Borsa İstanbul’da kurallar değişiyor

‘Borsa İstanbul’da şeffaflık dönemi başlıyor’
“Sermaye Piyasası Kurulu, son birkaç gün içinde peş peşe bazı kararlar aldı. Önce Hazine ve Maliye Bakanlığı piyasa fonlarına yüzde 10 stopaj getirdi. Bu fonlarda payı bulunan gerçek ve tüzel kişilerin elde ettikleri kazançlar yüzde 10 oranında vergilendirilecek. Bunun yanı sıra Sermaye Piyasası Kurulu da gerek halka arzlarda gerekse piyasa fonlarında uygulanacak yeni ilkeleri kararlaştırdı. Ancak asıl önemli düzenleme halka açıklıkla ilgili. Bu kararlar 11 Eylül’den itibaren Borsa İstanbul’da uygulanmaya başlayacak.
Düzenlemeye göre, Borsa İstanbul’da hisseleri işlem gören şirketlerin pay sahiplerine bildirim yükümlülüğü getirildi. Yüzde 3 ve üzerinde paya sahip olanların isimleri, Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından güncel olarak açıklanacak. Piyasa fonlarında yüzde 10 ve üzerinde payı bulunan gerçek ve tüzel kişiler de yine Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından sürekli ve anlık olarak güncellenecek. Dolayısıyla bu hisselere veya fonlara yatırım yapanlar, kimlerin alım satım yaptığını görebilecek. Özellikle hisseleri ihraç eden şirketler ve kurumlar açısından kimlerin ne kadar pay sahibi olduğu izlenebilecek.
Eleştirilerden biri, fiilî dolaşımdaki paylar konusunda yeterli şeffaflığın bulunmadığı yönündeydi. Sermaye Piyasası Kurulu bu konuda da önemli bir adım attı. Fiilî dolaşımdaki pay kavramı, halka açıklık oranını gösteren bir kavram olarak tanımlandı. Böylece şirketlerin dolaşımdaki payları ve halka açılan şirketlerin hisse senetleriyle ilgili işlemler Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından yakından izlenecek. Bu bilgiler listelenerek tablolar hâlinde duyurulacak, günlük ve anlık olarak şeffaf biçimde paylaşılacak. Bütün bunlar; Morgan Stanley, Standard & Poor’s ve Financial Times gibi uluslararası kuruluşların son dönemde Borsa İstanbul’daki gelişmelere ilişkin uyarılarının ve Türkiye piyasasını yakın izleme kararlarının ardından peş peşe atılan adımlar. Aksi halde Türkiye’nin bu alanda ciddi bir itibar kaybı yaşaması söz konusu olacaktı. Muhtemelen bu düzenlemelerin ardından, sonbaharda ve özellikle kasım ayında Türkiye’ye ilişkin açıklanacak yakın izleme raporları nispeten daha olumlu bir görünüm ortaya koyabilir.”
‘Türkiye’de ‘erken sanayisizleşme’ endişesi büyüyor’
“Sanayi sektöründe üretim ve ihracat gerilerken, üretime doğrudan katkısı sınırlı ancak istihdam sağlayan hizmet sektörü büyüyor. Son beş yılda sanayinin millî gelir içindeki payı yüzde 18,5’e indi. Orta Vadeli Program’da sanayi büyümesi beklentisi de yüzde 4’ten yüzde 2,3’e düşürülmüştü. Buna karşılık hizmetler sektörünün payı yüzde 60,1’e çıktı. Neredeyse her iki işletmeden biri hizmet sektöründe faaliyet gösteriyor. Kafe, restoran ve benzeri işletmeler yaygınlaşırken sanayi ve üretim sektörü geriliyor. Bu gerilemede maliyet artışları, sanayi şirketlerinin finansmana erişim güçlüğü, yüksek faiz politikası ve finansman yükü etkili. Reel sektörün ekonomideki payı beş yıldır kesintisiz biçimde azalıyor. Sanayinin ekonomideki payı 2021’de yüzde 26 iken 2025 sonunda yüzde 18,5’e indi. Böylece sanayinin ağırlığı 7,4 puan azaldı. İhracatta daha yüksek gelir sağlayan imalat ve katma değerli üretimin payı da yüzde 22’den yüzde 15,5’e geriledi.
Bütün bunlar, ekonomi çevrelerinde son dönemde sıkça konuşulan ‘erken sanayisizleşme’ endişelerini artırıyor. Sanayi sektörü erirken hizmetler sektörünün ekonomideki ağırlığı yüzde 60’lara ulaşıyor. Oysa Türkiye’nin dövize ihtiyacı var. Bu ihtiyacın karşılanmasında en önemli gelir kaynaklarından biri ihracat, diğeri ise turizm. Savaşın etkisiyle Orta Vadeli Program’da bu yıl için 68 milyar dolar olarak öngörülen turizm geliri hedefi 65 milyar dolara düşürüldü. Turizm geliri beklentisinde 3 milyar dolarlık indirime gidildi. Çünkü savaş nedeniyle rezervasyonlar iptal edildi, otellerdeki doluluk oranları da nispeten geriledi.”
‘Odyssey Yunanistan’a yaradı, Türkiye fırsatı kaçırdı’
“Christopher Nolan’ın çektiği Odyssey filmi, dünya genelinde büyük ilgi görüyor ve gişe rekorları kırıyor. Film, Homeros’a atfedilen ve yaklaşık 3 bin yıl önce kaleme alınan Odysseia destanından uyarlandı. Filmin ve Homeros’un destanının yeniden popülerleşmesiyle Ege ve Akdeniz’de yeni turizm rotaları oluşturulmaya başlandı. Yunanistan, İthaka ve Mora Yarımadası; İtalya ise Sicilya, Favignana ve Messina Boğazı gibi noktaları öne çıkarıyor. Tur operatörleri de filmin çekildiği veya destanla ilişkilendirilen bölgeleri güzergahlarına ekliyor.
Ancak burada Türkiye açısından önemli bir fırsat gözden kaçıyor. Çünkü destanın başlangıç noktası olan Troya, Çanakkale’de bulunuyor. Antik kaynaklarda Tenedos olarak geçen Bozcaada da Troya anlatılarıyla bağlantılı. Anadolu’nun Ege kıyıları, Homeros geleneği ve Antik Yunan dünyası açısından son derece zengin bir mirasa sahip. Buna rağmen Türkiye, filmin yarattığı uluslararası ilgiyi henüz güçlü bir turizm rotasına dönüştürebilmiş değil.
Turizm sektörü temsilcileri de ‘Odyssey filmi Yunanistan ve İtalya turizmine yaradı, biz neden bu fırsatın gerisinde kaldık?’ diye soruyor. Oysa Türkiye, Troya’dan Bozcaada’ya, İzmir’den Bodrum’a kadar uzanan bir Homeros ve Ege mitolojisi rotası oluşturabilirdi. Kısa filmlerle, dijital içeriklerle, müze etkinlikleriyle ve uluslararası tanıtım kampanyalarıyla bu kültürel miras dünyaya anlatılabilirdi. Bu sezon için fırsatın önemli bir kısmı kaçırılmış olabilir. Ancak önümüzdeki sezon için ciddi bir hazırlık yapılabilir. Üstelik her şeyi devletten beklemek de gerekmiyor. Seyahat acenteleri, tur operatörleri, yerel yönetimler ve sektör kuruluşları ortak projeler geliştirebilir.
Türkiye aslında bunu geçmişte yaptı. Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı, sürgün olarak gönderildiği Bodrum’u, oradaki yaşamı ve Ege kültürünü eserleriyle bütün dünyaya tanıttı. Dünya henüz ‘mavi yolculuk’ kavramını bilmezken onun kitaplarında Ege kıyıları ve deniz yolculukları bir efsaneye dönüştü. Bugün ise mavi yolculuk büyük ölçüde lüks yatlara ve eğlence turizmine indirgenerek kültürel köklerinden uzaklaştırıldı. Oysa Cevat Şakir’in mavi yolculuk anlatıları, Bodrum hikâyeleri ve eserlerinde yer verdiği mitolojik miras yeniden turizm rotalarına dönüştürülebilir. Böylece Odyssey filminin yarattığından bile daha büyük ve kalıcı bir turizm fırsatı oluşturmak mümkün. Fakat biz, her zaman olduğu gibi, yine kolaycılığı tercih ediyoruz.”

