ABD-İsrail’in İran ile girdiği 40 günlük savaşın ardından ilan edilen ateşkes, bölgeye barış yerine dondurulmuş bir savaş dönemini beraberinde getirirken ABD’nin küresel hegemonyasını yeniden perçinleme arayışı ile İsrail’in bölgedeki güvenlik mimarisini tahkim etme baskısı, yeni bir operasyon dalgasının kapısını aralıyor. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki denetimini kırma ve bölgesel nüfuzunu sınırlama stratejisi güden Washington yönetiminin, doğrudan askeri müdahalenin getireceği riskleri göze almak yerine İran içindeki muhalif unsurları silahlandırma ve ambargoları sertleştirme yolunu tercih etme ihtimali masada dururken Çin’in arka kapı diplomasisiyle sürece dahil olma ihtimali küresel güç dengelerini kritik bir noktaya taşıyacak.
Körfez hattındaki enerji sevkiyatı arayışları ile Malakka Boğazı üzerinde yoğunlaşan olası denetim hamleleri, çatışmanın bölgesel bir krizden küresel bir ticaret savaşına evrilme potansiyelini güçlendirirken Arap dünyasındaki iç ayrışmalar ve yeni ittifak arayışları, Türkiye dahil tüm bölge ülkeleri için belirsiz ve riskli bir sürecin kapıda olduğunu gösteriyor.
Hürmüz’deki savaş çarklarını ve müzakere sürecini Emekli Kurmay Albay Ünal Atabay ile konuştuk.
‘ABD’li yetkililerin duyurduğu operasyon Çin ile görüşmeden sonra yapılabilir’
ABD-İsrail’in İran’a açtığı 40 günlük savaşın ardından ilan edilen ateşkesin belirsizliğine vurgu yapan Atabay, Washington ve Tel Aviv’in yeni bir savaş süreci başlatabileceğini söyledi. Atabay’a göre ABD’li yetkililerin sinyalini verdiği operasyon Çin ile görüşmeden sonra olabilir:
“Bir ateşkes ilan edildi. 40’ıncı günden itibaren tarafların buna riayet ettiği görüldü. Ancak ABD kısa bir süre sonra abluka uygulamaya başladı. Bu da hem ateşkesin bozulmasına sebep oldu hem de müzakerelerin sağlıklı yürütülmesine engel oldu. İran da Basra Körfez’inden ve Hürmüz’den çıkışın kendi denetimi altında olması gerektiğini ilan edince durum daha da karmaşıklaştı. ABD, yeni bir hamle daha yaptı. Basra Körfezi’nde bulunan Amerikan bayraklı gemilerin çıkarılması meselesi var. Hürmüz’ün uluslararası seyrüsefer güvenliğinin açık şekilde sağlanmasını temin etmek istiyorlar. ABD, ‘Özgürlük Projesi’ adı altında eyleme geçti. İki geminin de çıkarıldığı iddia edildi İran ise reddetti. 40 günlük bir savaş yaşandı ve ateşkes ilan edildi. Arka kapı diplomasisi de ilerliyor. Ancak ABD-İsrail açısından barış görüşmesi iradesi var mı yoksa yeniden bir savaşa başlamak için süreci yönetme refleksi mi var? İran, zamana oynamak istiyor. Bunun karşılığında dondurulmuş bir savaş yaşanıyor. Ateşkes var çatışma yok ancak bir barış da gerçekleşmiyor. Dondurulmuş savaş süreci var. Amerika’nın söylemlerine bakınca kısa ve etkili bir saldırının başlayacağı anlaşılıyor. ABD’li yetkililerin beyanlarına göre ablukanın etkinliğini artırmaya yönelik kısa süreli bir operasyon yapılacak. Bu da belki Çin ile görüşmeden sonra olabilir.”
‘ABD, İran’da ayaklanmaları desteklemek için operasyon arayışına girebilir’
Atabay’a göre iç ve dış siyasette sıkışan ABD, bu algıyı tersine çevirmek için İran’a dönük bir ikinci dalga saldırısı düzenleyebilir. Atabay, müzakerelerde fiilen masada olmayan Çin’in, Amerika’nın tutumuna etki edecek bir aktör olduğunu söyledi:
“Saldırı ihtimali var çünkü İsrail de 40 günlük bu savaştan tatmin olmadı. İsrail’in Amerika’yı tekrar cesaretlendirip yeni bir saldırı başlatabileceğinin konuşulduğunu görüyoruz. ABD’nin hem küresel anlamda hem de kendi iç siyasetinde bir sıkışmışlığı var. ABD bunun üzerinden etkili bir hikaye üretmek üzerinden arayış içerisinde. ABD, küresel büyüklüğünü ve güvenlik şemsiyesi duygusunu perçinlemek istiyor. 40 günlük savaş ‘Amerika kendi potansiyelini kullanamıyor’ tartışmalarını tersine çevirmek istiyor. 40 günlük süreç buna yetmedi, İsrail de ABD’yi sıkıştırıyor. ABD, üzerindeki negatif bakışı tersine çevirmek istiyor. Bu da ikinci bir dalgayı cesaretlendiren bir olgu. İran’ın tehdit üretme kabiliyeti ve coğrafyası buna izin vermiyor ve İran’a avantaj sağlıyor. Mermi, drone ve füze yağmurunun altında ABD’nin gemilerini riske atacağını sanmıyorum. ABD, İran’ın içinde sivil halka karşı duruş gösterecek olan gruplara bazı silahların verileceğini söylüyor. Muhaliflere silah verilmesi demek İran’ın içinde silahlı isyan anlamına gelir. Bu ne kadar gerçekçi olur bilinmiyor ancak böyle bir niyet var. Olası bir ayaklanmayı desteklemek için kritik noktalara dönük operasyon arayışı da olabilir. Amerika’nın İran’daki muhaliflere silah verdiği iddia ediliyor. İran’daki silahlı Kürt grupların, muhalif gruplara iletmediği ve silahları çaldığı belirtiliyor. ABD İran’a operasyonu kendi stratejik çıkarları için mi yoksa İsrail’in Orta Doğu’daki güvenlik mimarisini konumlandırmak için mi yapıyor? Üzerinde durulması gereken konu bu. ABD, İsrail’in güvenliğini ve onun güvenlik mimarisini şekillendirmek İran’ın İsrail’e dönük ölümcül olma vasfını ortadan kaldırmayı istiyor. İran’ın tasfiye edilebileceğini düşünüyorlar. Görüşmeler de bir yandan devam ediyor. Masada olmamasına rağmen Çin’in de etkili bir aktör olduğunu unutmamak gerekiyor. Arakçi Çin’e giderek İran’ın kırmızı çizgilerini paylaştı. İran’ı ikna edebilecek güçlerden biri de Rusya ve Çin. Çin, İran’ı formüle edebilir. Bunu Trump ile de paylaşacaklardır. Çin, fiilen masada arabulucu olmasa da İran’ı ikna edecek ve Amerika’nın tutumuna etki edecek bir aktör.”
‘Malakka hamlesi krizi daha da derinleştirir’
Körfez ülkelerinin Hürmüz krizini çözmek adına adımlar attığını söyleyen Atabay, mevcut çabaların yetersiz kaldığı görüşünde. Atabay, ABD’nin Çin’e karşı Malakka Boğazı kozunu kullanabileceğini ifade etti:
“Hürmüz aşılamadığı sürece ekonomik ve ticari anlamda küresel etkileri sürecek. Bunun aşılması için Körfez’in gayreti var. Arabistan başta olmak üzere bir çıkış yolu aranıyor. Körfez’e bağlı olmadan karadan demir ve karayoluyla enerjiyi aktarmaya çalışıyorlar. Bu yönde bir arayış var. Bu kurtarıcı bir şey gibi gözükse de yüzde 20’lik barajın aşılması mümkün değil. İran da Çin’e demiryoluyla Türkmenistan-Özbekistan-Kazakistan üzerinden enerji sevkiyatı yapmak için uğraşıyor. Bu da deniz yoluyla giden enerjiyi yakalayamaz. Ancak ABD’nin de bir yeni hamlesi olabilir. Malakka Boğazı üzerinde trafiği kontrol etmek ve burada yaptırıma tabi tuttukları ülkelerin sevkiyatını kontrol edip denetleyerek Çin başta olmak üzere Rusya ve İran’ı denetime tabi tutma hamlesi yapabilir. Malakka’da böyle bir hareketlilik var. Malakka ticaretin aktığı bir yer. Hürmüz’den daha önde geliyor. Malakka, Çin ile Amerika arasında yeni bir gerilim sahası olabilir. Arap Denizi’ni abluka ile kontrol edemeyen Amerika, Malakka’yı daha rahat kontrol edebileceği için bunu isteyebilir. Bu da krizi daha da derinleştirir.”
‘Yeni hamleler görebiliriz’
Atabay, mevcut gerilimin tüm Arap dünyası ve Türkiye dahil olmak üzere komşu ülkelere de etki edeceğini söyledi:
“Çatışma ve gerilim Arap dünyasının kendi içinde de bölünmelere sebep verebilir. İsrail rahatlıkla bunu istismar edebilir. Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC’ten ayrılması ve Suudi Arabistan ile olan rekabeti ile yeni arayışlar yeni ittifakları tetikleyebilir. Bölgesel yeni denklem içinde Türkiye dahil olmak üzere komşu ülkelerin yeni hamlelerini görebiliriz.”