00:00
01:00
02:00
03:00
04:00
05:00
06:00
07:00
08:00
09:00
10:00
11:00
12:00
13:00
14:00
15:00
16:00
17:00
18:00
19:00
20:00
21:00
22:00
23:00
00:00
01:00
02:00
03:00
04:00
05:00
06:00
07:00
08:00
09:00
10:00
11:00
12:00
13:00
14:00
15:00
16:00
17:00
18:00
19:00
20:00
21:00
22:00
23:00
HABERLER
07:00
6 dk
HABERLER
09:00
5 dk
HABERLER
10:00
6 dk
HABERLER
11:00
5 dk
DÜNYA HABERİ
11:10
10 dk
PARANIN HAREKETİ
11:30
9 dk
HABERLER
12:00
5 dk
HABERLER
15:00
4 dk
HABERLER
16:00
5 dk
HABERLER
17:30
11 dk
HABERLER
18:00
11 dk
SESLİ HABER
18:25
2 dk
HABERLER
19:00
9 dk
SESLİ HABER
19:38
4 dk
HABERLER
07:00
5 dk
HABERLER
09:00
6 dk
HABERLER
10:00
6 dk
HABERLER
11:00
5 dk
HABERLER
12:00
6 dk
YAPAY ZEKA GÜNLÜĞÜ
14:05
54 dk
HABERLER
16:00
5 dk
HABERLER
17:30
13 dk
HABERLER
Saat başı başlıkları
18:00
1 dk
SESLİ HABER
Rusya’ya yönelik yaptırım görüşmelerinde en büyük engel Almanya
18:26
3 dk
SESLİ HABER
Dünya genelinde en çok yerinden edilen ülkelerin başında Suriye geliyor
18:36
4 dk
HABERLER
Saat başı başlıkları
19:00
1 dk
SESLİ HABER
Musk, bazı ‘terörist oluşumlar’ı açıkladı
19:09
2 dk
SESLİ HABER
Norveçli siyaset bilimci: Putin, Batı’yı uyarmıştı
20:23
5 dk
DünBugün
Geri dön
Adana107.4
Adana107.4
Ankara96.2
Antalya104.8
Bursa101.4
Çanakkale107.2
Diyarbakır89.6
Gaziantep104.3
Hatay106.1
İstanbul97.8
İzmir91.0
Kahramanmaraş92.3
Kayseri105.5
Kocaeli90.2
Konya88.6
Malatya106.0
Manisa101.0
Mardin92.2
Ordu99.6
Sakarya90.2
Samsun107.7
Sivas104.2
Şanlıurfa95.3
Trabzon102.4
Van88.0
 - Sputnik Türkiye, 1920
EKSEN
Ceyda Karan’ın hazırladığı Eksen’de her gün dünyanın farklı bölgelerine dair gelişmeler masaya yatırılıyor.

‘İran, iddiaların aksine Filistin’de, Irak’ta, Suriye’de çatışmaların devamından yana değil’

Ceyda Karan'la Eksen
Abone ol
Prof. Mehmet Yuva’ya göre, İran’da İslam Cumhuriyetinin ‘tunç yasası’ tabir edilen ilkesel tutumu değişmez, ancak yeni seçilecek lider bölgesel ve küresel konjonktüre göre İran politikalarını biçimlendirecek. Yuva, İran’ın iddiaların aksine Filistin’de, Irak’ta ve Suriye’de çatışmaların devamında yana olmadığı görüşünde.
İran’da bindikleri helikopterin düşmesiyle hayatlarını kaybeden Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ülke çapında düzenlenen törenlerle toprağa verilirken, dikkatler İran siyasetine çevrildi.
İran’da anayasa geçeği görevi vekaleten yürüten Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Muhbir, seçimlerin 28 Haziran’da yapılacağını duyurdu. Dini liderlik ve Anayasayı Koruyucular konseyinin hangi adaylıklarda karar kılacağı merak konusu. Diğer yandan da Ortadoğu’da Gazze krizi nedeniyle gerilimin düşmediği bir dönemde İran’ın yeni liderliğinin izleyeceği dış siyaset tartışılıyor.
İran politikalarını ve Gazze savaşında gelinen yeri Prof. Mehmet Yuva ile konuştuk.

‘Birçok silah, İHA, füze, savaş gemisi, denizaltı üretebilen İran’ın…’

Prof. Mehmut Yuva’ya göre, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin helikopter kazasıyla ilgili medyada yer alan çok sayıda spekülasyonları konuşmak yerine bilirkişi raporu beklenmeli. Yuva, İran’ın birçok silahı üretebilirken helikopter konusunda teknolojik atılımları neden yapmamış yahut yapamamış olduğunun da önem taşıdığını vurguladı:

“İran gibi bir ülkede cumhurbaşkanının vefatıyla ilgili birçok yoruma değinmek istemem. Bir şantajın, kumpasın, sabotajın sonucunda helikopterin düşürülmüş olma ihtimali iddiası var. Ülke içinde çok farklı kuvvetler arasında mevcut olduğu iddia edilen çatışmalar sebebiyle helikopterin düştüğü yönünde birçok yorum duydum. Aklıselim davranalım. İlk önce İran’ın bir sorumluluğu var. O da ölen veya öldürülen cumhurbaşkanlarının vefatıyla ilgili ayrıntılı bilgi sunarak kamuoyunu tatmin etmektir. Cumhurbaşkanı dahil devletin ileri gelenlerinin vefat ettiği bu kaza sonrası İran’ın resmi açıklamalarına bakarsak bu hadisenin teknik arızanın ve doğal koşulların etkili olduğu elim bir kaza olarak taktim ettiler. İşin bu tarafına inanmakla mükellefiz. Aksi ispatlanıncaya kadar böyle.

Bu ölümün sonuçları ne olacak? Bu konuda ister İran-ABD, İran-Körfez, İran-Türkiye, İran-Pakistan ilişkileri yahut İran’ın çok etkili olduğu Irak, Suriye, Yemen, Lübnan, Filistin gibi sahalardaki gidişatın nasıl etkileneceği konuşulabilir. İran-İsrail ilişkilerinin hangi boyuta evrileceği de önemli bir konu. Fakat kazayla ilgili doğrudan İsrail, ABD veya başka devletlerin parmağı olabileceği ihtimalini veya üzerinde durulan İran’daki siyasi güç dengeleri çatışması sonucu bu kazanın gerçekleştiği ihtimalini, önümüzdeki dönem İran politikalarında bir ihtimal görebiliriz. Bunu ancak ileride daha doğru analiz edebiliriz. ABD’den alınmış olan bu eski helikopterdeki eksik parçaların, hassas cihazların, elektronik parçaların durumunu, yoğun sis bölgesinden geçecek helikopterin uyarılması için gereken teknolojilerin neden verilmediği yahut İran’ın bunları neden üretemediği konuları da önemli. Birçok silah, İHA, füze, savaş gemisi, denizaltı üretebilen İran’ın böyle bir teknolojiyle donatılmış bir helikopteri neden üretemediği de çok önemlidir.”

‘Biz, İran politikalarının nasıl şekilleneceğini konuşmalıyız’

Prof. Yuva, medyada sayısız iddianın ortaya atıldığını vurgularken, bu teknik meseleler yerine asıl İran politikalarının nasıl şekilleneceğine bakılması gerektiği görüşünde:
Reisi baraj açılışından dönerken hava gayet güneşli ve açıktı. Ama aniden o bölgede, özellikle dağlık bölgeler üzerinden geçerken hava koşullarının ani değişime uğrayacağı gerçeği varken o sis tabakası içinden neden geçtiler? Hele son iki gündür sosyal medyada tedavüle sokulan görüntüler var. Düşen helikopterin pilotuna ait olduğu iddia edilen görüntüler var. Veya helikopterin düşmesini gösterne görüntüler var. Bunlar ne kadar gerçekçi? Simülasyon mu? Başka kazalarla mı ilgili? Yoksa gerçekten Reisi’yi taşıyan helikopter pilotunun bu görüntüleri çektiği iddiası doğru mu? Bunlar çok teknik konular. Sahada bu çalışmaları yapan uzmanların bilirkişi raporuna ihtiyacımız var. Bu sebeple bizim konumuz kazanın nasıl olduğu yahut kimlerin kazada parmağı olduğu değil. Önümüze bakmakta yarar var. Biz, İran politikalarının nasıl şekilleneceğini konuşmalıyız.”

‘Dini liderlik müesses nizamda kilit konumdadır’

İran’da dini lider makamının belirleyiciliğine atıf yapan Prof. Yuva, diğer andan cumhurbaşkanlarının müesses nizam dışında politikalara yön verdiğini anımsattı:
“Humeyni’nin vefatından sonra dini lider makamına gelen Hamaney, yetkili bir şahıs olarak bu maddi ve manevi gücü yüksek makamı temsil etti. 85 yaşındaki Hamaney’in hasta olduğu söyleniyor. Oğlunun bu makam için hazırlandığı söylentileri var. Ancak oğlunun tayin veya parmak işareti yoluyla bu makama oturması halinde müesses nizamda aykırı seslerin çıkabileceği, bu sebepten dolayı makama alternatif isimlerin konuşulduğu iddiaları gündemde. Dini lider, özellikle ülkenin temel konularında izlediği politikalarda söz sahibi. Neden? Çünkü başkomutan sıfatı taşıyor. Bu başkomutanlık makamına, İran’ın en önemli askeri kuvveti olan Devrim Muhafızları Ordusu da tabidir. Özellikle İslam yorumlanması, fıkıh, kararlar, bu yönde çıkan şeriata uygun kanunlar vs. bu makamın sorumluluğu altındadır. Cumhurbaşkanlığı makamına seçilecek adayların, hatta meclis üyelerinin, göreve uygun olup olmadığının kararını alan da yine dini lider makamıdır. Ülkeyi yöneten anayasayı koruyan bir konsey var. Bu konseyin başında da Hamaney bulunmakta. Konseyin 12 üyesi var. Dini lider makamı, 12 üyelik konseye 6 üyeyi doğrudan atayabiliyor. O atanan 6 üyeyi de ancak bu dini lider geri alabilir. Bu sebepten dolayı dini liderlik makamı, müesses nizamda kilit konumdadır.”

‘1979’dan günümüze ‘tunç yasası’ tabir edebileceğimiz prensiplerden taviz verilmediğini görmekteyiz’

Diğer yandan İran içinde gerek Batı gerekse İsrail konularında farklı görüşler taşıyan siyasetçiler bulunduğunu belirten Yuva, diğer yandan 1979 İslam devriminden bu yana ‘tunç yasası’ tabiri ilkelerden taviz verilmediğini anımsattı:

“İster teokratik-bürokratik, ister demokratik, ister başka türlü: İran’da mevcut olan bu farklı kuvvetlerin ve onların temsil ettiği şahısların tümüne uygun olan kişilerin cumhurbaşkanlığı makamına uygun görüldükleri ve seçimlerde başarılı olduklarını görmekteyiz. Rafsancani'yi örnek verelim. Ahmedinejad’ı, Ruhani’yi örnek olarak verelim. Mesela Ahmedinejad, çok farklı bir kişilikti. Mütevazı giyimiyle, halk arabasıyla seyahat etmesi, VIP olan şeyleri reddetmesi ile bilinirdi. Yurtdışı seyahatlerinde ama özellik ABD’ye giderken yanına İran asıllı Yahudi parlamenterleri götürürdü. Fakat aynı Ahmedinejad, 2018’de ev hapsine mahkum edildi. Hasan Ruhani 2 defa İran cumhurbaşkanı seçildi. Üçüncü defa aday olmak istedi ama dini lider makamı buna izin vermedi.

Bunlar arasındaki siyasi, ekonomik, toplumsal ve dış siyaset politikalarına bakarsak önemli farklılıklar görebiliriz. Pratikte bu şahsiyetlerin farklı çalıştığını görebilmekteyiz. Fakat bu farklı çalışma, dünyanın tüm devletlerinde mevcuttur. Bir konuyla ilgili her devlette farklı taleplerin ve yöntemlerin olması doğaldır. Bunu İran’da da gördük. Ama İran’da 1979’dan günümüze kadar sabit olan, ‘tunç yasası’ olarak tabir edebileceğimiz prensiplerden taviz verilmediğini görebilmekteyiz.”

‘İran müesses nizamı sabit ilişkilerinden taviz vermez, Batı ile pragmatik tavrı sürdürür’

Prof. Yuva, 28 Haziran seçimleri için seçilecek adayın İran müesses nizamının bölge ve Batı’ya karşı tutumu sürdüreceği görüşünde:
“Fakat Batı ve ABD ile ilişkilerde farklı taktikler, görüşler ve stratejiler gündeme gelmiştir. Ülkenin bölge politikalarına yani Türkiye, Suriye, Irak, Körfez ülkeleri ve özellikle İsrail ile ilgili münasebetlerinde görebiliriz. Katar, bölge ambargosuna maruz kaldığı zaman Türkiye ile birlikte İran başat rol oynadı. Katar ile ciddi ve derin ilişkiler bina inşa etti. Katar vefalı davranarak İran’la münasebetlerini olumlu yönde geliştirdi. Bütün bunları o sabit tunç yasası prensiplerine bağlamamız mümkündür. İran’da hükümetler değişse de bu sabit tutumun devam ettiğini görmekteyiz. İran’da 28 Haziran’da yapılacağı söylenen seçimlerde kimin aday olacağı, seçilecek adayın bölge politikalarını nasıl tescil edeceği sorusuyla ilgili cevabım şu: İran, müesses nizam olarak bu sabit ilişkilerinden taviz vermeyecektir fakat Batı ile ilişkilerinde pragmatik tavrı sürdürecektir.”

‘Trump sürprizlerle dolu bir insan’

İran’la nükleer anlaşmanın askıya alan ve Kasım Süleymani suikastının emrini vermiş Donald Trump’ın ABD’de tekrar seçilmesi durumunda ABD’nin izolasyona gireceği beklentilerine işaret eden Prof. Yuva, diğer yandan Trump’ın öngörülemez bir siyasetçi olduğunu hatırlattı:
“Donald Trump başkanlığı döneminde nükleer müzakereler askıya alınmıştı. Böyle radikal çıkışları olan birisiydi. Fakat Trump aynı zamanda sürprizlerle dolu bir insan. Wilson politikalarına uygun olarak ABD, 1. Dünya Savaşı sonrasında izolasyon yaşadı. Elini eteğini dünyadan çekti. Uluslararası arenada da müttefikleriyle ve birebir ilişkilerde menfaatlerini korudu. Uygun şartları beklediler. ABD bu uygun şartları 2. Dünya Savaşı’ndan sonran yakaladı ve İngiltere yerine dünyanın lider makamına oturabildi. İktidar olursa Trump bu rolü mü üstlenecek? ABD aynı Amerika değil. Ekonomik sıkıntılar var. Birçok yerde stratejik hatalar yapıldığı için zor durumda. Çözmek zorunda kaldığı bir Ukrayna ve Filistin meselesi var. Bugün zora giren bir ABD-Suudi Arabistan münasebeti var. Bölge devletleri artık ABD’nin her dediğine ‘evet’ demiyor. Afrika’da zor durumdalar. Buna bakarsak Trump’ın tüm bu politikalara karşı tavrı, İran-ABD ilişkilerine de yansıyacaktır ve etkili olacaktır.”

‘İran, iddiaların aksine Filistin’de, Irak’ta, Suriye’de çatışmaların devamından yana değil’

Biden yönetiminin İsrail ve Suudi Arabistan arasında normalleşme sürecini başlattığını anımsatan Yuva’ya göre, Suudilerin eş zamanlı olarak İran ile de masaya oturduklarını belirtti. Yuva, İran’ın da artık bölgenin tamamında normalleşme ve barış sürecini destekleyeceği görüşünde:

“Biden döneminde İsrail-Suudi Arabistan normalleşmesi için adımlar atıldı. Suudi Arabistan’ı buna kazanabilmek için İran ile bir araya getirip barıştırmak zorunda kaldılar. Çünkü Suudilerin İsrail ile barış yaşayabilmesi için İsrail’in yerine getirmesi gereken sorumluluklar var. Eğer bunlar yerine getirilecek ve bölgede yumuşama yaşanacaksa, Suudi Arabistan bu yönde adım atacağını fakat aynı zamanda geleneksel olarak hasım oldukları bilinen İran ile de normalleşmeleri gerektiği sinyalini verdi. Bu normalleşme sayesinde aslında Bahreyn’de mevcut olan Şii nüfusla ilgili sorunların ve Suudi Arabistan-Yemen arasındaki sorunların çözülebileceği düşünüldü. Bunun sonucunda Körfez’de yumuşama olabileceği düşünüldü. Suudi Arabistan’ın özellikle BAE-Katar ile yaşadığı rekabet göz önünde bulundurulursa Suudiler, daha etkili bir devlet olabileceklerini düşündü. Suudi Arabistan bu sebeple hem İsrail hem de İran ile normalleşmeyi kabul etmişti. Fakat Filistin’de yaşanan elim hadiseden sonra Suudi Arabistan, İsrail ile normalleşmeyi rafa kaldırmak zorunda kalmıştır.

İran’da gelecek dönemde hükümet olacak yapının bu geleneksel politikaları devam ettireceği, Filistin’de barış planı bulunursa İran’ın katkı sağlayacağını düşünüyorum. İran, iddiaların aksine Filistin’de, Irak’ta, Suriye’de çatışmaların devamından yana değil. Aslında İran, Türkiye ile, Azerbaycan ile, Suudi Arabistan ile iyi ilişkilerin, bölgede yumuşama için de önemli olduğunun farkında. İran’ın Çin ile münasebetine bakarsak, Çin’in bölgede ekonomik çıkarlarını koruyup sürdürebilmesi için bölgesel yumuşama önemli. İran’ın, Çin’in kaygılarını da dikkate alarak bölgede önümüzdeki dönemde normalleşme taraftarı ve yandaşı olacağını söylemek mümkün.”

‘Gazze’de yaşanan vahşet ve bu vahşetin uluslararası arenadaki yankıları büyük’

ABD ve İsrail’in artık Filistin sorununu tek başlarına çözemeyeceklerini belirten Prof. Yuva, dünyada yükselen tepkiler ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kararları neticesinde sorunun uluslararası bir konferans ile çözülebileceği bir atmosfer oluştuğu değerlendirmesinde bulundu:

“Amerika Birleşik Devletleri, özellikle İsrail ile ilgili konularda toplantıları kapalı, özel, birebir yapar. Çok farklı kuvvetlerin dahli olmadan süreci yönetmek ister ABD. Bunu 1991 Madrid Konferansı’nda, 1993 Oslo Görüşmeleri’nde, 1995 2. Oslo Görüşmeleri’nde gördük. Fazla katılımın, birçok nüfuzlu ülkenin işin içinde olması hem ABD hem de İsrail’i rahatsız etmektir. Bu talebi zaten İsrail, ABD’ye ulaştırdı. Yani Filistin ile bir çözüm olacaksa, bunun İsrail, Filistin ve ABD arasında olmasını, belki birkaç Avrupa devletinin katılabileceğini söylediler. Böylece ağırlıklarını daha kolay ortaya koyabileceklerini düşünüyorlar. Fakat dünya artık böyle değil. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Netanyahu, İsrailli yetkililer ve Hamas yetkilileri konusunda yakalama kararı çıkartma çabaları var. Gazze’de yaşanan vahşet ve bu vahşetin uluslararası arenadaki yankıları büyük. Bütün Avrupa, Amerika ve dünyada toplumların bu soruna neşter atılması ve kökten çözülmesi yönünde talebi var. Bu talepler oldukça yüksek sesli. İrlanda, Norveç gibi ülkeler topa girdi. Birçok ülke BM kararlarına uygun olarak iki devletli çözümü arzuluyor.

Bu gelişmeler, ABD-İsrail denklemini bozmaktadır. Artık bu mesele bu iki devletin özel sorunu olmaktan çıkmıştır. Uluslararası bir mesele olmuştur. Bu meseleyi artık ancak uluslararası bir konferansla çözebiliriz. Bu kararlar resmi olmalı. BM kararları uygulanmalı. Bu yerine getirilmeli. Zaten Filistin için alternatif bir çözüm kalmamıştır. Netanyahu’nun siyasi ömrünün, uluslararası itibarının sıfır noktasında olduğunu biliyoruz. On binlerce İsrailli vatandaşın protesto yaptığı ifade edilmektedir. Çok bariz bir şekilde İsrail ana muhalefet partisi protestolara katıldı. Bunlar hasıl olduğu takdirde İsrail de İsrail vatandaşları da rahatlayacaktır. Barışın olabilmesi için büyük bir fırsat yakalanmış olacaktır. Eğer bu değerlendirilmez ve savaş politikaları sürdürülürse, bölge ve dünya geneli huzuru kaybedebilir. Çok daha büyük bir savaşın sorumluluğu altına girebilir dünya.”

Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала