GÖRÜŞ

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz Atina’nın Türkiye senaryosunu değerlendirdi: Gerçek savaş harp oyunlarına benzemez

© AP Photo / Daniel Ochoa de OlzaYunanistan bayrağı / Atina
Yunanistan bayrağı / Atina - Sputnik Türkiye, 1920, 02.10.2026
Abone ol
Özel
Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Yunanistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dimitrios Houpis’in “stratejik derinlikte önleyici vuruş” açıklamalarından hareketle hazırlanan Türkiye senaryosunu değerlendirdi.
Yunanistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dimitrios Houpis’in “stratejik derinlikte önleyici vuruş” kapasitesine ilişkin açıklamaları, Atina’nın savunmasındaki değişim tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Yunan basınında Türkiye ile olası bir kriz üzerinden ele alınan senaryoda, Atina’nın saldırıyı beklemeden karşı tarafın askeri kapasitesini hedef alabileceği öne sürdü. Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Yunanistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dimitrios Houpis’in açıklamalarını, Atina’nın klasik savunma ve caydırıcılık anlayışından daha saldırgan unsurlar içeren bir “aktif caydırıcılık” anlayışına yönelmesinin işareti olarak değerlendirdi.

‘Türkiye birkaç üs veya radar vurularak savaş dışı bırakılamaz’

Gürdeniz, söz konusu senaryonun ciddiye alınması gerektiğini belirtti:
“Houpis’in açıklamasını, Yunanistan’ın klasik savunma ve caydırıcılık anlayışından daha saldırgan unsurlar içeren bir “aktif caydırıcılık” anlayışına yönelmesinin işareti olarak görüyorum. Yunan basının yayımladığı dört aşamalı Türkiye senaryosu, Yunan Genelkurmayının kamuoyuna açıkladığı resmi bir harekat planı değildir. Basın askerî kaynakların ve analistlerin değerlendirmeleri üzerinden böyle bir senaryo oluşturmuştur. Houpis’in kendisinin kullandığı ifadeler ise yeterince açıktır: Yunanistan’ın stratejik derinlikte hassas vuruş ve gerektiğinde önleyici saldırı yapabilecek bir kapasiteye sahip olması gerektiğini savunmaktadır.”

“Senaryoda önce Türkiye’nin radar ve komuta-kontrol sistemlerinin elektronik harp yoluyla baskılanması, ardından hava üslerinin ve özellikle Foça’daki amfibi kuvvetlerin vurulması, Türkiye’nin karşı saldırısının hava ve füze savunma sistemleriyle karşılanması ve bütün bunların 24 saat içinde sonuçlandırılarak Yunanistan’ın müzakere masasına avantajlı oturması öngörülmektedir. Ben burada ciddi bir stratejik yanılgı görüyorum. Yunanistan’ın İsrail ile son yıllarda derinleşen askerî ilişkilerinin, Atina’daki bazı çevrelerde İsrail’in önleyici vuruş doktrininin Türkiye’ye karşı da uygulanabileceği düşüncesini teşvik ettiği anlaşılıyor. Oysa Türkiye’nin jeopolitik ve askerî koşulları, İsrail’in geçmişte hava gücü ve sürpriz saldırılarla vurduğu bölge ülkelerinden tamamen farklıdır. Türkiye ile Yunanistan’ın kara sınırı vardır. Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’tadır. Ege adaları Anadolu kıyılarının hemen önündedir. Türk Deniz ve Hava Kuvvetleri ise birkaç pistin, radarın veya limanın vurulmasıyla 24 saat içinde savaş dışı bırakılabilecek kuvvetler değildir. Türkiye doğu batı ekseninde, Yunanistan kuzey güney eksenindedir. Bu durum Türkiye'ye derinliğine savunma avantajı sağlarken Yunanistan için dezavantajdır. “

‘İlk vuruş savaşı başlatır, bitişini ise saldıran taraf belirleyemez’

Gürdeniz’e göre Türkiye’ye karşı bir ilk vuruşla savaş başlatılması, Ege’deki askeri dengeleri bütünüyle değiştirecek sonuçlar doğurabilir:
“Türkiye’ye karşı bir ilk vuruşla savaş başlatılması, Ege’deki askeri dengeleri bütünüyle değiştirecek sonuçlar doğurur. Özellikle Lozan ve Paris düzenlemeleri çerçevesinde gayriaskeri statüde olan ve bugün silahlandırılmış bulunan Doğu Ege adalarının durumu, böyle bir savaş ortamında çok daha kritik bir askerî ve hukuki mesele haline gelir. Türkiye'ye meşru müdahale hakkı fiilen doğar. Ancak senaryodaki asıl stratejik hata başka yerdedir: Savaşı başlatan taraf, savaşın ne zaman biteceğine tek başına karar veremez. İlk darbeyi vurup 24 saat sonra “artık ateşkes yapalım” demek savaşın doğasına aykırıdır. Hele karşınızdaki ülke Türkiye ise. Ne Türk hükümetleri ne de Türk milleti, Yunanistan’dan gelecek sürpriz bir saldırıyı kabullenerek 24 saat sonra ateşkes masasına oturacaktır. Böyle bir saldırının nerede, ne zaman ve hangi ölçekte sona ereceğini artık saldırıyı başlatan taraf belirleyemez. “

‘Türkiye, Yunanistan’ın güvenlik ve savunma kültüründe uzun yıllardır temel tehdit’

Gürdeniz, Yunanistan’ın güvenlik ve savunma kültüründe Türkiye’nin uzun yıllardır temel tehdit olarak konumlandırıldığını belirtti:
“Yunanistan’ın güvenlik ve savunma kültüründe Türkiye uzun yıllardır temel tehdit olarak konumlandırılmaktadır. Dolayısıyla yeni silahlanma programlarının, doktrin değişikliklerinin ve yüksek savunma harcamalarının Yunan kamuoyuna anlatılmasında Türkiye faktörü son derece işlevseldir. Ancak mesele yalnızca Yunan iç politikasıyla sınırlı değildir. Doğu Akdeniz ve Ege, ABD açısından küresel ölçekte son derece önemli bir jeopolitik kuşaktır. Türk Boğazları Karadeniz’i Akdeniz’e, Ege ise Karadeniz ve Doğu Akdeniz havzalarını birbirine bağlamaktadır. Bu nedenle Washington açısından Türkiye ile Yunanistan’ın Batı güvenlik mimarisinden birlikte uzaklaşabileceği ve Rusya veya Çin ile daha bağımsız ilişkiler geliştirebileceği bir jeopolitik ortamı ABD açısından arzu edilen bir senaryo değildir. Türk-Yunan rekabetinin NATO çerçevesi içinde tutulması, her iki ülkenin de Batı güvenlik sistemine bağlılığının devamı bakımından Washington’a önemli kaldıraçlar sağlamaktadır.”

‘İsrail-Yunanistan askeri ilişkilerine Aşil Kalkanı da eklendi’

Gürdeniz, son yıllarda sürece İsrail faktörünün de eklendiğini belirterek, Türkiye-İsrail ilişkilerinin bozulmasına paralel olarak İsrail-Yunanistan askeri ve savunma sanayii ilişkilerinin hızla derinleştiğini söyledi:
“Türkiye-İsrail ilişkilerinin bozulmasına paralel olarak İsrail-Yunanistan askerî ve savunma sanayii ilişkileri hızla derinleşmiştir. Bu yakınlaşmanın en somut örneklerinden biri Aşil Kalkanı’dır. Yunanistan ile İsrail arasında 31 Ağustos 2026’da imzalanan anlaşmanın bütçesi 3,035 milyar avrodur. Dolayısıyla Türkiye tehdidinin sürekli canlı tutulmasının askeri olduğu kadar siyasi, psikolojik ve ekonomik bir işlevi de vardır. Milyarlarca euroluk silahlanma programlarının kamuoyu tarafından kabul edilmesi için güçlü ve sürekli bir tehdit algısına ihtiyaç duyulur. Türkiye, Yunan kamuoyunda bu ihtiyacı karşılayan başlıca tehdit unsuru olarak kullanılmaktadır.”
“Bunun çok tehlikeli bir sonucu vardır: Güvenlik ikilemi. Yunanistan’ın “savunma” amacıyla geliştirdiğini söylediği bir kabiliyet, Türkiye tarafından saldırı hazırlığı olarak algılanır. Türkiye buna karşı yeni kabiliyetler geliştirir. Atina bu kez Türk silahlanmasını kendi güvenliğine yönelik yeni bir tehdit olarak görür. Böylece iki ülke birbirinin silahlanmasını besleyen bir döngünün içine girer.”

‘Aşil Kalkanı henüz bütünüyle operasyonel değil’

Aşil Kalkanı’nın bu sürecin en dikkat çekici örneklerinden biri olduğunu belirten Gürdeniz, Yunanistan’ın İsrail teknolojisine dayanan çok katmanlı bir hava, balistik füze ve İHA savunma mimarisi kurduğunu söyledi:
“Aşil Kalkanı bu sürecin en dikkat çekici örneğidir. Yunanistan, İsrail teknolojisine dayanan çok katmanlı bir hava, balistik füze ve İHA savunma mimarisi kurmaktadır. Bu Yunanistan’ın kendi tercihidir. Ancak savunma sistemi ile onun etrafında oluşturulan siyasi ve askerî söylemi birbirinden ayırmak gerekir. Basında tartışılan senaryonun temel varsayımlarından biri, Türkiye’nin karşı saldırısının Aşil Kalkanı tarafından durdurulabileceğidir. Burada önemli bir sorun vardır: Sistem bugün bütünüyle operasyonel değildir. Programın toplam bütçesi 3,035 milyar eurodur ve tam konuşlandırmanın 35 ay içinde, yani 2029 yazına kadar tamamlanması öngörülmektedir. Dolayısıyla henüz inşa edilmekte olan bir sistemi, Türkiye’ye karşı yapılacak varsayımsal bir ilk vuruştan sonra gelecek karşı saldırıyı kesin biçimde durduracak bir şemsiye gibi göstermek askerî gerçekçilikle bağdaşmaz.”

‘Gerçek savaş, bilgisayar ekranındaki harp oyunlarına benzemez’

Gürdeniz, Atina’ya verilebilecek en gerçekçi mesajın basit olduğunu belirterek, “İsrail’den silah ve teknoloji alabilirsiniz. Hava ve füze savunmanızı istediğiniz kadar güçlendirebilirsiniz. Ancak İsrail’in kendi jeopolitik koşullarında geliştirdiği önleyici vuruş doktrinini Türkiye’ye karşı kopyalamaya kalkmak çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir” ifadelerini kullandı:

“Türkiye’ye yönelik bir ilk darbenin ardından Ankara’nın elindeki askeri imkanları kullanarak karşılık vereceğini hesaba katmayan her senaryo daha başlangıçta eksiktir. Türkiye’nin büyük kara, deniz ve hava kuvvetleri; gelişen savunma sanayi; Kıbrıs’taki askeri varlığı; Ege ve Doğu Akdeniz’deki coğrafi konumu ve stratejik derinliği vardır. Türkiye birkaç havaalanı, radar veya liman vurularak felç edilebilecek bir ülke değildir. Bu nedenle Atina’ya verilebilecek en gerçekçi mesaj son derece basittir: İsrail’den silah ve teknoloji alabilirsiniz. Hava ve füze savunmanızı istediğiniz kadar güçlendirebilirsiniz. Ancak İsrail’in kendi jeopolitik koşullarında geliştirdiği önleyici vuruş doktrinini Türkiye’ye karşı kopyalamaya kalkmak çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Hele “ilk 24 saatte vururuz, askerî üstünlüğü elde ederiz, ardından NATO, ABD ve AB devreye girer ve savaş durur” düşüncesi üzerine strateji kurulamaz. Çünkü savaş başladıktan sonra diplomatik takvimi de askerî takvimi de tek taraf belirleyemez. Savaş matematik değildir. Türkiye-Yunanistan coğrafyasında hiç değildir. Gerçek savaş, bilgisayar ekranındaki harp oyunlarına benzemez.”

 Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis - Sputnik Türkiye, 1920, 18.09.2026
GÖRÜŞ
Türkiye-Yunanistan arasında Aşil Kalkanı gerilimi: Yunanistan’ın İsrail’le savunma işbirliği ne anlama geliyor?
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала