EKSEN

‘Lübnan’ın tutumunu diplomatlar belirleyecek, Maruniler tavizkar davranabilir’

Doç. Yasin Atlıoğlu, Lübnan ateşkesinin İran ile bağlantısına işaret etti. Mezhep hatlarına bölünmüş Beyrut'ta İsrail ile müzakerelere dair karmaşık bir görünüm olduğunu belirten Atlıoğlu, İsrail'in işgal tehdidi altında ortak hareket etme olasılığı bulunduğunu vurguladı.
Sitede oku
Lübnan'da artan ateşkes taleplerine ve Washington hattındaki diplomatik hareketliliğe rağmen İsrail'in Dahiye'den Korniş'e kadar saldırılarını tüm ülkeye yayması, bölgeyi 1983'teki 17 Mayıs Anlaşması'nı anımsatan kritik bir tarihsel eşiğe sürüklerken İran ile yürütülen müzakerelerde Lübnan'ın bir koz olarak masada tutulması ve Trump yönetiminin Netanyahu'ya açtığı serbest hareket alanı, sahadaki askeri gerçeklik ile diplomatik pazarlıklar arasındaki makasın açılmasına neden oluyor.
Lübnan’ı Gazzeleştirmeye çalışan ve stratejik köprüleri bombalayarak güneylilerin geri dönüşünü engelleyen İsrail'in işgali kalıcılaştırma çabalarına karşın, Hizbullah'ın Naim Kasım liderliğinde askeri kapasitesini koruma gayreti ve Lübnan ordusunun lojistik onarım çalışmaları dikkat çekiyor. Joseph Avn yönetiminin savaş yerine müzakereyi tercih ettiği bu süreçte, ülkenin çok parçalı mezhepsel yapısı ve büyükelçi atamalarına kadar yansıyan kotalar müzakere heyetinin taviz sınırlarını belirleyen temel unsur haline gelirken Sünni kanadın lidersizliği ve Marunilerin sürece dahil edilme biçimi, Lübnan'ın bekasını doğrudan etkileyen bir belirsizlik yumağına dönüşüyor.
İran ateşkesinin sonuna yaklaşılırken Trump’ın Lübnan’daki geçici ateşkesini Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu ile konuştuk.

‘Pazarlıklarda kimin ne alıp vereceği belirsizliğini koruyor’

ABD-İsrail’in saldırdığı İran’ın, ateşkes sürecine Lübnan’ı dahil etmesine dönük açıklamalarını hatırlatan Atlıoğlu, Tahran hattında da bir belirsizlik olduğunu söyledi. Atlıoğlu, Lübnan Devlet Başkanı Joseph Avn’ın müzakere gündemiyle açıklamalarına da vurgu yaptı:
“Lübnan’daki çatışmanın ateşkesle sonuçlandırılması için ülke içinde ciddi bir talep vardı. Saldırılar önceden sadece Şiilerin yaşadığı Dahiye bölgesi ile sınırlıyken şu anda Korniş dahil Lübnan’ın her yerini bombaladılar. İsrail, Hizbullah’ın silah sakladığını iddia ederek saldırıyordu. İran ile ateşkes başladıktan sonra da Lübnan’da savaş bitmedi. Netanyahu da İsrailli diğer yetkililer de Lübnan’da savaşı bitirmek istemediklerini ifade etti. İran ile yapılan ateşkes müzakereleri sonrasında Trump, Lübnan’ın dışında olduğunu söylemişti. Netanyahu’nun hareket alanı serbest bırakılmıştı. İran’ın müzakereler sırasında Lübnan’ı da işin içine katması Trump üzerinde de etkili oldu. İranlıların iddiası, İran’ın şartının yerine getirildiği yönünde. Trump açıklama yaptığında da herkesin aklına bu gelmişti. Ancak İran ile müzakerelerin de nereye gideceği belli değil. Pazarlıklarda kimin ne alıp vereceği belirsizliğini koruyor. İran tarafının başlangıçtan bu yana Lübnan’ı da masada tutmak istediğini söyleyebiliriz. Bunun ne kadar etkili olduğunu bilemiyoruz. Ancak sonuç olarak bir ateşkes gündeme geldi. Washington’da Lübnan ile İsrail Büyükelçisi bir araya geldi. Bu da önemli bir adım olarak görüldü. Lübnan Devlet Başkanı Joseph Avn, ‘Savaşı ya da müzakereyi tercih edecektik biz müzakereyi tercih ettik’ dedi. Bu müzakerenin diğerlerinden ayrı tutulması gerektiğini de ifade etti. Burada İran ile yapılan müzakereleri kast ettiğini düşünüyorum. Yani ateşkesten sonraki sürecin de düşünüldüğünü söyleyebiliriz.”

‘İsrail, Marunileri kullanarak sınır çizmek istiyor’

Lübnan içindeki Maruni ve ılımlı kanadın müzakerelere daha yakın olduğunu, Hizbullah’ın da işgalin sonlandırılması durumunda görüşmeleri destekleyeceğini belirten Atlıoğlu; Tel Aviv’in, Lübnan’ı Gazzeleştirmeye çalıştığını söyledi:
“Lübnan ile İsrail arasındaki sınırın meşru bir sınır olmadığını biliyoruz. 1949’daki ateşkesle çizilen bir sınır var. 2000’de İsrail’in çekilmesinden sonra çizilen bir sınır var ancak iki devlet de birbirini tanımıyor. İsrail kurulduğundan beri Lübnan’daki Maruni toplumunu ve liderlerini de kullanarak iki ülke arasında kesin bir barış anlaşması ve sınır çizilmesini istiyor. Burada daha önce görüşmeler olmuştu. 1982 yılında İsrail, Lübnan’ı işgal ettikten sonra 1983’te bir anlaşma imzalanmıştı. O dönem Beşir Cemayel koltuğa oturamadan öldürülmüş, Beşir Cemayel’in kardeşi Emin Cemayel devlet başkanı olmuştu. Aslında bugünkü tartışmalar 1983’teki 17 Mayıs Anlaşması’nı hatırlatıyor. Bu anlaşma, taraflar arasındaki müzakerelerin sonucunda ortaya çıkmıştı. Uygulamaya da konulacaktı ancak İsrail, Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesi şartını sunmuştu. Suriye’nin müdahalesiyle bu anlaşma iptal olmuştu. Bugüne gelecek olursak Joseph Avn ve Nevvaf Selam Macron ile de görüşecek. Amerika’nın Lübnan’daki Büyükelçisi Michel İsa Cumhurbaşkanı ile görüştü. Trump ile Avn arasında da görüşme olacağı yönünde iddialar var. Avn ile Netanyahu arasında görüşme iddiaları da vardı. Avn bunu yalanladı. Maruni lider Semir Caca, görüşmenin kesinlikle olması gerektiğini ifade etti. Karmaşık bir durum var.Hizbullah’ın da savaşıp savaşmayacağını savaşın başında bilmiyorduk örneğin. Ancak performansları fena değildi. Naim Kasım da Hasan Nasrallah gibi bir liderden sonra örgütün silahlı gücünü ayakta tutabilecek bir lider olduğunu gösterdi. Ancak Hizbullah’ın ne kadar savaşıp savaşamayacağını bilmiyoruz. Hizbullah, İsrail ile yapılacak görüşmelere doğrudan karşı ancak güneydeki İsrail işgalinin sonlandırılması durumunda müzakerelerin Hizbullah için de bir sorun teşkil etmeyeceğini söyleyebiliriz. Ancak olumlu şeyler söylerken devreye İsrail faktörü giriyor. 2024’te 27 Kasım’da yapılan bir ateşkes vardı ancak İsrail Hizbullah cevap vermemesine rağmen 15 ayda her yeri yine bombalamıştı. Geçtiğimiz günlerde de benzer şeyleri gördük. Önce bir ileri savunma hattı gibi bir harita yayınladılar. 50 Lübnan köyünün İsrail’in kontrolünde kalacağı ve bölgeye kimsenin girmemesi gerektiğini ifade ettiklerini gördük. Ateşkesten bu yana askeri tankların patlayıcılara çarpması sonucu birkaç İsrail askeri de öldü. Güvenli bölge hattındaki sınıra yakın köylerin yok edildiğini görüyoruz. Köylerdeki evlerde Hizbullah’ın saklandığını iddia ediyorlar. Daha önce Filistin’de yaptıkları gibi bu köyleri insansızlaştırmaya çalıştıklarını anlamak çok zor değil.”

‘İran’daki çatışma alevlenirse Lübnan’daki çatışmalar hiç durmaz’

Kısa süreli ateşkes sürecinde Lübnanlıların ülkeye geri dönmesini Hizbullah’ın bir güç olarak kullandığını, İsrail’in ise sivillere dönük katliam yapabileceğini ifade eden Atlıoğlu, İran’daki çatışmaların tekrar alevlendiği tabloda Lübnan’a dönük saldırıların da artacağı görüşünde:
“İsrail, kuzeye göç eden güneylilere de izin vermiyor. İsrail köprüleri bombaladığı için ateşkesten sonra basit köprüler kurarak suların arasından geçmeye çalışıyor. Lübnan ordusu da ülkeyi savunma konusunda bir şey yapmadı ancak köprü ve yolları düzenlemek için çalıştı. Yol ve köprüleri yaptıktan sonra konuşlanacaklar mı belli değil. Bölgede yerel düzeyde çatışmalar var. Geçtiğimiz günlerde Fransız bir asker hayatını kaybetti. Fransa, Hizbullah’ı suçladı ancak Hizbullah kabul etmedi. Bunun yarattığı bir gerilim de var. Sanırım bu yılın sonunda Birleşmiş Milletler oradan ayrılacak. Hiçbir işe yaradıkları yok. En azından böyle gerilimlere yol açmayacaklarını düşünüyorum ayrılırlarsa. Hizbullah ateşkes sürecinde doğrudan bir saldırıya girişmez diye düşünüyorum. Çoğunluğu Şii ve Hizbullah yanlısı Lübnanlıların bölgeye gitmesinden sonra sivillere yönelik bir katliam yaşanabilir. Ancak Hizbullah bunu bir güç olarak da kullanıyor. Sivillerin dönüşü İsrail’in geri adım atması konusunda kamuoyunda yankı uyandırabilir. Yine de İsrail’in vazgeçeceğini düşünmüyorum. Lübnan hükümeti de eski sınıra çekilmesini ifade edeceklerini söyledi. Öte yandan İsrail ile müzakere yürüteceği ifade edilen bir Lübnan heyeti de belirlendi. Müzakerelerin nereye gideceği belli değil. İsrail’in Lübnan’ın güneyinden çıkmamak ve Hizbullah’ı tamamen ortadan kaldırmak gibi bir iddiası var. Bunun mümkün olup olmayacağını söylemek için beklemek gerek. Sonuçta Hizbullah, siyasi gücünü bile kaybettiğini düşündüğümüz sırada tekrar askeri gücüyle ortaya çıkmıştı. Amerika’nın İran ile yapılan müzakerelerde Lübnan’ı koz olarak kullanması muhtemel. Aynı anda hem Lübnan hem İran ile olan çatışmalarda bir çözüm bulunup ateşkes sağlanırsa bu ABD açısından da en iyi çözüm olabilir. İran’daki çatışma tekrar alevlenirse Lübnan’daki çatışmayı durdurmak hiç mümkün olmaz. İsrail şu an bile hem karadan hem havadan saldırılarını sürdürüyor. İran’daki çatışmaların tekrar başladığı senaryoda Netanyahu Lübnan’ı tekrar bombalar.”

‘Farklı mezhep grupları birlikte hareket edebilir’

Lübnan’daki atamaların mezhepsel kotalara göre yapıldığını hatırlatan Atlıoğlu, olası müzakere görüşmelerinde Marunilerin daha tavizkar davranacağı ancak İsrail’e karşı bir birlik oluşabileceği görüşünde:
“Lübnan’ın içi oldukça karışık. Çok farklı mezhepsel gruplar var. Lübnan’ın yurt dışında diplomatik faaliyetlerini yürüten büyükelçileri bile mezhepsel kotalara göre atanıyor. ABD Büyükelçisi Nada Hamadeh Muavad da Dürzi ancak bir Maruni ile evlenerek Maruni olmuş birisi. Fransa, Vatikan gibi yerlere Maruni büyükelçi atanır. İran ve Arap ülkelerine sünni büyükelçiler atanır örneğin. Müzakereleri yürütecek eski ABD Büyükelçisi Simon Karam da bir Maruni. Bunların hepsi Lübnan tarafının müzakerelerdeki tutumunu da belirleyecek. Müzakere heyetinin içerisinde Şii, Dürzi ve hatta Rum bir diplomat bile olsa İsrail ile masaya otursa dahi direnir. Ancak Maruni isimler daha tavizkar bir tavır takınabilir. Ancak Lübnan bu farklı mezhepsel gruplardan ötürü çok sıkıştığında birlikte hareket edebiliyor. Lübnan’ın tamamen ortadan kalkması herkesin zararına bir durum yaratıyor. Lübnan’ın durumu hiç iyi değil. Lübnan’ın nasıl ayağa kalkacağı büyük bir soru işareti. Ateşkes ilan edilse bile Lübnan’ın ayağa kalkması çok kolay gözükmüyor. Bu noktada ortak bir yol bulunabilir. İsrail Marunileri de öldürdü ancak buna rağmen Lübnan’ın içinde doğrudan bir çatışma ortaya çıkmadı. Hizbullah karşıtı Maruniler arasında bile çok ciddi tepkiler ortaya çıktı. 2024’ten beri Suriye üzerinden gelen lojistik hattı kesilen Hizbullah nereye kadar savaşabilir? Kapasitesinin bir sınırı var. Naim Kasım da askeri yönünü kanıtlıyor. Nasrallah’a göre daha ılımlı olduğu için ortak bir yol bulabilir gibi geliyor. Nasrallah, çatışmalar sürmesine rağmen ateşkes için adım atıyordu. Ateşkese Hizbullah’ın ihtiyacı var. İsrail Lübnan’a çok fazla kuvvet sokmaya başladı ve karadaki kayıplarına rağmen ilerleme kaydetti. Hizbullah’ın nisan ayının başından itibaren yayınladığı videolara bakarsak savaş gücünün düştüğünü söyleyebiliriz.”

‘Sünniler Hizbullah’ın karşısına çıkarılabilirdi ancak liderleri yok’

Lübnan’daki Maruniler ile Sünnilerin Hizbullah’a karşı harekete geçirilen gruplardan olduğunu belirten Atlıoğlu, Sünnilerin Said Hariri’den sonra bir araya gelemediğini ifade etti:

“Lübnan içinde Hizbullah’ın karşısına kimin çıkartılabileceği düşünüldüğünde Maruniler ve Sünni gruplar akla gelir. Bunları harekete geçirmek söz konusuydu. Belki de denendi ancak şu ana kadar bir ses çıkmadı. Lübnan’da toplumsal gruplar arasındaki gerilimleri tetikleyen bir lider oluyor. O lider çıkıp toplumu harekete geçiriyor. Şu anda Sünnilerin lideri yok. Saad Hariri zayıf bir liderdi ancak 2022’de siyaseti bıraktıktan sonra yerine kimseyi koyamadılar. Sünnilerin hamiliğini üstlendiğini iddia eden Suudi Arabistan başta olmak üzere birkaç deneme yapıldı ancak Sünnileri bir araya toplayamadılar. Tom Barrack’ın da ifade ettiği gibi ‘Lübnan, Suriye’nin bir parçasıdır’ söylemiyle Şara da işin içine katılmak istendi. Ancak çatışmanın dışında kaldılar. Küçük çaplı şeyler yaşanıyor. ‘Golan’da Hizbullah hücresi yakalandı’ dediler ancak Hizbullah hepsini yalanladı. Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde insanların yakalandığı iddia edildi. Bu doğru mudur yalan mıdır bilinmez ancak kışkırtmalar devam ediyor. Suriye’nin bu işin parçası olacağını sanmıyorum. Bana, Sünnilerin ise Saad Hariri’nin geri dönüşünü bekliyorlar gibi geliyor.”

Yorum yaz