- Sputnik Türkiye, 1920, 19.10.2024
SAĞLIK
Sağlık haberleri, sağlıklı beslenme, sağlıklı yaşam üzerine her şey

Dünyanın en yaygın hastalığı açıklandı: Son 30 yılda ruhsal bozukluklar iki katına çıktı

© AAAntidepresan - İlaç
Antidepresan - İlaç - Sputnik Türkiye, 1920, 23.05.2026
Abone ol
The Lancet tıp dergisinde yayımlanan yeni bir araştırmada, en yaygın ve en tehditkar hastalıklar ebola ya da hantavirüs değil, ruh sağlığı bozuklukları olduğu dile getirildi. Araştırmada her 7 kişiden birinin etkilendiği kaydedildi.
Yayımlanan araştırma, 2023 yılında dünya genelinde yaklaşık 1.2 milyar insanın bir ruhsal bozukluğa sahip olduğunu ortaya koydu. Söz konusu bu sayının 1990 yılına kıyasla yüzde 95’lik bir artış anlamına geldiği kaydedildi. İncelenen 12 bozukluk arasında araştırmacılar, en keskin artışların anksiyete bozuklukları ile majör depresif bozukluklarda görüldüğünü belirledi. Mevzu bahis bu oranlar sırasıyla yüzde 158 ve yüzde 131 arttı. Söz konusu bu iki bozukluk artık dünyanın en yaygın ruhsal hastalıkları olarak kabul ediliyor.

Hangi ruhsal bozukluklar incelendi?

Araştırmanın yazarları, en yaygın 12 ruhsal bozukluğun yaygınlığını kaydetti.
Buna göre incelenen bozukluklar şunlar oldu:
Anksiyete bozuklukları
Majör depresif bozukluk
Distimi (kronik ancak hafif seyreden bir depresyon türü)
Bipolar bozukluk
Şizofreni
Otizm spektrum bozuklukları
Davranım bozukluğu
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB)
Anoreksiya nervoza
Bulimia nervoza
Nedeni bilinmeyen gelişimsel zihinsel yetersizlik (IDID)
Diğer ruhsal bozuklukları kapsayan rezidüel kategori

Kimler risk altında?

Yaygınlığı yüzde 1.8 azalan DEHB ve yaygınlığı yüzde 16.4 oranında azaldığı kaydedilen bozuklar haricindeki tüm bozuklukların görülme sıklığının arttığı belirlendi. Söz konusu bu artışın eşit şekilde dağılmadığı kaydedildi. İncelenen 12 durumun çoğunun kadınlarda daha yaygın görüldüğü aktarıldı. Depresyon, anksiyete, bipolar bozukluk, anoreksiya ve bulimia kadınları daha fazla etkilerken; DEHB, otizm ve saldırganlık ile itaatsizlik şeklinde ortaya çıkan davranım bozukluğunun ise erkeklerde daha yaygın olduğu dile getirildi.
Araştırmaya göre ruhsal bozukluklar en çok 15-19 yaş arasındaki kişilerde görülürken ilk kez bu yaş grubunun en yüksek ruh sağlığı yükünü taşıdığını ortaya kondu.
Araştırma 204 ülke ve bölgede yürütüldü. Ayrıca çalışma dünya genelinde artışlar tespit etse de en fazla etkilenen bölgelerin Batı ülkeleri olduğu belirtildi. Araştırmacılar, ruhsal hastalıkların neden olduğu ‘sağlıklı yaşam yılı kaybını’ ölçerek örneğin Hollanda’da her 100 bin kişide 3 bin 555, Vietnam’da ise bin 302 ruhsal hastalık vakası bulunduğunu ortaya koydu.
Orta düzeyde gelişmiş ülkelerde genel ortalama her 100 bin kişide yaklaşık bin 853 ruhsal hastalık vakası iken, yüksek düzeyde gelişmiş ülkelerde bu oran yaklaşık 2 bin 184 olarak belirlendi.

Neden daha fazla insan ruhsal hastalıklarla mücadele ediyor?

Baş araştırmacı Dr. Damian Santomauro yaptığı açıklamada, “Burada rol oynayan çok sayıda etken var ve bunların hepsini birbirinden ayırmak zor” dedi. Dr. Robert Trestman ise bir temel faktöre dikkat çekerek, “Ruhsal hastalıklara yönelik damgalama önemli ölçüde azaldı. İnsanlar artık sessizce acı çekmek yerine öne çıkıp durumlarını ifade etme konusunda çok daha rahat” cümlelerinin altını çizdi. Trestman, artışı toplumsal damgalamanın azalmasına bağlarken, bazı diğer uzmanlar ise ruhsal bozuklukların aşırı teşhis edilmesine işaret ediyor.

Aşırı teşhis

2013 ile 2025 yılları arasında İngiltere Ulusal Sağlık Servisi’nin ilgilendiği ruh sağlığı vakalarının sayısı iki kattan fazla artıştı. 2013’te bu sayı dört milyonun biraz altındayken, 2025’te dokuz milyona ulaşmıştı. Artışta otizm ve DEHB vakalarının önemli rol oynadığı belirtilirken, Sağlık Bakanı Wes Streeting bu durumlar konusunda ‘aşırı teşhis’ olduğunu savunmuş ve geçen aralık ayında hükümet düzeyinde bir inceleme başlatılması talimatını vermişti.
O dönem İngiliz basını, 750 İngiliz doktor Streeting’in açıklamalarına katılıp katılmadıklarını sormuştu. 442 doktor katıldığını belirtirken, yalnızca 81 doktor ruh sağlığı sorunlarının yeterince teşhis edilmediğini söylemişti.
2022 yılında da yapılan bir araştırmada Avustralyalı araştırmacılar, kavram genişlemesini aşırı teşhisin temel nedenlerinden biri olarak tanımlamıştı. Araştırmacılar, bazı bozuklukların tanımlarının genişletilmesiyle birlikte doktorların ve psikiyatristlerin geçmişte normal kabul edilen davranışları patolojik hale getirdiğini savunmuştu. Örneğin okulda yerinde durmak istemeyen bir erkek çocuğuna bugün, 1990 yılına kıyasla DEHB teşhisi konulma ihtimalinin çok daha yüksek olduğu belirtilmişti.

Büyük ilaç şirketlerinin kazancı

The Pharmaceutical Journal verilerine göre, 2022 itibarıyla İngiltere nüfusunun yaklaşık yüzde 14.7’sine antidepresan reçetesi yazıldığı kaydedilmişti. Ayrıca 2015 ile 2021 yılları arasında bu ilaçları kullanan 5-12 yaş grubundaki çocukların sayısı yüzde 41 arttı. Antidepresan kullanımı 2000-2020 döneminde Avrupa Birliği’nde yüzde 147, ABD’de ise aynı dönemde yüzde 65 yükseldi..
Fortune dergisinde yayımlanan bir araştırmada, küresel antidepresan pazarı 2027 yılında 18.3 milyar dolara ulaşacağı kaydedilmişti. Fortune, büyük ilaç şirketlerinin bu rakamları teşhis süreçleri üzerinden artırmaya çalıştığını belirtmiş ve 'kar amacı güden kuruluşlar ile hükümetlerin, çeşitli ruhsal durumlar konusunda toplum genelinde farkındalık oluşturmaya çalıştığını', bunun da 'pazarın büyüme potansiyeline katkı sağladığını' vurgulamıştı.
1980’lerden itibaren ilaç şirketleri, Amerikan Psikiyatri Birliği üzerinde lobi faaliyetleri yürüterek depresyonun geçici/episodik bir olgudan, ilaç tedavisi gerektiren uzun vadeli bir ‘bozukluk’ olarak yeniden sınıflandırılmasını teşvik etmişti. Daha sonra ilaç firmaları, ürünlerinin etkili olduğunu göstermek amacıyla araştırmaları finanse etmiş ve doktorlar bu ilaçları reçete etmeye teşvik edilmişti.
Modern araştırmalar, ilk dönem ‘seçici serotonin geri alım inhibitörü çalışmalarının birçoğunun sektör tarafından manipüle edildiğini ortaya koymultu. Ayrıca GSK (GlaxoSmithKline), Forest Laboratories ve Takeda dahil olmak üzere birçok şirket, doktorlara daha fazla antidepresan yazmaları karşılığında maddi çıkar sağladıkları gerekçesiyle dava edilmişti. 2012 yılında yapılan bir uzlaşmada GSK, Paxil ve Wellbutrin ilaçlarını yasa dışı biçimde tanıttığı için 3 milyar dolar tazminat ödemişti.

Modernite sağlığımız için zararlı mı?

The Lancet araştırması, ruhsal hastalık oranlarının özellikle Covid-19 pandemisi sonrasında keskin biçimde yükseldiğini ortaya koydu. 143’ten fazla hakemli çalışmanın ardından oluşan giderek güçlenen bilimsel görüşe göre sosyal medya kullanımının özellikle gençler arasında depresyon, anksiyete ve anoreksiya nervoza ile bulimia nervoza gibi yeme bozukluklarıyla bağlantılı olduğu kaydediliyor.
Amerika Birleşik Devletleri Halk Sağlığı Servisi, sosyal medyada günde üç saatten fazla zaman geçiren ergenlerin anksiyete ve depresyon geliştirme risklerinin iki katına çıktığını kaydetmişti. Lancet çalışmasında ruhsal bozuklukların en fazla arttığı grubun da ergenler olduğu kaydedildi. Geçen yıl yapılan bir Pew Research Center araştırması ise ABD’li gençlerin yaklaşık yarısının sosyal medya kullanımının ruh sağlıkları üzerinde ‘çoğunlukla olumsuz’ etkisi olduğunu düşündüğünü ortaya koymuştu.
Psikiyatrist Dr. Alex Curmi bir süre önce yaptığı açıklamada, insanların evrimsel olarak küçük ve sıkı bağlara sahip avcı-toplayıcı topluluklarda yaşamaya uyum sağladığını; gelenek, ritüel ve manevi anlam bakımından zengin topluluklar içinde fiziksel emek gerektiren işler yaptığı kaydetmişti. Buna karşılık günümüz insanı şehirlerde atomize olmuş, hareketsiz bir yaşam sürüyor; kimyasal katkılar içeren gıdalarla besleniyor ve sürekli şiddet ile felaket haberleriyle bombardımana tutuluyor.
2012 tarihli ‘Modernitenin Hastalığı Olarak Depresyon’ başlıklı çalışmada, “Modern toplumlar giderek daha fazla aşırı beslenen, yetersiz beslenen, hareketsiz, güneş ışığından mahrum, uykusuz ve sosyal olarak izole bireylerden oluşmaktadır” cümleleri yer almıştı. Çalışma ayrıca ‘bir ülkenin kişi başına düşen GSYİH’si ile yaşam boyu duygu durum bozukluğu riski arasında pozitif bir korelasyon’ bulunduğunu belirtmişti.
Kaliforniya'da kimyasal sızıntıdan etkilenen bölgedekiler tahliye ediliyor - Sputnik Türkiye, 1920, 23.05.2026
DÜNYA
Kaliforniya’da kimyasal sızıntı alarmı: 40 bin kişiye tahliye emri verildi
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала