9 Mayıs Zafer Günü Özel: Savaşın Mirası ve Bugünün Dünyası

Radyo Sputnik’te yayımlanan Gündem Özel programında Fethi Yılmaz ve Selin Yazıcı’nın konukları, Radyo Sputnik Programcısı - Gazeteci Mustafa Hoş, Siyaset Bilimci ve Tarihçi Doç. Dr. Mehmet Perinçek, Öğretim Üyesi Dr. Cumhur Kaygusuz, Yazar ve Çevirmen Barış Zeren ve Ankara Rus Evi Başkanı Aleksandr Sotniçenko oldu.
Sitede oku
Radyo Sputnik’te yayımlanan Gündem Özel programında, 9 Mayıs Zafer Günü’nün tarihsel önemi, İkinci Dünya Savaşı’nın kırılma anları ve savaş sonrası kurulan dünya düzeni ele alındı. Programda ayrıca Nazi kadrolarının savaş sonrası NATO, CIA ve Batı istihbarat yapılanmaları içerisindeki rolü, Gladio yapılanmaları, Neo-Nazizm tartışmaları, Ukrayna’daki Bandera etkisi ve faşizmin günümüzde yeniden meşrulaştırıldığı yönündeki değerlendirmeler de konuşuldu.

Gazeteci Fethi Yılmaz, İkinci Dünya Savaşı sonrası Nazi kadrolarının ABD, NATO ve Batı istihbarat yapılanmaları içerisinde nasıl konumlandırıldığına ilişkin değerlendirmelerde bulunarak şöyle konuştu:
İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra ABD, İngiltere ve Batı Almanya çok sayıda Nazi ordusu mensubunu sistemin içine aldı. 1600’den fazla bilim insanı, mühendis, tekniker ve generalin geçmişi “beyazlatıldı”. Bunların arasında Nazi Partisi üyesi ve SS subayı olan Wernher von Braun da vardı. V2 roketleri üzerinde çalışan Von Braun, daha sonra ABD’de Apollo 11’i aya götüren Satürn-V roketinin geliştirilmesinde yer aldı ve NASA’nın Marshall Uzay Merkezi direktörü oldu. Benzer şekilde SS subayı Kurt Debus, NASA Kennedy Uzay Merkezi’nin ilk direktörü olurken, Arthur Rudolph da Satürn-V roketinin üretim müdürlüğünü yaptı. Aya giden roketlerin tasarım ve fırlatma sistemlerinde görev alan birçok ismin Nazi Partisi’nin önde gelen kadrolarından olduğu görülüyor.Reinhard Gehlen ise Sovyetler Birliği’ne dair istihbarat bilgileri karşılığında ABD tarafından korundu ve CIA için çalıştı. ABD’nin Sovyetler Birliği hakkındaki istihbaratının büyük bölümünü Gehlen sağladı. Daha sonra Batı Almanya Federal İstihbarat Servisi BND’nin ilk başkanı oldu. Batı Almanya’nın NATO’ya katılmasıyla birlikte Gehlen, NATO istihbarat yapılanmasının da önemli isimlerinden biri haline geldi.Gladio yapılanması, savaş stratejileri ve işkence yöntemleri gibi birçok yapının temelinde Nazi kadrolarının bulunduğu savunulurken, Adolf Heusinger gibi Nazi subaylarının da NATO’nun en üst askeri görevlerinde yer aldığı görülüyor.
Gündem Özel’e konuk olan Gazeteci Mustafa Hoş, İkinci Dünya Savaşı sonrası Nazi kadrolarının Batı sistemi içerisinde yeniden organize edildiğini savunarak şöyle konuştu:

Nürnberg Mahkemeleri’ni, hikâyelerini dinledik, filmlerini izledik, romanlarını okuduk. Ama gerçekten savaşın en vahşi dönemindeki o Nazi üst düzey kesimlerinin birçoğu devşirildi. Yani Amerika’nın hizmetinde yer aldılar. NATO’yu onlar oluşturdu, CIA’yı onlar kurdu. Mesela bizi ilgilendiren, Türkiye’yi ilgilendiren 3 tane isim var. Aynı zamanda bütün Batı Avrupa Gladyosu’nun da kurucusu ve uygulayıcısıdır bunlar. Ne oldu o Nazilere O Naziler daha sonra Amerikan hizmetine girdiler ve Amerika’yla birlikte, Avrupa’yla birlikte dünyayı yeniden dizayn ettiler. Aslında Hitler öldü ama Nazi ruhu yaşatıldı. Bunun sonuçlarını Soğuk Savaş döneminde çok net bir şekilde görürüz.

Mustafa Hoş, Reinhard Gehlen, Ruzi Nazar ve Gerhard von Mende gibi isimlerin savaş sonrası süreçte Batı istihbarat yapılanmaları içerisinde etkin rol aldığını belirterek şu değerlendirmede bulundu:

''Reinhard Gehlen, bunların en önemli isimlerinden biriydi. Reinhard Gehlen ve Ruzi Nazar… Bu üçü aynı zamanda Batı Gladyosu’nun da kurucusu ve uygulayıcısıdır. Yani sadece Türkiye’nin kanlı tarihinin mimarları değildir bunlar. Fransa’nın da öyledir, İtalya’nın da öyledir, Almanya’nın da öyledir. Sonraki süreçte Doğu Almanya için de söylüyorum. Bütün Avrupa, CIA öncülüğünde oluşturulan o ideolojiyi yaymak, kullanmak ve uygulamak için yürütülmüştür. Gerhard von Mende… Bunların üçü de her anlamıyla azılı bir Nazidir. Sonra da hem Batı’da hem Türkiye’de özellikle CIA’nin kurucusu ve uygulayıcısı olmuşlardır.

Türkiye, Nazi notası yemiş bir ülkedir'
Mustafa Hoş, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sırasındaki tutumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunarak şöyle konuştu:
''Hitler hegemonyasının çöktüğü ve Kızıl Ordu’nun Hitler’i yeneceğinin belli olduğu dönemde bile Nazi notası yemiş bir ülkedir Türkiye. Sovyetler Birliği 27 milyon insanını kaybetmiştir. O dönemde Türkiye bu lojistik desteği yapmamış olsaydı, Nazi taraflı tarafsız politikayı uygulamamış olsaydı, belki başka türlü bir şey olacaktı. Şimdi o Nazi taraflı tarafsızlıkla Türkiye rehin alındı. Nazilere ne yapıldıysa, 1938’den sonra ABD ve NATO karşısında da aynı şey oldu.''
Gündem Özel'e konuk olan, Siyaset Bilimci ve Tarihçi Mehmet Perinçek, Batı’nın İkinci Dünya Savaşı sürecindeki tutumunu, savaş sonrası Nazi kadrolarının Batı sistemine entegrasyonunu ve günümüzde Neo-Nazizm tartışmalarını değerlendirerek şöyle konuştu:

''Aslında Batı, Hitler’i hiçbir zaman tam karşısına almadı. Ne zamanki Hitler onların sınırlarını geçti, o zaman savaşmak zorunda kaldılar. Amerika Birleşik Devletleri’nin de aslında buna benzer bir tutumu var. Savaşa girme konusuna baktığımızda, Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni bir cephe açmak konusunda oldukça ağır davrandığını görüyoruz. Fakat Amerika Birleşik Devletleri, Almanya’nın yenilmeye başladığını gördüğü ve Avrupa’yı Sovyetler Birliği’ne bırakmamak adına yeni bir cephe açma gereğini hissettiği zaman savaşa girmiş oldu. Alman generallerin, bazı generallerin, SS subaylarının ve Gestapoların NATO’da ya da çeşitli Batı ülkelerinin istihbaratında, hatta ABD NASA’sına kadar temeller attığını görüyoruz. NATO sisteminin o Gladio yapılanmasını gördük. Bugüne geldiğimizde, Neo-nazizm’den konuştuğumuzda yine bir Batı desteğini görüyoruz. En bariz örneğini Ukrayna’da görüyoruz. Neo-nazizme bir şekilde nasıl destek verdiklerini görüyoruz. Yani CIA’nin kurulmasından tutalım da başka alanlara kadar birçok Nazi yetkilisinin sonradan Amerikan emperyalizminin güdümüne girdiğini görüyoruz. Faşizmin kendisinin zaten emperyalizmin en ırkçı, en tekelci, en şiddete başvuran, en gaddar kesimi ve hâli olduğunu ifade edebiliriz.

'Dünyada nerede ırkçı bir hareket varsa o bağların CIA'ye çıktığını göreceksiniz'

Siyaset Bilimci ve Tarihçi Mehmet Perinçek, dünyadaki ırkçı hareketlerin Batılı istihbarat yapılarıyla ilişkisine dair değerlendirmelerde bulunarak şu ifadeleri kullandı:
''Dünyadaki ırkçı hareketlerin izi CIA ve Pentagon'a çıkıyor. Dünyada nerede ırkçı bir hareket varsa, bağlarına dönüp dolaşıp baktığınızda bütün o bağların Washington’a, CIA’ye ve Pentagon’a çıktığını göreceksiniz. Ama bugün geldiğimiz noktada artık halkların bunu bizzat kendi pratiklerinden net bir şekilde ortaya çıkardıklarını görüyoruz. Bugün Türkiye’nin herhangi bir şehrinde, herhangi bir ekonomik sınıftan gelen ve herhangi bir yaştaki birine çıkıp “PKK’nın arkasında şimdiye kadar hangi güçler vardı, kimler destekledi?” diye sorduğunuzda herkes Amerika’yı size gösterecektir. Dolayısıyla artık emperyalizmin maskesinin düştüğü, demokrasi ihracı gibi kavramların ya da manipülatif sloganların işlemediği bir dönemde yaşıyoruz. “Demokrasi götürüyoruz” ya da “kitle imha silahlarına sahipler” gibi yalanların artık tutmadığı bir dönemdeyiz. Çünkü artık o kadar fazla afişe oldular, o kadar fazla gerçek yüzleri ortaya çıktı ki dünya halkları bu tür masalları yutmuyor, bu tür manipülatif propagandalar da artık tutmuyor.''

'Belki de İkinci Dünya Savaşı hiç çıkmayacaktı'

Gündem Özel'e konuk olan, Öğretim Üyesi Dr. Cumhur Kaygusuz İkinci Dünya Savaşı’nın ortaya çıkış süreci ve ABD’nin savaş öncesindeki politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunarak şöyle konuştu:
''Türk akademik camiasında yetiştirilmiş en büyük alimlerden, en büyük bilim insanlarından bir tanesi Sina Akşin Hoca’dır. Hoca, İkinci Cihan Harbi’ne ilişkin yaptığı değerlendirmelerde, genelde sonuç bölümünde, mesela onun çok popüler bir eseri var: Kısa 20. Yüzyıl Tarihi. Sina Akşin Hoca şöyle bir değerlendirme yapıyor. Diyor ki: “İkinci Cihan Harbi’nin vuku bulmasının en önemli paydaşlarından bir tanesi Amerika Birleşik Devletleri’dir.” O gün uyguladığı politikalarla. Bunu da Birinci Dünya Savaşı’na bağlıyor kendisi. Diyor ki önce borç vererek, daha sonra da bizzat harbe girerek Birinci Dünya Savaşı’nda itilaf bloğuna zafer kazandırmıştır. Çok etkin bir rol üstlenmiştir. Milletler Cemiyeti denilen konsepti, fikri ortaya atmıştır. Daha sonra da hiçbir şey olmamış gibi çok ani bir şekilde “Ben Monroe Doktrini’ne tekrar geri dönüyorum” deyip kendi kıtasına dönmüş ve kabuğuna çekilmiştir. Dolayısıyla Hitler istediği fırsatı yakalamıştır diyor. Sevr’in başka bir versiyonu olarak nitelendirebileceğimiz Versay hiç konuşulmayacaktı. Belki de İkinci Dünya Savaşı hiç çıkmayacaktı” diyor Hoca.''

'Savaşın kırılma anı'


İkinci Dünya Savaşı’nın en önemli kırılma anlarından biri olarak Stalingrad Muharebesi’ni göstererek süreci şöyle anlattı:

''En önemli kırılma anı, 1942’nin eylül ayı ile 43 Şubat’ın başı, yani 1 Şubat-2 Şubat’a kadar devam eden süreçtir. Şimdiki Volgograd, yani o dönemki adıyla Stalingrad’da vuku bulan hadiseler, harpler ve muharebeler. Almanlar oraya muazzam bir yığınak yapacaklar. Muazzam bir ordu getirecekler. Friedrich Paulus komutasındaki 6. Ordu. Topyekûn taarruz düzenleyecekler. Birinci taarruz, ikinci taarruz, üçüncü taarruz. Ocak ayına geldiğimiz zaman bu büyük Alman ordusundan, 6. Ordu’dan hepi topu 80 bin personel kalacak. 1 milyonu aşan personel sayısına sahip olan orduda 80 bin civarında personel kalacak ve tamamen kuşatılmış olacak. Bu o kadar büyük bir darbe ki Adolf Hitler, Friedrich Paulus’u mareşallik rütbesine yükseltiyor. Ve kendisine hemen bir mesaj geçiyor. Diyor ki: “Tarihte şanlı Alman ordusuna mensup hiçbir general teslim olmamıştır.” Buradan verdiği mesaj şu: “İntihar et.” Ama Friedrich Paulus teslim oluyor.''

Gündem Özel'e konuk olan Yazar ve Çevirmen Barış Zeren, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası düzeni ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının küresel dengelere etkisini değerlendirerek şöyle konuştu:
''Savaş gerçekten layıkıyla idrak edilebilseydi, bugünü herhalde daha çok Birleşmiş Milletler Günü gibi kutlamak gerekirdi. Bu savaş sonrası kurulan dünya düzeninde bir konvansiyonel savaşın, bir büyük savaşın daha çıkmamasının ve devletler arası bir denge ile nispeten bir hukukun oturtulabilmiş olmasının nedeni, Nazilerin zaten yenilmiş olmasıydı. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, Doğu Bloku çöktükten sonra, bu uluslararası kurumların hukukunda Birleşmiş Milletler’in de değeri giderek azaldı.''
Barış Zeren, Batı’nın yaklaşımı ve faşizmin günümüzde yeniden meşrulaştırılması üzerine değerlendirmelerde bulundu. ''Faşizmin ve Nazizmin itibarı Batı’da yeniden iade edilmeye başladı'' diyen Zeren, şöyle konuştu:

''Doğrudan Nazizmle birlikte hareket etmiş, katliamlara katılmış Stefan Bandera ve Banderacılık var. Bu isim, Nazizmin doğrudan işgallerinde yer almış, Polonya’da katliamlar yapmış bir isim. Ve bugün Ukrayna’da ulusal kahraman ilan ediliyor. Askeri hedeflerden biri de denazifikasyondu. Ukrayna’da yükselen Nazi akımının ve bu iktidarın giderilmesi, silahsızlandırılması ve tasfiyesi hedefleniyordu. Fakat Orta Doğu sorununun devreye girmesiyle bu gündemden düştü. Ama şu ortaya çıkıyor: Korktuğumuz şey, Nazizmin ve faşizmin kötülüğü meselesinin giderek daha fazla etkisini yitirmesi. Ama şu anda bu söylem ve bu tanımlama giderek hızla etkisini yitirmeye başladı. Çünkü aslında tam da faşizmin ortaya çıktığı dönemlere benzer şekilde, özellikle Batı sisteminde yeniden büyük bir ekonomik ve politik kriz ile çıkmaz görüyoruz. Ve bir kez daha faşizmden beslenen akımlar, bu çıkmaza bir reçeteymiş gibi kendilerini sunuyorlar. Bir nevi faşizmin ve Nazizmin itibarı Batı’da yeniden iade edilmeye başladı.''

Gündem Özel'e konuk olan Ankara Rus Evi Başkanı Aleksandr Sotniçenko, Türkiye ile Rusya arasında İkinci Dünya Savaşı hafızasına yönelik kültürel çalışmalar, akademik etkinlikler ve Sovyetler Birliği’nin savaşta verdiği kayıplar üzerine değerlendirmelerde bulunarak şöyle konuştu:
''Biz üç sene önce Rusça’dan Türkçe’ye İkinci Dünya Savaşı hakkında çok önemli bir kitabı çevirdik. Bu Büyük Vatanseverlik Savaşı’yla ilgiliydi. Rusya’nın en ünlü tarihçilerinden birinin kitabıydı. Kronik Kitap’ta yayınlandı. Ve internette bulabilirsiniz.Ondan sonra savaş hakkında filmler gösteriyoruz. Geçen sene Zafer’in 80. yılı vardı. Biz Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde büyük bir sempozyum organize ettik. Hem Rusya’dan hem Türkiye’den konuşmacılar vardı. İkinci Dünya Savaşı hakkında konuştular. Çünkü şu ana kadar çok bilinmeyen parçalar var. Ve tarihçiler için bu çok büyük bir iş. Türkiye için şunu söylemek isterim: Bence bu sadece Rusya için değil, tüm dünya için büyük bir bayramdır. Çünkü biz dünyayı faşizmden kurtardık. Çok büyük kayıplar verdik. 27 milyon kişi kaybettik. Ve bu gerçekten büyük bir yıkımdı. Çünkü bu 27 milyon kaybedilen insanın sadece 8,5 milyonu askerdi. Yaklaşık 20 milyonu asker değil, sivildi.''
Yorum yaz