‘Çin, insan emeğini sistem dışına itmeyi sınırlıyor’
“Yapay zeka uzun süredir tartışılıyor. Robotlar ülkeleri, ekonomileri yönetecek, robotlar üretim yapacak, yapay zeka giderek her şeye hakim olacak gibi yaklaşımlar artık somutlaşmaya başladı ve dünyada ABD ve Çin eksenli iki kutup oluştu. Yapay zekaya yönelik yeni ekonomik modeller tartışılıyor. Milattan önce ve milattan sonra olarak tarihi tasnif ederken önümüzdeki yıllarda sanıyorum bu süreç dijitalden önce ve dijitalden sonra olarak tanımlanmaya başlanacak.
Yapay zeka aslında kapitalist sistemin ortaya çıkarttığı bir teknolojik yapılanma denilebilir. Ancak öyle hızlı bir gelişme söz konusu ki kapitalizmin, neo-liberalizmin, liberalizmin temellerini de sarsıyor ve toplumlara, devletlere ve tüm insanlığa yeni bir ekonomik oluşum dayatıyor. Küresel ticaretin, dünya ekonomisinin ve ülke ekonomilerinin stratejileri değişiyor. Bütün bunlara baktığımız zaman iki kutup ortaya çıkıyor. Bunlardan bir tanesi ABD’de yapay zeka aracılığıyla üretimi, verimliliği ve kârı olağanüstü artırmayı hedefleyen, ancak insanları bir anlamda ekonominin dışına iten, insanla ekonominin bağını kopartan bir yaklaşım. Türkiye'de yapay zeka, dijitalleşme, sosyal medya ve özellikle bu alandaki en güncel gelişmeler konusunda oldukça deneyimli bir isim Dr. İlke Atik Taşkıran bu konuda Kısa Dalga haber portalında çok kapsamlı bir yazı yayımladı. Bu makaleyi değerlendirdiğimizde Çin boyutu karşımıza çıkıyor. Yapay zeka ekonomisiyle ortaya çıkan bu yeni modelde Çin'in yaklaşımı bu modele karşı yani ABD’nin kapitalist temelli ve insanı ekonomiden dışlayan modele karşı ‘sosyal yapay zeka ekonomisi’ olarak adlandırılabilir. Çin bu konuda çeşitli yasalar çıkartıyor, ilkeler ortaya koyuyor. Çünkü özellikle sosyalist temelli bir ekonomik dışa açılma modelini uzun süredir benimseyen Çin'in yaklaşımı mutlaka insanı korumak ve ekonominin içinde tutmayı öngörüyor. Dolayısıyla Çin getirilen yasal düzenlemelerde yapay zeka gerekçesiyle işten çıkartmalara kısıtlama ve sınırlama getiriyor. Aynı zamanda ‘öncelikli olan toplumsal istikrar ve insanın korunmasıdır’ düşüncesiyle kurallar konuluyor. ‘Şirketler sadece daha ucuz maliyet, daha hızlı ve yüksek üretim ya da daha yüksek verimlilik gibi gerekçelerle insan emeğini sistem dışına itemeyecekler’ diyor.”
‘Dünya yapay zekayı, Türkiye ise hâlâ enflasyonu tartışıyor’
“Bu iki kutuplu yapay zeka ekonomik modeli yaklaşımı önümüzdeki süreçte tüm dünyada egemen olacak. Türkiye hala enflasyonu, faiz oranlarını, gıda fiyatlarını, market raflarındaki hayat pahalılığını tartışıyor. Emeklilerin maaşları, sıkıntıları güncel ve yakıcı bir noktada. Türkiye İstatistik Kurumu enflasyonu açıkladıktan sonra ‘maaşlara ne kadar zam gelecek?’ tartışmaları yaşanıyor ama dünya bambaşka şeyleri tartışıyor. Özellikle önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde yepyeni ekonomik modeller, yaklaşımlar ortaya çıkacak ve bunların temelini de yapay zekanın özellikle insan varlığını, insan emeğini tehdit eden bir düzeyde ekonomiye egemen olması oluşturacak.
Baktığımız zaman dünyada teknoloji şirketleri birbirleriyle yarışıyorlar. Bu şirketlerin şu andaki piyasa değerleri en az üç, üç buçuk trilyon dolardan başlıyor, beş trilyon dolara kadar çıkıyor. Küresel borsalarda bu şirketlerin hisseleri olağanüstü değer kazandı. Bu yapay zeka şirketlerinin giderek ülke ekonomilerini, ticaretini yönlendirmesinin yanı sıra siyasette ve jeopolitik stratejilerde de etkili olduğunu söylemek mümkün. Bunun yanı sıra bu şirketler silah sanayinden tutun, üretim altyapısına kadar pek çok alanda egemen olmaya çalışıyor.
Bütün bunları birlikte değerlendirdiğimizde Türkiye aslında bu gündemlerin çok dışında gibi görünüyor. Böyle bir tablo söz konusu ama önümüzdeki süreçte dünya ekonomileri ve devletlerin ekonomileri bu doğrultuda yönlendirilip şekillendirildiğinde Türkiye yine tarihi bir fırsatı kaçırma riskiyle karşı karşıya kalabilir. Bunu da göz ardı etmemek gerekiyor.”