlesi olarak okunabilir."

‘Doğu Akdeniz’deki anlaşmazlıklarda Türkiye’nin karşısında sadece Yunan ve Kıbrıslı Rum yok AB’de var’

Güney Kıbrıs’ın 2004 yılında Avrupa Birliği'ne alınmasının, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları anlaşmazlıklarını AB kurumlarına taşıdığını belirten Gürdeniz, Türkiye'nin karşısında artık yalnızca Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın değil, Avrupa Birliği'nin de bulunduğunu ifade etti:

“Güney Kıbrıs’ın, Kıbrıs sorunu çözülmeden ve Türk tarafının iradesi dikkate alınmadan Avrupa Birliği'ne alınması, Doğu Akdeniz'deki anlaşmazlıkların AB kurumlarına taşınmasında belirleyici bir gelişme olmuştur. Artık Türkiye’nin karşısında sadece Yunan ve Kıbrıslı Rum yoktur. AB de vardır. Böylece Türkiye ile Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasındaki deniz yetki alanları anlaşmazlığı, Avrupa Birliği'nin siyasi dayanışma mekanizmaları üzerinden daha geniş bir boyut kazanmıştır.”

'28'inci boylamın doğusundaki anlaşma Türkiye'nin kıta sahanlığı haklarını doğrudan ilgilendirir'

Yunanistan ve Mısır'ın MEB anlaşmasını 28'inci boylamın doğusuna genişletmesi ihtimalini değerlendiren Gürdeniz, bu bölgenin Türkiye'nin kıta sahanlığı iddiaları ile Yunanistan'ın Rodos ve Meis üzerinden geliştirdiği deniz yetki alanı taleplerinin karşı karşıya geldiği kritik alanlardan biri olduğunu belirtti. 2020'de imzalanan Yunanistan-Mısır anlaşmasının yaklaşık 26'ncı ve 28'inci boylamlar arasını kapsadığını hatırlatan Gürdeniz, anlaşmanın doğuya genişletilmesinin Yunan adalarının sınırlandırmadaki etkisini artırabileceğini ifade etti. Gürdeniz, böyle bir gelişmenin Türkiye'nin ilan ettiği kıta sahanlığı sınırlarıyla çakışan yeni bir deniz yetki alanı iddiası ortaya çıkarabileceğini söyledi. Ancak üçüncü devletlerin kendi aralarında imzaladıkları anlaşmaların Türkiye'nin haklarını kendiliğinden ortadan kaldıramayacağını vurgulayan Gürdeniz, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Yunanistan ve Mısır'ın kendi aralarında imzalayacakları bir sınırlandırma anlaşması, Türkiye'nin rızası olmadan Türkiye bakımından hak ve yükümlülük doğuramaz. Bu, uluslararası antlaşmalar hukukunun temel ilkelerinden biridir. Elbette aynı ilke Türkiye–Libya mutabakatı bakımından da geçerlidir. İki devlet kendi aralarında anlaşma yaparak üçüncü devletlerin mevcut haklarını ortadan kaldıramaz. Ancak haklı olmak tek başına yeterli değildir. Bu hakları donanma, diplomasi, hukuk, enerji politikaları ve deniz ekonomisiyle desteklemek zorundayız.”

© Fotoğraf : Bu fotoğraf yapay zeka ile oluşturulmuşturdoğu akdeniz
doğu akdeniz - Sputnik Türkiye, 1920, 30.10.2026

'Mısır yaklaşık 15 bin kilometrekarelik deniz yetki alanından vazgeçebilir'

Mısır'ın Yunanistan ile deniz yetki alanları sınırlandırmasında izleyeceği politikanın Kahire'nin kendi çıkarları açısından da önemli olduğunu belirten Gürdeniz, 2020 anlaşmasında Girit ve bazı Yunan adalarına sınırlandırma etkisi tanındığını hatırlattı. Bu yaklaşımın Libya'nın Girit karşısındaki deniz yetki alanlarını da etkilediğini ifade eden Gürdeniz, Mısır'ın Rodos, Kaşot ve Kerpe adalarına da etki tanıması durumunda önemli bir deniz alanından vazgeçebileceğini savundu:
"Mısır’ın Rodos, Kaşot ve Kerpe’ye etki tanıması hâlinde yaklaşık 15 bin kilometrekarelik potansiyel deniz yetki alanından vazgeçmesi söz konusu olabilir. Kahire siyasi nedenlerle bu kaybı göze alabilir mi?"
Mısır'ın Girit'e sınırlandırma etkisi tanımışken diğer Yunan adalarına aynı etkiyi tanımamasının ayrı bir siyasi ve hukuki tartışma yaratacağını belirten Gürdeniz, ana karaların esas alındığı hakkaniyete uygun bir sınırlandırmanın Mısır'a yaklaşık 15 bin kilometrekarelik alan kazandırabileceğini ifade etti. Türkiye'nin bu süreçte Mısır'la doğrudan müzakere yürütmesi ve denizdeki fiilî varlığını artırması gerektiğini belirten Gürdeniz, Mavi Vatan doktrini kapsamında yasal düzenleme çağrısında bulundu:
"Yıllardır savunduğumuz Mavi Vatan doktrini çerçevesinde Deniz Yetki Alanları Kanununun çıkarılması artık ertelenemez bir devlet ihtiyacıdır."

'Güney Kıbrıs, Türkiye-Libya mutabakatının uluslararası meşruiyetini tartışmalı tutmaya çalışıyor'

Gürdeniz, Doğu Libya'nın Türkiye-Libya mutabakatını onaylamasının, Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın bölgedeki deniz yetki alanlarına ilişkin politikalarını zorladığını belirtti:

“Türkiye–Libya mutabakatının Doğu Libya tarafından da onaylanması, Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın yıllardır savunduğu bölgesel deniz yetki alanı düzenini zorlamaktadır. Bu nedenle Atina ile Lefkoşa arasında ortak siyasi ve diplomatik hareket etme ihtiyacı artmaktadır”

Gürdeniz, Güney Kıbrıs’ın izlediği stratejiyi şu sözlerle anlattı:

“Güney Kıbrıs üç hedefi aynı anda gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Birincisi, Türkiye–Libya mutabakatının uluslararası meşruiyetini tartışmalı tutmak; ikincisi, Avrupa Birliği'ni kendi deniz yetki alanı taleplerinin siyasi destekçisi haline getirmek; üçüncüsü ise Fransa, ABD ve İsrail başta olmak üzere dış askeri varlığı Doğu Akdeniz'de artırarak Türkiye karşısında destek sağlamaktır.”

'Türkiye ve Kıbrıs Türklerini dışlayan bir enerji mimarisi uzun vadede istikrarlı olamaz'

Gürdeniz, Doğu Akdeniz'de Kıbrıs Türklerinin haklarının göz ardı edilmesinin bölgesel istikrar açısından sorun oluşturduğunu belirtti:

“Bu stratejinin önemli bir zafiyeti bulunmaktadır. Kıbrıs Türklerini ve Türkiye'yi dışlayan bir deniz güvenliği ve enerji mimarisinin uzun vadede istikrarlı olması mümkün değildir. Doğu Akdeniz'de sürdürülebilir bir düzen kurulacaksa bölgenin gerçek coğrafyası, güç dengeleri ve bütün kıyıdaşların meşru hakları dikkate alınmalıdır.”

© Fotoğraf : Bu fotoğraf yapay zeka ile oluşturulmuşturdoğu akdeniz
doğu akdeniz - Sputnik Türkiye, 1920, 30.10.2026
doğu akdeniz

'Fransa, Doğu Akdeniz'de kalıcı stratejik nüfuz oluşturmaya çalışıyor'

Fransa ile Güney Kıbrıs arasında 8 Haziran 2026'da imzalanan askeri işbirliği anlaşmasını değerlendiren Gürdeniz, Fransa'nın bölgedeki hedeflerini şöyle değerlendirdi:

“Bu anlaşma, Fransa'nın Doğu Akdeniz'de kalıcı stratejik nüfuz oluşturma arayışının önemli bir parçasıdır. Fransa, Doğu Akdeniz'e dışarıdan gelen sıradan bir aktör değildir. Akdeniz'de tarihsel çıkarları bulunan, nükleer silahlara ve güçlü bir donanmaya sahip, Avrupa Birliği'nin askerî bakımdan en etkili devletlerinden biridir. Paris yönetimi, Doğu Akdeniz'deki varlığını yalnızca Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile dayanışma amacıyla değil, kendi stratejik çıkarları doğrultusunda geliştirmektedir.”

'EUNOMIA tatbikatının GSI güzergahıyla örtüşmesi dikkat çekici'

16-22 Ekim 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen EUNOMIA tatbikatına Yunanistan, Fransa, İtalya ve Güney Kıbrıs'ın katıldığını hatırlatan Gürdeniz, tatbikatın bölgedeki askeri işbirliğinin somut örneklerinden biri olduğunu belirtti:

“Türkiye açısından asıl dikkat çekici gelişme, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Fransa arasındaki askerî ilişkilerin giderek daha fazla bütünleşmesidir. Nitekim 16–22 Ekim 2026 tarihlerindeki EUNOMIA tatbikatına Yunanistan, Fransa, İtalya ve Güney Kıbrıs'ın katılması, bu iş birliğinin sahadaki örneklerinden biridir. Tatbikat alanlarının GSI projesinin planlanan güzergâhıyla örtüşmesi ayrıca dikkat çekicidir.”

Gürdeniz, Türkiye'ye karşı çok taraflı bir dengeleme stratejisinden söz edilebileceğini ancak bu iş birliğinde yer alan ülkelerin çıkarlarının her zaman örtüşmediğini söyledi:
“Türkiye'ye karşı çok taraflı bir dengeleme stratejisinden söz etmek mümkündür. Ancak bu ülkelerin tamamının her konuda aynı siyasi ve askerî hedeflere sahip olduğunu düşünmek de doğru olmaz. Fransa'nın, İtalya'nın, Yunanistan'ın ve Güney Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz'deki çıkarları her zaman örtüşmemektedir. Türkiye'nin diplomaside değerlendirmesi gereken alanlardan biri de bu farklılıklardır.”
© Fotoğraf : Bu fotoğraf yapay zeka ile oluşturulmuşturGSI projesi temsili
GSI projesi temsili - Sputnik Türkiye, 1920, 30.10.2026

'GSI yalnızca bir elektrik kablosu projesi değil, jeopolitik rekabetin parçası'

Great Sea Interconnector (GSI) projesinin Doğu Akdeniz'deki güç mücadelesinin önemli unsurlarından biri hâline geldiğini belirten Gürdeniz, projenin görünürde Girit, Kıbrıs ve ilerleyen aşamada İsrail arasında elektrik bağlantısı kurmayı amaçladığını hatırlattı:

“Tablonun en dikkat çekici unsurlarından biri Great Sea Interconnector, yani GSI projesidir. Görünüşte bu proje Girit, Kıbrıs ve ilerleyen aşamada İsrail arasında elektrik bağlantısı kurmayı amaçlayan bir enerji altyapısı yatırımıdır. Ancak ben GSI'yi yalnızca bir elektrik kablosu projesi olarak görmüyorum. Proje, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları rekabetinin, enerji jeopolitiğinin ve askerî güç gösterisinin kesiştiği önemli bir örnektir. Çünkü deniz tabanına döşenecek bir kablo için yapılacak araştırmaların nerede, hangi devletin yetkisi altında ve hangi hukuki usullerle yürütüleceği tartışması, doğrudan deniz yetki alanları uyuşmazlığına dönüşmüştür. 2024 yılında Kaşot ve Kerpe adalarının güneyinde yaşanan araştırma gemisi krizi bunun açık örneğidir. Türkiye, kendi kıta sahanlığı olarak bildirdiği alanlarda yürütülecek faaliyetlerin kendisiyle koordinasyon içinde gerçekleştirilmesini istemiştir. Yunanistan ise söz konusu araştırmalar için Türkiye'den izin alınması gerekmediğini savunmuştur.”

'Türkiye'nin karşısındaki siyasi cephe Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Fransa ile sınırlı değil'

Doğu Akdeniz'de Türkiye-Libya mutabakatına karşı yürütülen diplomatik girişimlerin çok taraflı bir nitelik kazandığını belirten Gürdeniz, 26 Ekim 2026'da Yunanistan, Güney Kıbrıs, Avrupa Birliği, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn'in mutabakata karşı ortak açıklama yapmasına dikkat çekti:

“Doğu Akdeniz'deki son diplomatik gelişmeler, Türkiye'nin karşısındaki siyasi cephenin yalnızca Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Fransa ile sınırlı olmadığını da göstermektedir. 26 Ekim 2026'da Yunanistan, Güney Kıbrıs, Avrupa Birliği, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn'in Türkiye–Libya mutabakatına karşı ortak açıklama yapması, bu mücadelenin çok taraflı niteliğini ortaya koymuştur. Bu gelişme aynı zamanda Mısır'la ilişkilerimizde dikkatli olmamız gerektiğini de göstermektedir. Türkiye–Mısır yakınlaşması önemli olmakla birlikte Kahire'nin deniz yetki alanları konusunda Ankara'nın rakibi olduğu artık vakıadır. Türkiye bu mücadeleyi yalnızca donanmasıyla veya diplomatik protestolarla yürütemez. Deniz gücünü deniz ekonomisiyle, bilimsel araştırmayla, enerji politikasıyla ve hukukla bütünleştirmek zorundadır.”

© Fotoğraf : Bu fotoğraf yapay zeka ile oluşturulmuşturGSI projesi temsili
GSI projesi temsili - Sputnik Türkiye, 1920, 30.10.2026
GSI projesi temsili
 İsrail neden deniz gücünü artırmak istiyor? - Sputnik Türkiye, 1920, 16.10.2026
GÖRÜŞ
Emekli Tümamiral Gürdeniz: İsrail, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlayan bir güvenlik ekseni kurmak istiyor
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала