Gazeteci Sinan Sungur, ABD’nin İran karşısında beklemediği bir sürecin içine girdiğini belirterek Washington’un geri adım atmadan çıkış yolu aradığını söyledi. Yazar Ragıp Kutay Karaca ise ABD’nin tarihsel müdahaleciliğine dikkat çekerek, “Bu süreç İran, ABD için yeni bir kırılma noktası olabilir” değerlendirmesinde bulundu. İstanbul Aydın Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca ise ABD’nin tarihsel askeri müdahalelerine dikkat çekerek süreci daha geniş bir perspektiften değerlendirdi.
Gazeteci Sinan Sungur, şunları söyledi:
NATO’yu kuran ABD, gerekirse kapısına kilit vuracak noktaya geldi. Bunu aklı selim olan herkes uyarmıştı. Trump, İran kayasına çarpmadan çeşitli manevralar yapabilir hatta önümüzdeki haftalarda beklenen Çin lideri ile görüşmede masaya elinde daha güçlü kozlarla, kendisi iktidara geldiği programla Çin ile bir müzekare yürütebilir ve el sıkışabilirdi. Ancak Trump hiç istemediği bir şeyin içine girmiş gibi. Sözlerinden de bunu anlayabiliyoruz. Trump, bir cümle içinde beş farklı anlam kuruyor. Bu, her türlü manevrayı yapabilecek bir siyasi ustalık yaratmaya çalışıyor. Birisinden birisini yapacakları sinyalini veriyor. Benim tahminim şu: Bir ara ateşkes bekliyorum. Şu anki tablo kısmen bir ateşkes beklentisi vardı İran onu da kabul etmedi. ‘Savaşı bizim isteklerimiz doğrultusunda bitirdin bitirdin yoksa hiçbir şey yok’ diyor. Ateşkes olma ihtimali üzerinde duruyorum. Büyük atışların ve büyük vuruşların bu savaşı bitireceği kanaatindeyim. Nükleer mi devreye girer yoksa ABD, ‘eyvallah’ diyip gider mi? Bu İran mı ABD lehine mi olur şu anki gidişatla çok ölçülemiyor. Bu büyük vuruş olmadan toz kaldırır gibi görünmüyor. Hürmüz’ün açık hale gelmesi noktasında bir taviz verebilir ABD. İran orada da katı durursa ABD’nin çok da yapabileceği bir şey yok.
Yazar Ragıp Kutay Karaca, şu ifadeleri kullandı:
ABD, 1945’ten beri, Japonya’ya atom bombasını attıktan beri 30’a yakın ülkeye askeri harekat yapmışlar. Bazılarına 3 kere bazılarına 4 kere yapmışlar. Bunları hep bir nedene dayandırmışlar. Birinde ‘komünizmin yayılmasını engelliyoruz’ demişler. Sonra 1948 sonra İsrail işin içine girmiş. İsrail’in korunması için Irak’a, Yemen’e, Lübnan’a, Suriye’ye müdahale yapılmış. O da yetmemiş 11 Eylül’den sonra bizim kutsal dinimizin arkasında ‘terörizm’ yaftası yapıştırmışlar. Bundan sonraki hikayede İslami Terörizm kavramı üzerinden yapmış. Ancak gerçek nokta ABD’yi tekrar büyük yapmak sloganının altına yatan şey. ABD her zaman hegomon olacak, büyük olacak. Savaş hukukunda hiçbir geçerliliği olmayan bir kavramla olmadık her yere saldırdılar. Müttefik buldular, insan hakları, refah, demokrasi getireceğiz dediler. Resmi olarak arkalarında bataklık bıraktılar. Bugün de İran’a saldırıyorlar. İran rejiminin doğru bir rejim olduğunu söyleyemeyiz. Ancak bunun doğru olmadığını ortaya koyacak olan unsur İran halkıdır. ABD’nin bazı kırılma noktaları var. Birincisi ABD iç savaşıdır, ikincisi Vietnam savaşı, üçüncüsü 11 Eylül’dür. Dördüncüsü de İran olacak bu mantıkla giderlerse. Ne İran’ı tanıyorlar, ne İran halkının tarihsel düşüncesini biliyorlar, ne İran coğrafyasını biliyorlar... Türkiye Cumhuriyeti bu denge politikasından vazgeçmeyecek. Bu gidişimiz iyi bir gidiş, biz bu savaşın dışındayız.