Fon krizinin Borsa İstanbul’a faturası ne oldu?

‘Fon krizinin Borsa İstanbul’a faturası 3 trilyon lira’
“Herkes fon krizini, ortaya çıkan mağduriyetleri ve fonlarda hapsolan parayı konuşuyor. Ancak krizin asıl artçı sarsıntıları Borsa İstanbul’da görülmeye başlandı. Borsada işlem gören 600’ü aşkın hissenin yaklaşık yüzde 90’ı son bir haftadır sürekli taban seviyelerde işlem görüyor.
Sermaye Piyasası Kurulu'nun internet sitesindeki verilere göre ağustos ayında Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin toplam piyasa değeri 23 trilyon liranın üzerindeydi. Eylül ayında fon krizinin başlaması ve fonlara ilişkin kararların açıklanmasının ardından hızlı satışlar yaşandı. Fonların portföyündeki hisse senetleri değer kaybetti; bu kayıp, borsada işlem gören diğer hisselere de yansıdı. Sonuçta Borsa İstanbul’un toplam değeri iki hafta içinde 20 trilyon liraya indi. Yani borsa yaklaşık 3 trilyon lira değer kaybetti.
Halka açık hisselerin toplam değeri de ağustos ayında 9,5 trilyon lirayken fon krizinin başlamasının ardından 8,5 trilyon liraya geriledi. Böylece bir hafta-on gün içinde yaklaşık 1 trilyon liralık kayıp yaşandı.
Tasfiye edilecek 131 fonda hapsolan para 20-21 milyar dolar düzeyinde. Ancak alınan kararların ve fonlardaki hisse kayıplarının borsaya yansımasıyla ortaya çıkan toplam kayıp 3-4 trilyon liraya, yani yaklaşık 25 milyar dolara ulaşıyor. Bu olağanüstü bir kayıp.
Diğer taraftan Borsa İstanbul’da yaklaşık 41 milyar dolarlık yabancı yatırım bulunduğu belirtiliyor. Güven kaybı uzun süre devam ederse yabancı portföy yatırımcılarının borsadan hızla çıkabileceği ekonomi kulislerinde konuşuluyor. Yabancı yatırımcıların portföylerini boşaltarak Türk hisse senetlerinden çıkması, olağanüstü bir döviz talebi yaratabilir ve buna paralel olarak kur artışını tetikleyebilir. Bu yöndeki değerlendirmelerin ciddi biçimde yapıldığını vurgulamak gerekiyor.”
‘Fon yatırımcılarının ana paralarını geri alması mümkün görünmüyor’
“Kayıpların boyutu giderek artıyor. Sermaye Piyasası Kurulu, yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi ve tasfiye süresini 6 ay olarak belirledi. Ancak geçmiş örneklere bakıldığında bu sürelerin zamanında tamamlanamadığı görülüyor. Muhtemelen bu süreç de daha uzun sürecek.
Çünkü fonların portföylerindeki hisseler şu anda büyük ölçüde dibe vurmuş durumda. Bu hisseleri mevcut koşullarda önceki değerlerinden satmak mümkün değil. Bazı fonlarda yer alan ve manipülatif işlemlerle 3 bin 400-4 bin liraya kadar yükselen hisseler ise 40-45 lira seviyelerine düştü.
Herkes, bu fonların tasfiye edilebilmesi için portföydeki hisselerin bir şekilde satılacağını biliyor. Satışlar arttıkça hisseler daha fazla değer kaybedecek ve tabana vuracak. Bu nedenle de kimse söz konusu hisseleri almak istemiyor.
Dolayısıyla SPK’nin belirlediği 6 aylık süre içinde bütün fonların tasfiye edilmesi, varlıkların nakde dönüştürülmesi ve fon sahiplerinin kazançları bir yana, en azından yatırdıkları ana parayı geri alabilmeleri mümkün görünmüyor.”
‘Fon krizi küresel ölçekte güven kaybına yol açıyor’
“Sermaye Piyasası Kurulunun yanı sıra, bu holdinglere ve yatırım fonlarının bağlı bulunduğu yapılara yatırım bankası lisansı veren kurum da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumuydu. Borsa İstanbul bünyesinde, bu tür manipülatif ve spekülatif işlemleri önlemek ve piyasadaki hareketleri anlık olarak takip etmekle görevli gözetim birimleri bulunuyor. Bunun yanında Takasbank ve Merkezi Kayıt Kuruluşu da sistemin içinde yer alıyor. Bu kadar çok düzenleyici ve denetleyici kurum bulunmasına rağmen sürecin fark edilmemesi, görmezden gelinmesi veya atlanması dikkat çekici. Sonuçta trilyonlarca liralık, milyarlarca dolarlık kaybın önüne geçilemedi.
Yaşananlar, Türkiye’nin para ve sermaye piyasalarında küresel ölçekte ciddi bir güven kaybına yol açıyor. Yeni yatırımcıların gelmesi bir yana, mevcut yatırımcıların da para ve sermaye piyasalarından, menkul kıymetlerden ve gayrimenkul yatırımlarından hızla çıkmaya yönelmesi Türkiye ekonomisi açısından önemli bir risk oluşturuyor.
Dolayısıyla fon krizinin dalga dalga yayılacak artçı etkilerini ve diğer olumsuz yansımalarını önümüzdeki dönemde görmeye devam edeceğiz.”
‘Reel sektörün 211 milyar dolarlık döviz açığı kur riskini büyütüyor’
“Hane halkı, önümüzdeki 12 ay boyunca ağır bir enflasyon yüküyle karşılaşmayı bekliyor. Reel sektörün, sanayicinin, ihracatçının ve üreticinin enflasyon beklentisi de düşmek yerine yükselerek yüzde 32,50’ye çıktı. Hane halkının yıl sonu enflasyon beklentisi ise yüzde 45,60 düzeyinde. Dolar kuruna ilişkin beklentiler de yükselmiş durumda. Piyasa katılımcıları yıl sonunda dolar/TL kurunun 55 lira 90 kuruşa ulaşmasını bekliyor.
Bu anket sonuçları; “Ekonomi programı güçlü şekilde sürüyor, dezenflasyon programı işliyor ve enflasyonla mücadele devam ediyor” şeklindeki açıklamaların hane halkında, piyasalarda ve reel sektörde yeterince karşılık bulmadığını gösteriyor. İnsanlar açıklanan rakamlardan çok, yaşadıkları ekonomik gerçekliğe bakıyor. Söz konusu veriler, Merkez Bankası ile Türkiye İstatistik Kurumu'nun düzenli olarak gerçekleştirdiği anketlerden elde ediliyor.
Bir başka kritik gösterge ise reel kesimin, yani sanayicinin, ihracatçının ve imalatçının döviz açığı. Merkez Bankasının açıkladığı Temmuz 2026 verilerine göre özel sektörün döviz varlıkları 190,4 milyar dolar. Buna karşılık döviz yükümlülükleri 401,2 milyar dolar. Böylece reel sektörün net döviz açığı 210,8 milyar dolara ulaşıyor. Bu tablo, reel sektörün döviz borçlarını çevirmekte zorlanabileceğini gösteriyor. Bugün özel sektörün yaklaşık 211 milyar dolarlık net döviz açığı bulunuyor. Olağanüstü bir gelişme yaşanması ve kurun hızla yükselmesi durumunda bu borçların Türk lirası karşılığı da otomatik olarak artacak. Şimdiden güçlükle çevrilen borçlar ödenemez hale gelebilir.
Bunu doğrudan bir kriz göstergesi olarak ifade etmek istemiyorum. Ancak Türkiye ekonomisinde geçmişte benzer süreçler yaşandı ve ağır bedeller ödendi. Üstelik bu bedellerin faturası çoğunlukla topluma çıkarıldı. Hazine, bankaların yükümlülüklerini üstlendi ve mevduat sahiplerinin parasını ödedi. Yaşananlarda hiçbir sorumluluğu olmayan milyonlarca kişi de ortaya çıkan maliyete katlandı.
Merkez Bankasının temmuz ayına ilişkin reel kesim döviz açığı verileri, benzer bir riskin göz ardı edilmemesi gerektiğini gösteriyor. Yıl sonunda dolar kurunun yaklaşık 56 liraya çıkacağı beklentisi de şirketlerin üzerindeki 211 milyar dolarlık döviz açığının oluşturduğu riski yeniden hatırlatıyor.”

