‘ABD’de kasıma kadar hızlandırılmış ‘Trumpizm’ göreceğiz, sırada Panama var’

© Sputnik
Abone ol
Dr. Barış Adıbelli’ye göre kasım ayındaki ara seçimlere kadar ABD’de hızlandırılmış bir ‘Trumpizm’ politikası izlenecek. Trump’ın daha da saldırganlaşacağını ifade eden Adıbelli, Venezuela’nın ardından sırada Panama olduğu görüşünde.
3 Ocak tarihinde uluslararası hukukun tüm normlarını sarsarak Venezuela’ya yönelik fiili müdahalesini başlatan Trump yönetimi, Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu bir operasyonla ülkeden ‘kaçırtarak’ Latin Amerika sathında yeni bir kaosun kapılarını araladı. Bu hamle sadece Karakas’la sınırlı kalmayıp, Grönland gibi stratejik kutup bölgelerine yönelik savrulan tehditlerle birlikte ABD’nin revizyonist dış politikasında vites yükselttiğini gösteriyor. Maduro sonrası süreçte yönetimi devralan Delcy Rodriguez’i, abluka kıskacında ‘iş birliğine’ zorlaması beklenen Trump’ın, Venezuela halkını ‘birbirine düşürmeye’ çalışması muhtemel görünüyor.
Çin ve Rusya ile girdiği küresel hakimiyet mücadelesinin bir uzantısı olarak Venezuela’ya müdahale eden Trump’ın, burada umduğunu bulamadığı da bir gerçek. Trump’ın Venezuela halkını kendi safına çekememesi ve halk tabanındaki direnci kıramaması, operasyonun stratejik bir çıkmaza girdiğini kanıtlıyor. Trump’ın Grönland’ı bir sonraki ‘hedef’ olarak açıklaması ise ABD’nin dünya siyasetinde hukuk tanımaz bir döneme geçiş yaptığının en net göstergesi.
Trump’ın Venezuela hamlesiyle el yükseltmesinin yaratacağı etkiyi Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Barış Adıbelli ile konuştuk.
‘Demokratlar, ‘Trump azledilmeli’ diyor’
Maduro’nun kaçırılmasının, uluslararası hukukun çiğnemesinin yanı sıra ABD yargısını da sakatladığı anlamına geldiğini söyleyen Adıbelli, bu durumun demokratlarda rahatsızlığa sebep olduğu görüşünde. Adıbelli’ye göre demokratlar ‘Trump’ın azledilmesi gerektiğini’ düşünüyor:
“Venezuela’da uluslararası hukukun bir kez daha katledildiğini gördük. Maduro’nun suçluluğu, doğruluğu, yanlışlığında değiliz. Maduro, mahrem olan yatak odasından alındı. Bir lider için mahrem alan ülkesi ve ülkesinin topraklarıdır. Venezuela’nın bağımsızlığı ve egemenliği Birleşmiş Milletler teşkilatları tarafından korunuyor. Hiçbir gerekçe olmadan bir ülkeye saldıramaz, operasyon düzenleyemezsiniz. Birleşmiş Milletler gerekçesi yok, meşru müdafaayı doğuracak bir saldırı yapmadı. Karşılıklı bir savaş hali de yok. Peki neye dayanarak bir ülkeye tecavüz ediyorsunuz? Birleşmiş Milletler tarafından tanınan bir devlet başkanı, diplomatik dokunulmazlığı olmasına rağmen Viyana Sözleşmesi’ne de aykırı şekilde ülkesinden alındı ve Amerika’ya kaçırıldı. Birleşmiş Milletler mevzuatı, uluslararası hukuk, insan hakları, iç işlerine karışmama gibi maddeler ihlal edildi ve ediliyor. Amerikan iç hukuku da ihlal edildi. Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın ikinci maddesinin dördüncü fıkrası bağımsız bir devlete gerekçe olmadan saldırmayı yasaklıyor. Amerika’da da bu durum ulusal hukukun üstündedir. ABD, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nı ihlal etmesinin yanı sıra anayasadaki hükmü de ihlal etti. Kongrenin yetkileri de gasp edildi. Bir lider yurt dışında yargılanacaksa bunun prosedürleri vardır. Ülkenin yargısı yargılar ve karar verir ardından da iade işlemi başlar. Bu süreç de atlatıldı. Demokratlar bu yüzden ‘Trump azledilmeli’ diyor. Hukukta ‘Usul esası bozar’ kaidesi vardır. Usulsüz bir tutuklama, kaçırma Amerikan bağımsız mahkemelerindeki yargılamayı sakatlamıştır. Bu 17 Mart’ta da ortaya çıkacak. Amerika’daki mahkemelere rotasını şaşırmış insanlar olsa da bağımsız diyebiliriz. Trump’ın bunu kontrol edemediğini biliyoruz. Mahkemelerde ciddi kararlar verilmesi Maduro açısından bir avantaj ancak buradaki yargılama sakat. Bağımsız ülkeye fiili bir saldırı var. Amerika bunu jeopolitik bir mücadelenin parçası olarak gösteriyor. Amerikalı hukukçular dahi Trump’a ‘Sen Venezuela’yı nasıl yönetirsin, bu bizim iç hukukumuzda yok’ dedi. Jeopolitik tartışmalar yoruma açık ancak hukuk pek yoruma açık değil. Amerikalı hukukçular Trump’a ‘Hangi iç hukuka uygun şekilde burayı yöneteceksin?’ diye sorular ve Trump geri adım attı. Daha sonra Rodriguez ile bir görüşme yaptı.”
‘Amerika, Venezuela’da istediğini elde edemedi’
Amerika’nın, Venezuela müdahalesinde Irak’ta uyguladığı politikadan yola çıktığını ifade eden Adıbelli, Maduro sonrası yönetimin ‘dizayn edilemediğine’ dikkat çekiyor:
“Amerika Irak’ı işgal ettiğinde Saddam ile birlikte bütün Baas Partisi’ni iktidardan düşürmüştü. Tarık Aziz’i Saddam’ın yerine getirmediler ancak Venezuela’da Maduro’nun ekibi ve yardımcıları göreve devam ediyor. Amerika burada istediğini elde edemedi, rejimi tam manasıyla değiştiemedi. Maduro’yu kaçırdılar ama Maduro’dan sonraki yönetimi şekillendiremediler. Irak’a öykünerek Venezuela’da benzer bir şey yapmak istedi. Venezuela’ya Amerikalı bir isim gelecekti ancak sonra ‘Sen Irak ile savaş halindeydin, orada Birleşmiş Milletler kararı vardı ama burada hangi hukuk kuralına uyduracaksın?’ dediler ve Trump geri adım attı. Süreç Rodriguez üzerinden götürülmeye çalışılıyor. Venezuelalılar da bu işi anladılar. Trump kendi krizini yaratıyor. Kendi krizini çözmek için bir mesai harcıyor, çözdükten sonra da başarı puanı olarak bunu hanesine ekliyor. Trump bana Kemal Sunal’ın ‘Polizei’ filmini hatırlattı. Trump da yan cebini gösteriyor. Bunu Körfez iyi biliyor. Sırtını sıvazladılar sonra çekti gitti. Maduro ise Trump’ın isteğini reddetti. Reddedince de Trump cezayı kesti ve Maduro’yu Venezuela’dan aldı. Maduro Amerikan şirketlerinin belirli sahalara girmesine izin verseydi Trump için sorun yoktu.”
‘Bir sonraki hedef Panama olacak’
Adıbelli’ye göre Venezuela müdahalesini ve petrol kontrolünü Çin’in enerji kanallarını kısıtlamak için stratejik bir koz olarak kullanan ABD, bu süreci hukuktan uzak bir ‘Hollywood senaryosuna’ dönüştürdü. Adıbelli, ABD’nin bir sonraki ‘hamleyi’ Panama’ya yapacağı görüşünde:
“Amerikalılar Venezuela petrolünü çıkartmanın yatırım gerektirdiğini düşünüyor. Uygur Bölgesi’nde de derinlerde petrol var örneğin ancak Çin maliyeti sebebiyle bunu şimdi çıkartmıyor. ABD buradaki petrolü bir onur meselesi haline getirdi. Bu işi tiyatroya çevirdiler. Global Times, Maduro’nun kaçırılmasını ‘Hollywood yapımcılarını bile hayrete düşürecek bir senaryo’ olarak nitelendiriyor. Maduro’yu yargılayan yargıç 91 yaşında. Dalga geçer gibi davranıyorlar. Maduro’yu çok fazla tutmayacaklarını düşünüyorum. Trump rezilliğin içinde yüzüyor. Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in önünde diz çöktü. Kendi kurdukları APEC Zirvesi’ne katılmadılar. Şi Cinping ‘Sırtınızı Amerika’ya yaslamayın’ diyerek eleştirdi. Nisan ayında kendisini zorla Pekin’e davet ettirdi. Siz gider Çin’in yanıbaşındaki Japonya’yı kışkırtır, Tayvan’a silah satarsanız Çin de sizin yanıbaşınızdaki Küba’ya, Meksika’ya, Venezuela’ya gelir. Birinin kapısını çalıyorsanız, kendi kapınızın çalınma ihtimalini göz önünde bulundurmanız gerekir. Venezuela’nın yüzde 80’e yakın bir petrolü Çin’e sattığı söyleniyor. Trump ‘Biz Çin’e petrol vereceğiz’ demişti ancak Çin Venezuela’dan aldığı gibi güvenle almaz. Çin neden Venezuela’dan petrol alıyor? Çünkü Amerika’nın Orta Doğu’daki hakimiyetini ve olası bir krizde Amerika’nın bu akışı keseceğini biliyor. Bu yüzden Rusya ile İran ile önemli anlaşmalar yaptı. Amerika, körfeze girişin kapısında bulunan Venezuela’nın önemini biliyor. Rusya’yı da bu noktada önemsiyorum. Rusya askeri olarak orada. Rusya bu coğrafyaya yabancı değil. Putin yönetiminde Sovyet bürokrasisinden gelen çok kıdemli isimler var. Bunlardan biri Sergey Lavrov. Bu da Rusya’nın Küba, Venezuela gibi bölgeleri çok iyi bilindiği anlamına geliyor. Çin’in Küba’ya izleme, dinleme istasyonları kurduğu iddia edilmişti bu konuda gerginlikler oldu. Dolayısıyla bu sadece petrol meselesi değil. Çin’de para da lojistik de var dolayısıyla petrolü alır. Çin, Venezuela’dan daha ucuza petrol getirebilir ve Venezuela Çin’e çok uzak ancak Çin kesintisiz enerji kaynağını önemsiyor. Kuşak ve Yol’daki ticari yolların paralelinde petrol boru hatları da var. Çin’in barışçıl kalkınma süreci tamamıyla enerjiyle doğrudan ilintilidir. Trump, ‘Venezuela’da Çin’in boğazını sıkarım, petrol kartıyla Çin’e yön veririm’ diye düşünüyor. Bunu tarifelerde bir koz olarak kullanacak. Bir tarafta Tayvan’a 11 milyar dolarlık tarihin en büyük silah satışını onaylıyorlar, bir tarafta Çin ve Venezuela’ya çöküyorlar. ‘Çin ve Rus gemileri kuşatmış’ Grönland’a girmeyi düşünüyorlar. Bana göre bir sonraki hamle Panama’ya dönük olacak. Trump ‘Ben Venezuela enerji sektörünün parasını ödedim’ diyordu. Aynısını Panama için de söylüyor. ‘Panama Kanalı’nı ben yaptım işlettim, bunlar Çin’e verdi’ diyordu. Bu sebeple sırada bana göre Panama var. Panama’daki kanalın işletmesini geri almak için bastıracak. Grönland ise çok uzak. Amerika Venezuela’ya yığınak yaptı, bunu kaydırmak çok maliyetli.”
‘Trump’ın gidişatı topal ördek gibi’
Venezuela hamlesine içerden onay alınamadığını belirten Adıbelli, Trump’a verilen desteğin düştüğünü ifade ediyor. Adıbelli’ye göre Trump, kasım ayındaki ara seçimlere kadar ‘hızlandırılmış bir Trumpizm’ politikası izleyecek:
“NATO bizzat NATO tarafından tehdit edilirse ne olur? Amerika demek NATO demek NATO demek Amerika demek. NATO bir tek buna önlem almamış. NATO, NATO’ya karşı.Trump’ın 3 yıl kadar bir süresi kaldı. Kasımdaki ara seçim beklenmeli. Yüzde 36 destek var. Şu anki anketler yayınlanmıyor. Venezuela gündemine içerden kimse destek vermiyor. New York Times gazetesi, Maduro Trump’ın dansını taklit ettiği için kaçırıldığını öne sürdü. Bunu Amerika’nın en etkin gazetesi yazdı. Amerika ciddiyetini kaybetti. Amerika’da JD Vance ‘Ben geliyorum’ diyor. Demokratlar yavaş yavaş aday belirlemeye başladı. Trump’ın gidişatı topal ördek gibi. Kasımdaki ara seçimleri kaybettiği zaman kongre ‘Yurt dışına asker gönderemezsin’ diyecek. Dişimizi kasım ayına kadar sıkmalıyız. Kasım ayına kadar hızlandırılmış ‘Trumpizm’ göreceğiz. Trump her yere saldıracak. 2026 Kasım’a kadarki dönemi ağzımız açık şekilde izleyeceğimizi düşünüyorum. Trump’ı ‘Sen büyüksün, sen kralsın’ diyerek idare edeceğiz. Cumhuriyetçi parti dahi Trump’ı desteklemiyor. Aşırı sağcılar dışında destekçisi yok.”

