GÖRÜŞ

BM’de 81 yılın en büyük krizi 'güven' oldu: 'ABD yüzünden BM işlevini yitirdi, 3. Dünya Savaşı’nı bekleyin'

© Fotoğraf : Bu fotoğraf yapay zeka ile oluşturulmuşturABD yüzünden BM güvenirliliğini kaybediyor
ABD yüzünden BM güvenirliliğini kaybediyor - Sputnik Türkiye, 1920, 24.09.2026
Abone ol
Özel
2. Dünya Savaşı'ndan sonra küresel barışı korumak, devletler arasındaki anlaşmazlıkları diplomasi yoluyla çözmek amacıyla kurulan BM; 81. yılında tarihinin en ciddi güven ve meşruiyet tartışmalarıyla karşı karşıya. Peki, BM'nin kuruluş mantığındaki paradoks bugün neden 'patlıyor'? Asya Pasifik Uzmanı Dr. Adıbelli Sputnik Türkiye'ye anlattı.
İkinci Dünya Savaşı'nın yıkımının ardından 24 Ekim 1945'te yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler sistemi, uluslararası barış ve güvenliği korumayı, devletlerin egemen eşitliğini güvence altına almayı ve anlaşmazlıkların güç kullanmak yerine diplomasi yoluyla çözülmesini hedefliyordu.
Aradan geçen 81 yılda ise sistemin merkezindeki çelişki giderek daha görünür hale geldi.

2026'da tartışmanın merkezindeki kavram ise artık yalnızca savaş ve barış değil: Güven

BM 81. Genel Kurulu'nun temasının 'Güveni Yeniden İnşa Etmek, Dönüşümü Yönetmek: Herkes İçin Sonuç Üreten Bir BM' olarak belirlenmesi, örgütün karşı karşıya bulunduğu sorunun boyutunu ortaya koydu. Genel Kurul Başkanı Khalilur Rahman, göreve başlarken uluslararası kurumları sınayan genişleyen bir “güven açığına” dikkat çekti.
BM Genel Sekreteri António Guterres de büyük güçlerin uluslararası hukuku ihlal etmekle suçlandığı bir dönemde aynı ülkelerin Güvenlik Konseyi'nin en güçlü üyeleri olmasının Konseyin hareket kabiliyetini felce uğrattığını belirterek reform çağrısını yineledi. Tabii burada asıl mevzu ABD'nin kendini 'dünyanın jandarması' yerine koyması ile yaşanan kriz.

ABD'nin tüm ülkelere kendi politikasını dayatma biçimi ciddi sorunlar doğurdu

ABD Başkanı Donald Trump'ın 4 Şubat 2025 tarihli kararnamesi, Washington'ın BM İnsan Hakları Konseyi'ne katılmamasını, UNRWA finansmanının durdurulmasını ve ABD'nin içinde bulunduğu ya da finansman sağladığı uluslararası kuruluşların Amerikan çıkarları bakımından yeniden değerlendirilmesini öngördü.
Washington ayrıca Dünya Sağlık Örgütü'nden çekilme sürecini yeniden başlattı, Paris İklim Anlaşması'ndan ayrılma kararı aldı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne yaptırım uyguladı.
7 Ocak 2026'da ise bu politika daha ileri taşındı. Beyaz Saray, 31'i BM kuruluşu veya organı olmak üzere toplam 66 uluslararası yapıdan çekilme ya da katılım ve finansmanın sona erdirilmesi yönünde adım attı.
Beyaz Saray, kararlarını açık biçimde “Önce Amerika” yaklaşımı ve ABD'nin ulusal çıkarları çerçevesinde gerekçelendirdi.

Washington'ın BM üzerindeki dört büyük kozu

ABD'nin BM sistemi üzerindeki etkisi yalnızca siyasi ağırlığından kaynaklanmıyor.
Washington aynı anda veto gücüne, BM üzerindeki önemli finansal ağırlığa, uluslararası kuruluşlardan çekilme veya finansmanlarını kesme kapasitesine ve dünyanın birçok bölgesinde tek taraflı askeri ve ekonomik güç kullanabilme imkanına sahip.
Bu unsurların birleşmesi ABD'yi sistem içerisinde benzersiz bir konuma taşıyor.
Finansman konusu da giderek daha kritik hale geliyor. ABD'nin BM'nin normal bütçesindeki payı yaklaşık yüzde 22 seviyesinde bulunuyor. 2025 sonunda ödenmemiş yükümlülüklerin milyarlarca dolara ulaşmasının ardından Guterres, Ocak 2026'da örgütün “yakın bir finansal çöküş” riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu. ABD, Eylül 2026'da 725 milyon dolarlık ödeme yaptı ancak ödenmemiş katkılar sorunu tamamen ortadan kalkmadı.

Diplomatik krizlerin geldi son nokta: Venezuela'da ezber bozan operasyon

BM sistemi ve uluslararası hukuka yönelik tartışmaları büyüten en çarpıcı gelişmelerden biri Venezuela'da yaşandı.
3 Ocak 2026'da ABD güçleri, Caracas'ta düzenlenen askerî operasyonda Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores'i ele geçirerek ABD'ye götürdü.
Olayın ardından BM Güvenlik Konseyi 5 Ocak'ta acil olarak toplandı.
ABD operasyonu askerî unsurlarla desteklenen bir kolluk faaliyeti olarak savunurken BM Şartı'nın 51. maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkına atıfta bulundu. Guterres ise operasyonun uluslararası hukuk kurallarıyla uyumu konusunda kaygılarını dile getirdi.
Maduro yönetiminin demokratik meşruiyetine ilişkin tartışmalar ise ayrı bir hukuki başlık oluşturdu. Bir hükümetin demokratik meşruiyetinin tartışmalı olması, başka bir devlet tarafından askerî güç kullanılmasının kendiliğinden hukuka uygun hale geldiği anlamına gelmiyor.

İran masadaydı ama ABD, diplomasi yolunda olduğu ülkeyi vurdu

Diplomasiye güven tartışmasını büyüten ikinci önemli örnek ise İran oldu.
ABD ile İran, 2025 baharında nükleer program konusunda beş tur görüşme gerçekleştirdi. Umman, 12 Haziran'da altıncı turun 15 Haziran'da yapılacağını duyurdu.
Ancak İsrail'in 13 Haziran'da İran'a yönelik saldırılarının ardından görüşme iptal edildi.
Dokuz gün sonra, 22 Haziran 2025'te ABD üç İran nükleer tesisini vurdu.
Dolayısıyla Amerikan saldırısı tarafların fiziksel olarak müzakere masasında bulunduğu sırada gerçekleşmedi. Ancak saldırı, birkaç gün öncesine kadar devam eden ve altıncı turu planlanmış aktif diplomatik süreç henüz sonuçlanmamışken geldi.
Bu kronoloji, uluslararası diplomasinin karşı karşıya olduğu daha büyük soruyu gündeme taşıdı: Bir devlet müzakere süreci devam ederken askerî saldırıya uğrayabileceğini düşünüyorsa, diplomasi ne ölçüde güven üretmeye devam edebilir?

Gazze'de 14'e karşı 1 oy bile yetmedi

BM sisteminin yapısal krizini en açık biçimde gösteren dosyalardan biri ise Gazze oldu.
ABD, Şubat 2024'te Gazze'de acil insani ateşkes isteyen Güvenlik Konseyi kararını veto etti. Haziran 2025'te kalıcı ateşkes çağrısında bulunan başka bir tasarıyı da engelledi.
Ancak en dikkat çekici oylamalardan biri 18 Eylül 2025'te yaşandı.
Güvenlik Konseyi'nin diğer 14 üyesinin tamamının desteklediği Gazze'de ateşkes talep eden karar tasarısı, ABD'nin vetosuyla kabul edilmedi.

Sistemik tıkanıklığın ülkeler de farkında

Bu tablo, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yıllardır dile getirdiği “Dünya 5'ten büyüktür” eleştirisinin dayandığı yapısal sorunu yeniden gündeme taşıdı: Güvenlik Konseyi'nde 14 ülkenin ortak iradesi, tek bir daimi üyenin vetosu karşısında bağlayıcı karar üretmeye yetmiyor.
Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva: BM'nin 80. yılında "eşi görülmemiş bir çok taraflılık çöküşü" yaşandığını, "şu ya da bu ülkenin diğerlerini bloke edemeyeceği" yeni bir düzen kurulması gerektiğini savunuyor.
Hindistan Başbakanı Narendra Modi: BRICS Zirvesi'nde BMGK reformunun "daha fazla ertelenemeyeceğini" belirtti; Küresel Güney'in "kurallara uyan" değil "kuralları şekillendiren" taraf olması gerektiğini vurguladı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov: BMGK'nin Asya, Afrika ve Latin Amerika'yı temsil etmekte yetersiz kaldığını belirterek doğrudan "ABD dünyayı parçalıyor" ifadesini kullandı.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres: Reform gerçekleşmezse örgütte "parçalanmanın kaçınılmaz" olacağını itiraf etti.

Barış Adıbelli: BM giderek işlevsiz hale geliyor

Asya Pasifik Uzmanı ve Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Öğretim Üyesi Dr. Barış Adıbelli, Sputnik Türkiye'ye yaptığı değerlendirmede BM'nin mevcut yapısının giderek işlevsiz hale geldiğini savundu. Adıbelli'ye göre sistemdeki en önemli sorunların başında BM Güvenlik Konseyi'nin veto mekanizması ve ABD'nin örgüt üzerindeki etkisi geliyor.

'ABD istediğine vize veriyor, istediğine vermiyor'

BM'nin kuruluş yapısının bugünkü sorunları anlamak açısından önemli olduğunu belirten Adıbelli, örgütün İkinci Dünya Savaşı'nın galipleri tarafından oluşturulduğunu hatırlattı. ABD'nin BM üzerindeki etkisinin kuruluşundan bu yana belirleyici olduğunu savunan Adıbelli, örgüt merkezinin New York'ta bulunmasının da Washington'a önemli bir güç sağladığını söyledi. Adıbelli, ABD'nin bazı yabancı heyetlere yönelik vize uygulamalarını örnek göstererek, ev sahibi ülkenin BM'ye gelecek temsilcilere erişim konusunda üstlendiği yükümlülüklerin tartışma konusu olduğunu belirtti.

'Özellikle ABD'nin veto gücü BM'yi asli görevinden uzaklaştırıyor'

Adıbelli'ye göre BM'nin etkinliğini sınırlayan temel yapısal sorun, Güvenlik Konseyi'ndeki veto yetkisi. Güvenlik Konseyi'nin başlangıçtaki amacının, uluslararası güvenliği tehdit eden krizlerde büyük güçlerin hızlı biçimde harekete geçmesini sağlamak olduğunu belirten Adıbelli, veto mekanizmasının zaman içinde bu işlevin önüne geçtiğini, ABD tarafından bunun kullanıldığını savundu:

Mesela Amerika'nın Filistin devletini onaylamaması tarihsel bir yanlış. "İsrail'i razı et, gel" diyor. İsrail'i nasıl razı edecek? Tel Aviv, parlamentosunda "Filistin devleti kurulamaz" diye karar almış. Filistin'in hak ettiği sandalyeyi vermiyor. Filistin BM'de olsaydı, devlet statüsü kazansaydı BM mevzuatından faydalanacaktı. Bugün bambaşka bir süreç olacaktı. İsrail öyle kolay kolay hamle yapamayacaktı. Şimdi devlet olarak görülmediği için Mahmut Abbas'ı da dilediği gibi engelleyebiliyor.

'Diplomasiye duyulan güven aşınıyor'

Adıbelli'nin üzerinde durduğu bir diğer konu, uluslararası diplomasinin geleceği oldu. Rusya-Ukrayna çatışmaları sırasında gerçekleştirilen İstanbul görüşmelerini örnek gösteren Adıbelli, sıcak çatışmanın devam ettiği koşullarda dahi tarafların aynı masaya oturabilmesinin diplomasinin temel özelliği olduğunu söyledi.
Buna karşılık ABD-İran ilişkilerinde yaşanan son gelişmelerin müzakere masasına duyulan güven açısından ciddi sonuçlar yarattığını anlatan Adıbelli, İran ile yürütülen görüşmelerin ardından meydana gelen askeri gelişmelerin, Washington'ın tutumu nedeniyle diğer ülkelerde "Müzakere bir tuzak olabilir mi?" kaygısını doğurabileceğini savundu.

'ABD, BM'ye saygı duymuyor, bu yılı ben komedi filmi olarak görüyorum'

"Diplomasi masası en önemli masadır" diyen Adıbelli, savaş halindeki ülkelerin dahi müzakere sürecinde belirli bir güvenceye sahip olması gerektiğini vurguladı. Adıbelli'ye göre bu güvenin ortadan kalkması, yalnızca belirli bir çatışmayı değil uluslararası sistemin tamamını etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir:

"ABD ve İsrail böyle bir cüreti nereden alıyor? İsrail Amerika'dan alıyor. Kimse kusura bakmasın, Amerika BM'ye saygı duymuyor. Onun için bu yılı ben resmen bir komedi filmi olarak görüyorum. 81. yılında BM'ye yeniden güven tesis edilecekmiş. BM'yi kuran ülke BM'ye saygı duymuyor. Bırak BM'yi, Birleşmiş Milletler'in temelini oluşturan barışa, iş birliğine, müzakerelere, diplomasiye inanmıyor, saygı duymuyor. İnansaydı bir ülkeyi diplomasiyle kandırıp, tuzağa düşürüp o ülkeye savaş açmazdı."

'BM 81 yıllık tarihinde hiç görmediği hakareti, aşağılanmayı ABD'nin desteklediği İsrail'den gördü'

İsrail'in BM ile ilişkilerine de değinen Adıbelli, İsrail hükümetinin BM Genel Sekreteri ve örgütün kurumlarıyla yaşadığı gerilimlerin BM'nin otoritesini zedelediğini savundu. İsrail'in politikalarının arkasındaki en önemli desteğin ABD'den geldiğini söyleyen Adıbelli, Washington'ın mevcut uluslararası düzeni korumak yerine kendi dış politika önceliklerini öne çıkardığını açıkladı:

"Birleşmiş Milletler'e güvenin yeniden inşa edilmesi. Şimdi düşünebiliyor musunuz? 81 yıldır hayatta olan bir teşkilat ve 81 yıllık tarihinde hiç görmediği hakareti, aşağılanmayı İsrail'den gördü. Genel Sekreter'in İsrail'e girişi yasaklandı. Genel Sekreter'e yaptırım uygulandığı BM tarihinde görülmedi. Çin Halk Cumhuriyeti 22 yıl Birleşmiş Milletler'in kapısında bekletildi. 1949'da kuruluyor, 1971'e kadar BM'ye alınmadı. Ama Çin Birleşmiş Milletler'e küsmedi. Birleşmiş Milletler'e kızmadı. Bunda rol oynayan insanlara "Çin'e giremez" demedi. Çin'in Birleşmiş Milletler temsilcisi çıkıp Genel Sekreter'e, BM'ye hakaret etmedi. Fakat işte arada bir fark var. Biri devlet, diğeri maalesef devlet geleneğine sahip olmayan, emperyalizm tarafından harita üzerinde yapay olarak yaratılmış bir devlet.

'Sorunun kaynağı, ABD'nin sistemi kilitlemesi'

ABD'nin İran ve Venezuela'ya yönelik son dönemdeki politikalarını da eleştiren Adıbelli, bu gelişmelerin devlet egemenliği, diplomatik güven ve uluslararası hukuk açısından tartışılması gerektiğini söyledi. Sorunun yalnızca Donald Trump yönetimiyle açıklanmaması gerektiğini belirten Adıbelli, yaşananları ABD'nin uluslararası sisteme yönelik yaklaşımındaki daha kapsamlı bir değişimin göstergesi olarak değerlendirdi:
Onun için BM'de yaşanan bu sorun bugün İsrail kaynaklı, yarın belki başka bir ülke kaynaklı gibi görünse de geri planda Amerika Birleşik Devletleri'nin sistemi kilitlemesi vardır. Bakın, gerçekte bir barış havarisi, diplomasiye önem veren bir ülke gibi gözükse de İran'a yaptıklarını gördük. Diplomasi masası önemlidir. Müzakereler, o masa, uluslararası sistemin tek güvencesidir.

'Milletler Cemiyeti işlevini yitirince 2. Dünya Savaşı oldu, işlevsiz bir BM'nin ardından da 3. Dünya Savaşı'nı bekleyin'

Adıbelli, BM'nin bugünkü durumuyla Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Milletler Cemiyeti arasında dikkat çekici bir paralellik kurdu. ABD Başkanı Woodrow Wilson'ın Milletler Cemiyeti'nin kurulmasındaki rolüne rağmen ABD'nin örgüte üye olmadığını hatırlatan Adıbelli, daha sonra Japonya ve Nazi Almanyası gibi ülkelerin sistemden uzaklaşmasıyla kurumun giderek güç kaybettiğini söyledi. Milletler Cemiyeti'nin zaman içinde uluslararası toplum nezdindeki güvenilirliğini ve caydırıcılığını kaybettiğini belirten Adıbelli, bu sürecin sonunda örgütün İkinci Dünya Savaşı'nı önleyemediğine dikkat çekti.
Adıbelli, BM için de benzer bir tehlike gördüğünü belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Bugün Milletler Cemiyeti'nin yaşadığı aynı akıbeti Birleşmiş Milletler yaşamaktadır. Eğer böyle giderse ben açıkça söylüyorum: İşlevsiz bir Birleşmiş Milletler'in ardından Üçüncü Dünya Savaşı'nı bekleyin."

'Yeni sistem çok kutuplu olacak'

Uluslararası sistemin bir dönüşüm sürecinden geçtiğini savunan Adıbelli, mevcut düzenin giderek çok kutuplu bir yapıya evrildiğini söyledi. Büyük devletlerin güçlerini uluslararası hukukun üzerinde görmeye başlamasının ciddi bir risk yarattığını ifade eden Adıbelli, 21. yüzyılın uluslararası kurumlarının değişen güç dengelerine uygun şekilde yeniden yapılandırılması gerektiğini savundu.
Adıbelli'ye göre BM'nin yeniden etkin bir aktöre dönüşebilmesi için öncelikle örgütün kurucu güçlerinin sisteme ve onun temel ilkelerine bağlılık göstermesi gerekiyor.
"Birleşmiş Milletler'e güven tesis edilemez. Bir kere onu kuran ülkeler Birleşmiş Milletler'e güvenmediği sürece, Birleşmiş Milletler'e duyulan güven ve saygı da bitmiştir" diyen Adıbelli, mevcut krizin yalnızca BM'nin değil, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan uluslararası düzenin geleceğine ilişkin bir sorun olduğunu sözlerine ekledi.
JD Vance - Sputnik Türkiye, 1920, 24.09.2026
DÜNYA
Beyaz Saray'ın medya ambargosunun ardındaki 'isimsiz kaynak' Vance çıktı, konu ise İran
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала