Gazeteci Fethi Yılmaz, İkinci Dünya Savaşı sonrası Nazi kadrolarının ABD, NATO ve Batı istihbarat yapılanmaları içerisinde nasıl konumlandırıldığına ilişkin değerlendirmelerde bulunarak şöyle konuştu:
Nürnberg Mahkemeleri’ni, hikâyelerini dinledik, filmlerini izledik, romanlarını okuduk. Ama gerçekten savaşın en vahşi dönemindeki o Nazi üst düzey kesimlerinin birçoğu devşirildi. Yani Amerika’nın hizmetinde yer aldılar. NATO’yu onlar oluşturdu, CIA’yı onlar kurdu. Mesela bizi ilgilendiren, Türkiye’yi ilgilendiren 3 tane isim var. Aynı zamanda bütün Batı Avrupa Gladyosu’nun da kurucusu ve uygulayıcısıdır bunlar. Ne oldu o Nazilere O Naziler daha sonra Amerikan hizmetine girdiler ve Amerika’yla birlikte, Avrupa’yla birlikte dünyayı yeniden dizayn ettiler. Aslında Hitler öldü ama Nazi ruhu yaşatıldı. Bunun sonuçlarını Soğuk Savaş döneminde çok net bir şekilde görürüz.
''Reinhard Gehlen, bunların en önemli isimlerinden biriydi. Reinhard Gehlen ve Ruzi Nazar… Bu üçü aynı zamanda Batı Gladyosu’nun da kurucusu ve uygulayıcısıdır. Yani sadece Türkiye’nin kanlı tarihinin mimarları değildir bunlar. Fransa’nın da öyledir, İtalya’nın da öyledir, Almanya’nın da öyledir. Sonraki süreçte Doğu Almanya için de söylüyorum. Bütün Avrupa, CIA öncülüğünde oluşturulan o ideolojiyi yaymak, kullanmak ve uygulamak için yürütülmüştür. Gerhard von Mende… Bunların üçü de her anlamıyla azılı bir Nazidir. Sonra da hem Batı’da hem Türkiye’de özellikle CIA’nin kurucusu ve uygulayıcısı olmuşlardır.
''Aslında Batı, Hitler’i hiçbir zaman tam karşısına almadı. Ne zamanki Hitler onların sınırlarını geçti, o zaman savaşmak zorunda kaldılar. Amerika Birleşik Devletleri’nin de aslında buna benzer bir tutumu var. Savaşa girme konusuna baktığımızda, Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni bir cephe açmak konusunda oldukça ağır davrandığını görüyoruz. Fakat Amerika Birleşik Devletleri, Almanya’nın yenilmeye başladığını gördüğü ve Avrupa’yı Sovyetler Birliği’ne bırakmamak adına yeni bir cephe açma gereğini hissettiği zaman savaşa girmiş oldu. Alman generallerin, bazı generallerin, SS subaylarının ve Gestapoların NATO’da ya da çeşitli Batı ülkelerinin istihbaratında, hatta ABD NASA’sına kadar temeller attığını görüyoruz. NATO sisteminin o Gladio yapılanmasını gördük. Bugüne geldiğimizde, Neo-nazizm’den konuştuğumuzda yine bir Batı desteğini görüyoruz. En bariz örneğini Ukrayna’da görüyoruz. Neo-nazizme bir şekilde nasıl destek verdiklerini görüyoruz. Yani CIA’nin kurulmasından tutalım da başka alanlara kadar birçok Nazi yetkilisinin sonradan Amerikan emperyalizminin güdümüne girdiğini görüyoruz. Faşizmin kendisinin zaten emperyalizmin en ırkçı, en tekelci, en şiddete başvuran, en gaddar kesimi ve hâli olduğunu ifade edebiliriz.
'Dünyada nerede ırkçı bir hareket varsa o bağların CIA'ye çıktığını göreceksiniz'
'Belki de İkinci Dünya Savaşı hiç çıkmayacaktı'
'Savaşın kırılma anı'
İkinci Dünya Savaşı’nın en önemli kırılma anlarından biri olarak Stalingrad Muharebesi’ni göstererek süreci şöyle anlattı:
''En önemli kırılma anı, 1942’nin eylül ayı ile 43 Şubat’ın başı, yani 1 Şubat-2 Şubat’a kadar devam eden süreçtir. Şimdiki Volgograd, yani o dönemki adıyla Stalingrad’da vuku bulan hadiseler, harpler ve muharebeler. Almanlar oraya muazzam bir yığınak yapacaklar. Muazzam bir ordu getirecekler. Friedrich Paulus komutasındaki 6. Ordu. Topyekûn taarruz düzenleyecekler. Birinci taarruz, ikinci taarruz, üçüncü taarruz. Ocak ayına geldiğimiz zaman bu büyük Alman ordusundan, 6. Ordu’dan hepi topu 80 bin personel kalacak. 1 milyonu aşan personel sayısına sahip olan orduda 80 bin civarında personel kalacak ve tamamen kuşatılmış olacak. Bu o kadar büyük bir darbe ki Adolf Hitler, Friedrich Paulus’u mareşallik rütbesine yükseltiyor. Ve kendisine hemen bir mesaj geçiyor. Diyor ki: “Tarihte şanlı Alman ordusuna mensup hiçbir general teslim olmamıştır.” Buradan verdiği mesaj şu: “İntihar et.” Ama Friedrich Paulus teslim oluyor.''
''Doğrudan Nazizmle birlikte hareket etmiş, katliamlara katılmış Stefan Bandera ve Banderacılık var. Bu isim, Nazizmin doğrudan işgallerinde yer almış, Polonya’da katliamlar yapmış bir isim. Ve bugün Ukrayna’da ulusal kahraman ilan ediliyor. Askeri hedeflerden biri de denazifikasyondu. Ukrayna’da yükselen Nazi akımının ve bu iktidarın giderilmesi, silahsızlandırılması ve tasfiyesi hedefleniyordu. Fakat Orta Doğu sorununun devreye girmesiyle bu gündemden düştü. Ama şu ortaya çıkıyor: Korktuğumuz şey, Nazizmin ve faşizmin kötülüğü meselesinin giderek daha fazla etkisini yitirmesi. Ama şu anda bu söylem ve bu tanımlama giderek hızla etkisini yitirmeye başladı. Çünkü aslında tam da faşizmin ortaya çıktığı dönemlere benzer şekilde, özellikle Batı sisteminde yeniden büyük bir ekonomik ve politik kriz ile çıkmaz görüyoruz. Ve bir kez daha faşizmden beslenen akımlar, bu çıkmaza bir reçeteymiş gibi kendilerini sunuyorlar. Bir nevi faşizmin ve Nazizmin itibarı Batı’da yeniden iade edilmeye başladı.''