İstanbul'da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla Taksim çevresi kapatıldı, ulaşım hatları durduruldu. Şişhane, Taksim ve Osmanbey metro istasyonları hizmet dışı bırakıldı. İDO, Şehir Hatları ve deniz motorlarının da Anadolu Yakası'ndan Avrupa Yakası'na yolcu taşıması yasaklandı. DİSK heyeti Taksim meydanına giderek çelenk bırakırken, Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu 1 Mayıs yasaklarına tepki göstererek “Bu yasak iktidarın emekçilere bakışını gösteriyor” dedi.
Gazeteci Fethi Yılmaz, 1 Mayıs'ın tarihçesini ve Taksim Meydanı'nın önemini anlattı. 1 Mayıs’ın başlangıcından kanlı 1 Mayıs’a giden süreci de aktaran Yılmaz, şöyle konuştu:
İlk kutlamalar aslında Osmanlı döneminde, 1905-1912 yılları arasında. 1912 yılında İstanbul'da ilk kutlama o da hani Pangaltı Belvü Bahçesi'nde gerçekleşiyor. Küçük ölçekli bir Amele Bayramı olarak kutlanıyor. 1923 yılında Cumhuriyet'te ilk kez işçi bayramı ilan ediliyor. 24 yılında kutlamalar yasaklanıyor. 1935 yılında Bahar ve Çiçek Bayramı adıyla yeniden kutlanmaya başlıyor.1961 anayasası, demokrasi anlamında da en kazanımı yüksek olan anayasalardan biri. Onunla birlikte yavaş yavaş gevşemeye başlıyor. DİSK vesaire de zaten kuruluyor. 1976 yılı efendim, Taksim'in ilk büyük kutlaması 400 bin insan katılıyor buna76 yılında Türkiye nüfusu bugünün yarısı kadar. Siz 76'da 400 bin kişiyle 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlarsanız, birileri antikomünizm propagandası, o gladyo yapılanması hepsi var. 77'de 500 bin insanın toplandığı 1 Mayıs'ta, işte tarihe kanlı 1 Mayıs olarak geçen olay yaşanıyor. Intercontinental Marmara Oteli... Oradan ateş açılıyor, Sular İdaresi'nden ateş açılıyor. Tabii 500 bin insan bir anlamda bir kargaşa... Ve o zaman polis panzeri de ortaya böyle hurra diye dalınca, su sıkmaya başlıyorlar. Bir kargaşa yaşanıyor ve Kazancı Yokuşu dedikleri yer çok dar, bayağı bir rampadır orası. Orada 28 kişi ezilme ve boğulmadan dolayı hayatını kaybediyor.Çünkü kapatıyorlar kamyonla da, orası daha da dar hale gelmiş. Bildiğin işkence. 5 kişi kurşunlanarak ölüyor, 1 kişi de panzerin altında kalıyor. 126 ile 220 kişi de yaralanıyor. Failler tabii ki bulunamıyor.76 yılında Taksim Meydanı'nda 400 bin kişilik bir 1 Mayıs kutlanınca, Taksim Meydanı simgesel anlamda da işçilerin hafızası anlamında da... Bak hafızayı kaybedersen sana tekrar hatırlatırlar yapılanları. O hafızaya sahip çıkmak o yüzden bugün hani Taksim Meydanı'nda kutlansın demek kadar meşru, demek kadar haklı işçilerin, sendikaların söylemesinden daha normal bir şey olamaz. Anormal olan ilgili mahkeme kararlarına rağmen bunun yapılmaması.77 kanlı 1 Mayıs'ından sonra 78-79'da da Taksim'de yine 1 Mayıs kutlanıyor. 79'da sıkıyönetim var, yasaklanıyor. Gelelim 12 Eylül 1980 darbesi, önce yasaklanıyor. 81'de aynı zamanda tatil olmaktan da çıkıyor.2009 yılında 1 Mayıs tatil ilan edildi ama 1980 öncesinde de tatildi. 89'da bir Taksim'e çıkma girişimi oluyor, 1 kişi hayatını kaybediyor. Daha sonra 96 1 Mayıs'ı var Kadıköy'de, işte orada da 3 kişi hayatını kaybetti.2007-2009 arasında DİSK tekrar Taksim konusunda ısrarcı olunca, 2010, 2011 ve 2012 yıllarında Taksim Meydanı'nda her yıl işçiler orada çıkıyorlar, haklı taleplerini dillendiriyorlar. 2013 yılından itibaren tekrar yasaklar yasaklar ve işte bugüne kadarki tabloda böyle
'AYM Taksim'i açıyor İstanbul Valiliği yasaklıyor'
Gündem Özel’e konuk olan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Taksim Meydanı’nın AYM kararına rağmen İstanbul Valiliği tarafından kapatılmasını eleştirdi. “AKP iktidarı yasakçı zihniyetini, baskı zihniyetini Taksim konusunda da sürdürüyor” diyen Çerkezoğlu, şöyle konuştu:
Sendikalaşmanın önünde sendikal hakların, grev hakkının, toplu sözleşme hakkının kullanımının önünde çok büyük engeller var ve bu tabloda Türkiye maalesef bütün dünyada işçi haklarının en kötü olduğu 10 ülkeden bir tanesi. Yıllardır bu böyle Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu'nun raporlarına göre. Dolayısıyla oldukça ağır koşullarda gidiyoruz 1 Mayıs'a, yürüyoruz şu anda 1 Mayıs meydanlarına. Aynı zamanda tabii iktidar bu politikaları nedeniyle de toplumsal desteğini kaybettiği için daha baskıcı yöntemlere sarılmış durumda. O nedenle bugün Taksim Meydanı yine yasak. Bütün Anayasa Mahkemesi kararına, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen. O nedenle hapishaneler sendikacılarla, gazetecilerle, siyasetçilerle, belediye başkanlarıyla dolduruluyor. O nedenle itiraz eden, hayır diyen herkes baskı altına alınmaya çalışılıyor bugün Türkiye'de. Yani demokrasinin bütün kırıntılarının ortadan kaldırıldığı, bütün karar mekanizmalarının tek yerde toplandığı bir rejim inşa edilmiş durumda şu an Türkiye'de ve bu kalıcı hale getirilmeye çalışılıyor. Bizim bu 1 Mayıs'taki temel sloganımız şu: 'İşçiler birleşir bu düzen değişir' diyoruz. Bu düzen bizim kaderimiz değil. Bu adaletsiz düzen kaderimiz değil, iktidarın tercihlerinin zihniyetinin sonucu. O nedenle bu 1 Mayıs'taki çağrımız; yan yana gelmek, birleşmek, dayanışmayı büyütmek, mücadeleyi büyütmek ve bu adaletsiz düzeni değiştirmek. Bize Taksim Meydanı'nın valilik tarafından belirlenen miting alanlarından birisi olmadığı şeklinde bir yanıt veriliyor. Oysa 1 Mayıs bizim açımızdan miting yaptığımız bir gün değil. 1 Mayıs işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü. Bütün dünyada işçiler 1 Mayıs'ını, yani 365 gün çalışan üreten işçiler, yılın bir günü kendi bayramını, 1 Mayıs'ını; birlik, mücadele, dayanışma gününü kentlerin en merkezi meydanlarında ve kendi belirledikleri meydanlarda kutlama hakkına sahiptir. İstanbul'da da 1 Mayıs meydanı Taksim Meydanı'dır. Bu tarihsel, toplumsal ve hukuksal bir gerçekliktir. En son Anayasa Mahkemesi kararıyla da konu tamamen hukuki olarak da bitmiştir. Ama AKP iktidarı yasakçı zihniyetini, baskı zihniyetini Taksim konusunda da sürdürüyor. Aslında Taksim yasağı sadece bir meydan yasağı değildir; iktidarın şu anki zihniyetini göstermesi açısından önemlidir. Ve biz Taksim Meydanı'ndan asla vazgeçmeden bugün sabah yine orada da sözümüzü söyledik. Taksim'in özgürleştiği, 1 Mayıs'ımızı Taksim'de özgür bir biçimde kutladığımız bir ülkeyi kurmak için bu mücadeleyi hep birlikte büyütüyoruz.
'İşçinin hakkını kimse elinden alamaz'
Gündem Özel’in bir diğer konuğu ise Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır oldu. Çakır, maden işçilerinin kazandığı hakları ve sendika faaliyetlerini şu sözlerle anlattı:
Bu zamana kadar sarı sendikaların işçileri mağdur ettiği için dertleri çok. Bizim de şu anda bu arkadaşlarla bir toplantım var. Elbette mutluyuz, o işçi arkadaşlarımız haklarını aldı. Türkiye gündemine oturdu.Bağımsız Maden İş Sendikası olarak zaten her zaman şunu söyleriz: İşçinin hakkını işçiden başka kimse alamaz elinden. Bunun için de direniş ise direniş; bunun içine direniş deriz, mücadele deriz, birlik deriz, beraberlik deriz ama işçinin hakkını da kimseye yedirmeyiz.Elbette eylemler kıymetlidir ama aslında işçinin hakkı için eylem yapmak çok da bana göre hoş değil ama gerekirse de yapılacak tabii ki. İşçi haklı olduysa onu kimse elinden alamaz. Baktığın zaman ileri gitmesi lazım ama Türkiye'de şu anda işçi sınıfı daha geri, daha köleliğe...Daha yani; işçinin hiçbir hatası olmayacak, işçinin hiçbir şeyi olmayacak, işçinin ailesi olmayacak, işçinin düğünü olmayacak, işçinin cenazesi olmayacak, işçinin hakkı olmayacak, işçiye ne verirsen onu alacak, işçiye ne söylesen onu yapacak, işçinin hiçbir şekilde kanunla hiçbir işi yok. İşçileri hep korkutmuşlar. Siyaseten korkmuş işçi, sendika korkutmuş işçiyi, patron korkutmuş işçiyi.Şimdi şu Türkiye'de bir üç tane konfederasyon var. Üç tane konfederasyon, üç tane siyasi partiyi almış arkasına güç olarak onu kullanıyor. Sendikayı seçen sensin. İşçi sendikacısını kendi seçer. Belediye başkanını sen seçersin. Milletvekilini sen seçersin. Cumhurbaşkanını sen seçersin. Muhtarını sen seçersin ama hepsi işçiler bunların karşısında hazırola geçer.Bu da işte kapitalistlerin, zenginlerin, patronların... Bunları, yanlış anlamasın hiç kimse beni, yani gücün olduğu yere gidiyor. Milletvekili de gücün olduğu yere gidiyor, belediye başkanı da gücün olduğu yere gidiyor; patronun yanına yani. Muhtar da onun yanına gidiyor, ee kaymakam da onun yanına gidiyor. Herkes onun yanına gidiyor.Yani işçi, işçi birlik olursa beraberlik olursa kazanıyor. Tek kalırsa kazanamıyor işçi. Hep işçileri korkutuyorlar. Biz de bu işçilere diyoruz ki: 'Arkadaşlar biz hakkımız olanı alıyorsak biz belediye başkanının karşısında hazırola geçemeyiz. Biz sendikacının karşısında hazırola geçemeyiz.' Onlar bizim karşımızda hazırola geçsin çünkü onları seçen biziz.