‘Türkiye terör nedeniyle 42 yılını ve 2,3 trilyon dolarını kaybetti’

‘Terörün Türkiye’ye faturası 2,3 trilyon dolar’
“1984’te başlayan terör ve silahlı eylem sürecinden bugüne kadar Türkiye’nin ekonomik kayıpları 2 trilyon 300 milyar dolara ulaştı. Bu tutarın 511 milyar doları milli gelir, 210 milyar doları ihracat, 123 milyar doları ise vergi geliri kaybından kaynaklanıyor. Terörle mücadeleye kaynak sağlamak amacıyla Hazine tarafından yapılan ek borçlanmaların yükü de 520 milyar dolar olarak hesaplanıyor.
Ancak parasal kayıpların yanı sıra görünmeyen kayıpları da gündeme getirmek gerekir. Türkiye, bu süreçte 42 yılını kaybetti. 1984’te Şemdinli ve Eruh baskınlarıyla PKK’nın başlattığı silahlı eylemlerin üzerinden 42 yıl geçti. O yıl doğanlar bugün 42 yaşında ve yaşamları boyunca terör, can güvenliği endişesi ve hayat mücadelesiyle karşı karşıya kaldılar. Bir kısmı yaşadıkları şehirleri terk etmek zorunda kaldı. Terörle mücadele kapsamında kırsal alanda binlerce köy boşaltıldı. Terör örgütü mensuplarının barınmasını engellemek amacıyla ormanlar yakıldı, orman köylülerinin yaşam alanları yok edildi. Besicilerin yaylalara ve meralara çıkmasının yasaklanması nedeniyle bölgede hayvancılık da ağır kayıplar yaşadı.
Ekonomik faaliyetler en alt düzeye inerken, yapılan çalışmalara göre yalnızca terör eylemleri nedeniyle bölge şehirlerindeki istihdam kaybı 2,5 milyon kişiye ulaştı. 42 yılda yaşanan 2 trilyon 300 milyar dolarlık kayıp, Türkiye’nin şu anki milli gelirinin yaklaşık 2 katına karşılık geliyor. İnsanların refahının ve gelir düzeyinin yükselmesine, üniversitelerin uluslararası alanda bilim ve araştırma merkezleri haline gelmesine imkân sağlayabilecek bu kaynaklar heba edildi. Bu hesaba göre yılda ortalama 50-55 milyar dolarlık kaynak terörle mücadeleye ayrılmak zorunda kalındı.
Özellikle bölgenin kalkınması amacıyla 1970’li yıllarda ilan edilen Güneydoğu Anadolu Projesi, 42 yıl devam eden terör eylemleri nedeniyle hayata geçirilemedi. Proje kapsamındaki pek çok sulama hattı, baraj, elektrik santrali, ulaşım ağı, havaalanı ve otoyol tamamlanamadı. Bunun sonucunda Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Türkiye’nin en fakir ve yoksul, işsizliğin de en yoğun olduğu bölgesi haline geldi.
Bu aşamadan sonra, Terörsüz Türkiye süreci ile Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Yasası’yla oluşturulacak hukuki altyapının, silahların bırakılması ve örgütün kendisini lağvetmesini beraberinde getirmesinin ardından artık ekonomik ve sosyal kalkınma hamlelerine sıra gelmek zorunda.”
‘Kamuda personel yığılması yapıyı hantallaştırıyor’
“Türkiye’de birbirinden lüks, 30-40 katlı kamu binalarının temelleri peş peşe atılıyor. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın kamuda istihdama ilişkin son raporuna baktığımızda ise kamu çalışanlarının sayısındaki artış dikkat çekiyor. 2025 yılının ikinci çeyreğinde 5 milyon 289 bin olan kamuda istihdam edilen personel sayısı, bu yılın ikinci çeyreğinde 5 milyon 417 bine yükselmiş. Yaklaşık 130 bin kişilik bir artış söz konusu. Kamuda çalışan 5 milyon 417 bin kişinin yaklaşık 3,5 milyonu kadrolu, 419 bini sözleşmeli personel. İşçi kadrosunda istihdam edilenlerin sayısı 1 milyon 267 bin, geçici işçilerin sayısı 50 bin, farklı statülerde çalışanların sayısı ise 97 bin. Bu personelin yüzde 67-68’i merkezi yönetimde istihdam ediliyor. Yani kamu çalışanlarının büyük bölümü bakanlıklarda ve bakanlıkların merkez teşkilatlarında görev yapıyor.
Kamudaki istihdamın en büyük ikinci unsurunu ise belediyeler oluşturuyor. Özellikle belediye şirketleri ve belediye iktisadi teşekküllerinde yüksek bir istihdam söz konusu. Belediye şirketlerinde 696 bin kişi çalışıyor.
Dolayısıyla Türkiye’de yaklaşık 5,5 milyon kamu çalışanı var. Bu sayı zaman zaman eleştiriliyor. Ancak toplam istihdam içerisinde kamunun payına baktığımızda oran yüzde 13-14 seviyesinde. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün ortalaması ise yüzde 19. Yani Türkiye’de kamu istihdamının toplam istihdam içindeki payı OECD ortalamasının gerisinde.
Asıl dikkat edilmesi gereken nokta, kamuda çalışanların sayısının yüksek ya da düşük olmasından ziyade bu istihdamın ne kadar verimli değerlendirildiği. Çünkü kamu personeli sayısı yaklaşık 5,5 milyon olmasına rağmen pek çok alanda ciddi istihdam açığı bulunuyor. Örneğin sağlık alanında kişi başına düşen doktor ve hemşire sayısı açısından Türkiye, OECD ülkelerinin çok gerisinde. Aynı şekilde eğitim alanında da büyük bir öğretmen açığı var. Buna karşılık merkezi yönetimde bir personel yığılması ve giderek hantallaşan bir yapı söz konusu.”

