Rusya Dışişleri: Avrupa ile diyaloğa dönüş, AB’nin Rusya karşıtı çizgiden vazgeçmesine bağlı

© Sputnik / Виктор Толочко
Abone ol
Rusya Dışişleri Bakanlığı, Avrupa ile siyasi diyaloğa geri dönüşün, ancak Avrupa ülkelerinin “Rusya karşıtı ve rusofobik” politikalarını terk etmesi halinde mümkün olacağını belirtti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, düzenlediği basın toplantısında, Avrupa ile siyasi diyaloğa geri dönüşün, ancak Avrupa ülkelerinin “Rusya karşıtı ve rusofobik” politikalarını terk etmesi halinde mümkün olacağını söyledi.
Avrupa ülkeleriyle diyaloğun yeniden tesis edilmesi süreci, ancak bu ülkelerin ülkemize yönelik dostane olmayan, kimi zaman saldırgan ve rusofobik eylemlerini durdurmaları ve bu devletlerin Rusya karşıtı çizgiden tamamen vazgeçmeleri halinde anlamlı olabilir ya da başlatılabilir.
Zaharova, Rusya karşıtı çizgiden vazgeçmenin, başta Rusya’nın içişlerine karışmama ilkesine riayet edilmesini de içerdiğini vurgulayarak, şu anda diyaloğun yeniden başlaması için herhangi bir önkoşulun bulunmadığını kaydetti.
Zaharova’nın dış ve güvenlik politikasına ilişkin değerlendirmelerinde öne çıkan noktalar şöyle:
Ukrayna’ya ‘istekliler koalisyonu’ kapsamında yabancı asker konuşlandırılmasını kesinlikle kabul edilemez görüyoruz; bu birlikleri meşru askeri hedef olarak değerlendireceğimizi açıkça ifade ediyoruz.
Moskova, Fransa’nın Ukrayna konusunda gerçekten müzakere yolunu aradığına dair hiçbir işaret görmüyor.
Ortak bir Avrupa füze savunma sistemi kurma girişimi yalnızca savunma amaçlı değildir; bu, Kiev’i NATO paradigmasına daha da yaklaştırmayı hedefleyen bir adımdır.
Batılı ülkeler, Ukrayna’nın doğal zenginliklerini krediler karşılığında veya ‘tazminat’ adı altında ele geçirmeyi hesaplıyor.
Polonya’nın Rusya ve Belarus sınırına yakın bölgelerde yürüttüğü askeri tatbikatlar, Polonya elitlerinin mutlak sorumsuzluğunun bir göstergesidir.
Basra Körfezi’ndeki öngörülemez gelişmeler, çatışmanın barışçıl çözümü perspektiflerini ciddi biçimde tehdit ediyor.
NATO’nun Arktik bölgesindeki adımları, istenmeyen ve olumsuz sonuçlara yol açabilecek kasıtsız olaylar riskini kayda değer ölçüde artırıyor.
ABD’den gelen olası nükleer deneme açıklamaları, son derece endişe verici bir sinyal niteliği taşıyor.

