Ankara'nın başkent oluşunun 103. yılı: ‘Düşman donanmasını görebiliyorsanız payitaht olmaz’


'İstanbul dünyanın en güzel şehirlerinden biri ancak işgal tehlikesi vardı'
Ankara'nın bir başkent olarak tahayyülü, hani böyle bir role namzet görülmesi aslına bakarsanız Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki dönemlere dayanıyor. Yani Osmanlı'nın son yıkıcı savaşlarında payitahtın İstanbul olması fikri üzerinde bazı tartışmalar yaşanmaya başlanıyor. Neden derseniz İstanbul belki dünyanın en güzel şehirlerinden birisi. Stratejik açıdan klasik dönemde devasa sınırlar olan imparatorluğun ortası sayılacak bir yerdi. 1913'e geldiğimizde ise Balkan Harbi'yle beraber Balkan uluslarının işgaline uğrama tehlikesini yaşamış bir yere dönüştü. Gerçekten de eğer Rusya ve İngiltere aracı olmasa 1913'te Yeşilköy'e kadar gelmiş bir Bulgar ordusundan söz ediyoruz. Bunların hepsi aslına bakarsanız bir tehdit algısı olarak başkentin her daim bir işgal görme ihtimali üzerinde, dönemin önde gelen hem düşünürlerini hem de karar vericilerini zorlamaya başlıyor. Fakat şu bir gerçek çok kadim bir başkent, Roma'nın başkenti, Osmanlı'nın kadim başkenti. Hal böyleyken burayı terk etme fikri başta hanedan olmak üzere kimseye cazip gelmiyor.
Atatürk: Düşman donanmasını görebiliyorsanız böyle yerden payitaht olmaz
Çok meşhur bir gözlem var orada, onu da hatırlatmak lazım. Mustafa Kemal Paşa, Suriye bölgesinden, görevinden İstanbul'a döndüğünde Boğaz'da demirli zırhlıları gördüğünde ilk defa İstanbul'un işgal altında olduğuyla yüz yüze kalır. Çünkü 1923'ün başı diyeceğimiz bir tarihte yani daha Ankara'nın başkent ilanından önce buna dair 'Çok kısa bir süre içinde eğer düşman donanmasını karşınızda görebiliyorsanız böyle yerden payitaht olmaz' diyor. Zırhlılar ve Mustafa Kemal Paşa'nın gözlemlerinin sanki 1923'teki o cümlelerinin yansıdığını düşünüyorum. Bunu da söyleyerek başlamakta fayda var. Yani bir kadim yerleşim yeri Ankara ama karşısındaki ne diyelim eski payitahtın önemi, cazibesi çok güçlü bir imajı var karşısında.
Mustafa Kemal için Ankara'yı başkent yapma fikri ne zaman oluştu?
Avrupa'yı gören, bilen, sevk ve lojistik işlemin içinde bulunan bir Osmanlı subayı Atatürk. Bu jenerasyon subaylarında saha gözlemi çok geniş. Hal böyleyken Avrupa'daki tatbikatlarda vesaire denize cephe bir başkentin karşılaşabileceği sorunlar aslında pek çok açıdan görüyorlar. Yani savaş öncesi de bence bir şey var. Bence Mustafa Kemal Paşa'nın zihninde bu değişiklik vardır.

Atatürk'ün Ankara'ya gelişi: 'Şehir girişinden vatandaşla yürüyerek girerdi'
Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun, Havza, Amasya yani buradaki ilk örgütleme biçimi arkasından Erzurum, Sivas ve sonrasında Ankara'ya gelişi, Milli Mücadele'nin bu ilk örgütleniş seyahatidir aslına bakarsanız . Mustafa Kemal Paşa'nın tüm bu seyahatleri sırasında özellikle Erzurum, Sivas ve ardından Ankara'ya gelişi sırasında bir seyahat tarzı var. Bütün şehirlerin girişinde çok geriden diyebileceğiniz bir yerde iniyor otomobilinden ve çok uzak mesafeleri vatandaşlarla yürüyerek o şehre giriş yapıyor. Gerçekten bu işte o dönem aslına bakarsanız imparatorluktan cumhuriyete geçişimizin de sembolleridir. Yani artık tebaa, halk, temas o söylemler hepsinin değiştiğini de görüyoruz bir taraftan. Ankara'ya gelişi zaten biliyorsunuz çok coşkuyla karşılanıyor. Ankara halkı Mustafa Kemal Paşa'yı bugün Mustafa Kemal Paşa olarak ifade ediyoruz. O gün de öyle dediler ama diğer taraftan biliyorsunuz şöyle de bir handikap vardı. Mustafa Kemal Paşa, hakkında 'idam fermanı olan bir asker subaydı'. Hani böyleyken Ankara halkının gösterdiği teveccüh muhtemelen onun zihninde çok önemli bir şey bıraktı. Yani bir sempati, bir sevgi.
Ankara başkent olduğu yıllarda nasıldı?
Nüfusu 400 bin civarlarında bir Ankara'dan bahsediyoruz. Yani bütün ilçeleriyle beraber diyelim. Bu tabii kulağa şimdi garip geliyor ama 1918 sonrası yani yapılan ilk nüfus sayımlarında zaten Türkiye'nin toplam nüfusu 13 milyon civarında yani. Tabii harp tüketiyor bir de o da var. Onu da hatırlamak lazım. Evet yani hele Osmanlı'nın yani o oranlar var biliyorsunuz. Bazen haritalar üzerinde de gösteriliyor. İnsan gücünü kaybeden, savaşan devletler arasında bir numarası Sırbistan, iki numara Osmanlı Devleti. Yani çok tüketici bir savaş geçiriyor bu coğrafya. O yüzden Ankara tabii ki nüfusunu çok kaybetmiş bir coğrafya. Çok seyrek bir coğrafya. Tarım ve her zaman olduğu üzere tiftik keçisini üreten günlük bir özelliği var o anlamda. Bu coğrafyanın temel belki gösterge. Bir de insan yaşamı tabii kolay, elverişli kılan coğrafyada şöyle şeyler var. Nasıl? Bugün hepimiz belki istemsiz fark ediyoruz; 'Hoşdere, Kavaklıdere'. Burada su var yani. Belki gözümüze görmüyoruz ama yani gerçekten mesela Yakup Kadri de onu söylüyor. 'Bağlar bahçeler içerisinde bir yolculukla Çankaya'ya ulaştık' diyor. Yeşillik, yani suyu içilir, nezih bir yerden bahsediyor.

23 Nisan 1920 Meclis'in açılması: 'O günlerden itibaren Ankara zaten tam anlamıyla başkent'
Meclis açılıyor malum. Çok imkansızlıklar var. Yani Ankara'nın o fiziki şartları ne diyelim, çok o günler için isteneni tam sağlamıyor ama yine de meclisin açılması artık buranın tam anlamıyla Milli Mücadele'nin karargahı, milli iradenin de aslına bakarsanız kalbi haline getiriyor. O günlerden itibaren bence Ankara zaten tam anlamıyla başkent. Yani bundan sonraki şeyde geri dönüşmüş olması ancak askeri bir hezimetle olabilirdi. Ankara'daki meclis açılışı büyük bir coşku aslına bakarsanız. Halkın da desteğiyle, o günkü Ulustaki bugünkü Birinci Meclisimizin fiziki açıdan bugün de aynı yer olan yerinde halkın çok mütevazi katılımıyla gerçekleşmişti. Hacı Bayram'da biliyorsunuz kurbanlar kesiliyor ve ardından da meclisteki ilk oturumlar başlıyor. Bir ulusun kaderi de belki orada başlıyor yani ilk defa.
Ankara'nın başkent oluşu: Fikir ilk ne zaman dillendirildi?
Resmi kaynaklara baktığımda ilk hani Atatürk'ün ağzından Ankara ve başkent düşüncesinin Ocak 23 olduğunu görüyoruz. Yani bu konuşmasında şöyle söylüyor 'zırhlıların namlularının çevrildiği bir yerden payitaht, yani başkent olmaz' ifadesi. Orada Ankara ismini açıkça zikretmiyor ama en kısa zamanda başkentin değişeceğini, resmen değişeceğini orada aslında söylüyor. Onun dışında tabii muhtemelen kapalı ortamlarda bunun konuşulduğunu söylemek mümkün. Nihayetinde de Ekim 1923'te de onun için harekete geçecekler. İsmet Paşa ve arkadaşlarının verdiği tek maddelik önergeyle bu et kemiğe bürünmüş olacak yani.
'En zor zamanda inisiyatif alanlar karar verici haline gelmişti'
Birinci meclisimiz bizim kurucu meclisimiz, Milli Mücadele'nin kalbi ve yönetim merkezi. Fakat aynı zamanda çok farklı fikirlerin ve çok başka görüş açılarının da birlikte olduğu bir yer. Çok muhalif tonun yüksek olduğu bir meclis bu diğer taraftan. Özellikle birinci grup değilse de ikinci gruptan pek çok vekil Ankara gibi bir yerin başkent olması fikrine hâlâ alışabilmiş değil. Yani bu konuda ilgili tereddütleri var. Aslına bakarsanız çok yüksek sesli bir muhalefet olmamış görünüyor ama hani bu muhtemelen o günün Çankaya'sında ve çevresinde buna dair düşünceler vardı. Belki Atatürk'ün en yakın arkadaşları diyeceğimiz, en yakın çevresindekiler dahi bu fikre soru işareti şekilde bakmışlardı. Fakat İstanbul'un özellikle Mondros'tan sonra çok hızlı bir şekilde işgal edilmesi sonrası, 'İstanbul'dan ayrılma, Bursa'ya taşıma fikri' de söylenmiş aslında. Fakat Mustafa Kemal Paşa'nın o işgal meselesi zihninde bence hâlâ çok canlıydı. Artık o saatten sonra İsmet Paşa ile beraber bu işin hukuki alt yapısını hazırladılar.


