Küresel siyasetin merkezindeki ABD-İsrail-İran savaşı enerji jeopolitiği ekseninde yeni bir evreye girerken Donald Trump’ın İran politikasının temelinde rejim değişikliğinden ziyade Çin’e akan enerji vanalarını kontrol etme stratejisinin yattığı görülüyor. Trump yönetiminin hedeflerine karşı Çin ise kendilerini çevreleyen bu kuşatmaya karşı depolama tesisleri ve çeşitlendirilmiş tedarik hatlarıyla hazırlık yapıyor.
Rusya’nın enerji silahını elinden almayı ve müttefiklerini bu yolla konsolide etmeyi de amaçlayan Washington’ın, İran’ın coğrafi direnci ve milis gücü karşısında kapsamlı bir kara harekatına girişmesinin düşük bir ihtimal olduğu, asıl savaşın ekonomik ve enerji merkezli bir "vana diplomasisi" üzerinden yürütüldüğü anlaşılıyor. Öte yandan ABD’nin, İran’da halkın isyan ederek rejimi devireceği yönündeki öngörüleri boşa düşerken Trump’ın ‘48 saat’ çıkışları da karşılık bulmuyor.
ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırılardaki son gelişmeleri Doç. Dr. Barış Adıbelli ile konuştuk.
‘Trump içerde İran savaşından daha büyük bir savaş veriyor’
Adıbelli’ye göre Trump’ın İran’a dönük saldırı kararı, kendisini politik olarak sıkıştırdı. Adıbelli, İran’da umduğunu bulamayan Trump’ın, seçim öncesi ‘içerde’ daha çetin bir mücadele verdiği görüşünde:
“ABD, Vietnam’a ‘Beş günde hallederiz’ diyerek girmişti. Afganistan savaşı 20 yıl sürdü. Irak-Libya ise hala devam ediyor. Irak’ta 2003 yılında sahte istihbarat raporuyla yapılan olayın bir benzerinin İran savaşında yapıldığını görüyoruz. Ali Hamaney düşünce halkın isyan edeceğini ve rejimin düşeceğini düşünüyorlardı. Bunun olmayacağını aylardır söylüyoruz. İran şahıslara endeksli bir ülke değil. Öyle olsaydı Humeyni öldükten sonra bu deprem etkisi ortaya çıkardı. Trump, ’48 saat’ açıklamasını yaptı çünkü Amerikan anayasası başkana ‘Acil müdahale gücü gönderme yetkisi’ veriyor. Bu yetki de 48 saat geçerli. 48 saat dolduktan sonra durumun kongreye bildirilmesi gerekiyor. Trump’ın 48 saat söylemi buradan çıkıyor. Trump içerde bitmiş durumda. Trump’ın en iyi yapacağı şey istifa edip gitmek. Cumhuriyetçileri düşünüyorsa istifa etmeli. Trump 6 Kasım’ı kaybetti. Amerika’daki bazı eyaletçiler cumhuriyetçidir ve her türlü kazanırlar. Ancak oralar bile sallantıda. Trump içerde İran savaşından daha büyük bir savaş veriyor. Amerikan siyaseti türbülansta. JD Vance bir ay önce Erika Kirk tarafından ilan edilmişti. Ancak JD Vance 2028 seçimlerinde olmayacağını duyurdu. 2028’de gelecek başkan da şansını kaybetti.”
‘Trump Pezeşkiyan ile değil Devrim Muhafızları ile anlaşmak istiyor’
Adıbelli, Pezeşkiyan yerine Devrim Muhafızları’nı muhatap almak isteyen Trump’ın, İsrail’i güvence altına almayı ve Amerikan çıkarlarını devam ettirmeyi hedeflediğini söyledi. Adıbelli’ye göre Pezeşkiyan’ın müzakere yürütmesi halinde ise kaybeden Devrim Muhafızları olacak:
“Bir ABD-İran savaşı bir de İsrail-İran savaşı var. ABD kendi hesabına olan savaşı bitirmek için çaba sarf ediyor. Amerika, İran’da kimle savaşıyor? İran’da devlet içinde devlet var. Biri Pezeşkiyan diğeri ise Devrim Muhafızları. İran’da balistik füzeyi atan taraf Devrim Muhafızları. Trump, Pezeşkiyan’ı muhatap almıyor. Devrim Muhafızları ile müzakere yürütmeye çalışıyor. Devrim Muhafızları’ndan Galibaf yeni bir isim değildi örneğin. Son bir haftadır Galibaf ne derse manşete taşıyorlar. Galibaf’ın söyledikleri Pezeşkiyan’dan daha çok dikkate alınıyor. Biriyle müzakere edilecekse Galibaf gibi isimlerle edilmeli. Pezeşkiyan, Devrim Muhafızları’ndan çekiniyor. Laricani öldürülmeseydi Pezeşkiyan istifa edecekti. Pezeşkiyan fiili olarak tasfiye edilmiş durumda. Pezeşkiyan zaten reformcuydu. Arakçi de benzer şekilde. Devrim Muhafızları başından beri Pezeşkiyan’ı istemiyor. Ancak Hamaney buna karşıydı, seçimle gelenlerin seçimle gideceğini söyledi. İran’daki iç siyasi dengeleri de görmek lazım. Amerika ile müzakerelere sahip çıkılırsa öbür tarafa gol atılmış olunacak. Pezeşkiyan, ABD’nin tekliflerini karşılayıp masaya oturursa kaybeden Devrim Muhafızları olur. ‘Asgari müşterekler’ diplomasinin sihirli dilidir. Maddeler sert olabilir ancak kapı açıldıysa sonunda müşterek bir şey bulunabiliyor. Yani Pezeşkiyan müzakere ederse Devrim Muhafızları’na gol atmış olacak. Trump Pezeşkiyan ile değil Devrim Muhafızları ile anlaşmak istiyor. Trump, Devrim Muhafızları ile anlaşarak İsrail’i güvence altına almayı ve Amerikan çıkarlarını devam ettirmeyi hedefliyor. Trump’ın en büyük arzusu Devrim Muhafızları ile el sıkışabilmek. Burada mesele kimin kimle muhatap olacağı.”
’48 saat içinde bir şey çözemezler, İran’da dirençli bir milis gücü var’
İran’a bir kara harekatının mümkün olmadığını ifade eden Adıbelli, Trump’ın verdiği ’48 saatlik’ sürenin yetersiz olacağını belirterek İran’ın milis gücüne dikkat çekti:
“Trump ile çok dalga geçiyoruz ancak onun da kafasında bir strateji var. Trump günübirlik bir politika üretmiyor. Bu 5-10 günlük uzatmalar boşuna değil. Buradan kara harekatı çıkmaz. Harg Adası İran karasına yakın ve onların kontrolünde. Bu adadan 10 tane Amerikan askerinin tabutu gidince Amerika yıkılır. 48 saatliğine asker gönderebilecekler ve bu sürede neyi çözebilecekler? Kongre de onay vermiyor. Para da kongre onayı da yok. İran-Irak savaşının en şiddetli döneminde Irak sadece 80 kilometre ilerleyebilmişti. Dirençli bir milis ve kara gücü var. İran’ın gücünün ne kadar tükendiği de belli değil. Adalarda saklanacak yer de yok. Amerika oraları bombalayamaz, Amerikan askerleri açık hedef olur. Harg Adası Hürmüz Boğazı’na 400 kilometre uzaklıkta.”
‘Amerika’nın amacı İran’da rejimi devirmek değil’
Trump’ın asıl hedefinin Çin ve Rusya’ya İran’dan akan enerji kaynaklarını kontrol etmek olduğunu belirten Adıbelli, Amerika’nın elinde başka ‘silah’ kalmadığı görüşünde:
“İran’ın enerji kaynaklarını kontrol etmek isteyen bir Trump var. Bunu Marco Rubio anlatmıştı. ‘Biz Venezuela’da petrolü ele geçirdik, Çin’e giden petrolün kontrolü bize geçti. Sıra İran’da dedi ve birkaç hafta sonra İran’a operasyon başladı. Amerika’nın amacı İsrail’in hayal ettiği gibi rejim devirmek değil. Hatta Amerika İran’ın parçalanmasına da karşı. İsrail kendi kendine rejim devirmeyi düşünüyor. Daha büyük amaç İran’dan Çin’e giden petrolün vanasını ele geçirmek. Yani İran’a ‘ARAMCO’ gibi ‘IRAMCO’ kuralım. Birlikte petrol işleyelim. Sen de kazan ancak vana elimde olsun ve istediğim zaman Çin’in damarını kısayım’ diyorlar. Sadece Çin değil Körfez de gündemde. Körfez’deki her üs ve petrol yatağı Amerika’ya ait zaten. Suudi Arabistan’da ARAMCO olmasa Suudiler o petrolü işleyemez. Katar’daki şirketlerin arkasında Amerikan teknolojisi var. Bunun aynısını İran’a yapmak istiyorlar. Amerika; Hindistan, Japonya, Güney Kore’ye giden enerjinin musluklarını da ele geçirmek istiyor. Amerika, yeni dönemde Rusya’nın karşısında en büyük enerji dağıtıcısı olmak, Rusya’nın elinden bu silahı almak istiyor. Diğer müttefikleri de enerji silahıyla kontrol etmek istiyorlar. Amerika’nın elinde başka silah kalmadı.”
‘Çin’in para derdi yok, petrol fiyatları artsa da satın alır’
ABD’nin çevreleme politikalarına karşı Çin’in elinin güçlü oluşuna işaret eden Adıbeli, Pekin’in ‘enerjinin kesintisiz akışı’ ilkesi sayesinde petrol sıkıntısı yaşamayacağını belirtti. Adıbelli’ye göre Çin’i okyanustan çevreleyemeyen ABD, Avrasya karasını hedef alacak:
“Venezuela ile İran’daki enerji birleştirildiğinde Çin’in toplam enerjisinin yüzde 17’sini oluşturuyor. Bu hiçbir şey değil. Çin, 90’ların ortasından itibaren enerji alırken her şeyi bir sepete koymadı. Çin hala 1950’lerdeki Çin sanılıyor. Venezuela’da Maduro kaçırıldıktan sonra Çin petrol almaya devam etti. Çin oradaki petrol fiyatı ne kadar artarsa artsın o petrolü alır. Çin’in bir ilkesi var. Bu da ‘Barışçıl yükseliş ve kalkınma için enerjinin kesintisiz olarak vatana akışı’ ilkesi. Bu yüzden 16 milyar dolar para harcayıp dünyanın en büyük depolama tesislerini yaptılar. Muazzam bir petrol depoladılar. Çin öngörüyle bunları yaptı. Rusya’dan günde 10 varil petrol alıyorsa bunu 20 varile çıkarır. Çin’in para ve nakit derdi yok. Rusya, petrolü 10 dolardan 20 dolara çıkarma kararı alırsa onu da alır. Orta Asya’dan, Sibirya’dan Çin’e petrol boru hatları inşa ediliyor. Çin oraları adeta ördü. Amerika bu yüzden Çin’i okyanustan çevrelemeyi bıraktı. Amerika artık Avrasya karasından yürüyecek. Azerbaycan’ı stratejik ortak ilan ettiler örneğin. Amerika, Kazakistan ve Türkmenistan’daki enerji noktalarına da gelecek. Bunları görmeden İran’daki meselede amaç rejim değişikliğiymiş gibi okunuyor. İran’daki rejim Trump’ın umurunda değil tek derdi enerji. Ayrıca İsrail ve ona bağlı lobiler Trump’ı içerde sıkıştırdılar. Hepsinin dosyaları patladı. Yahudi lobisi demokratlarla çalışıyor. İsrail de umduğunu bulamadı, yerle bir oldu. Herkes turistik noktalara gitti. Parası olmayanlar da sığınaklarda yaşıyor. 2023’ten beri okullar, fabrikalar doğru düzgün çalışmıyor. Halk artık bu savaş halinden bıktı. Netanyahu’ya verilen desteği sandıkta göreceğiz.”
‘Barışçıl kalkınma sürecinde olan Çin askerileşmek istemiyor’
Adıbelli, Çin’in Venezuela ve İran’a müdahil olmak istememesinin arkasında stratejik planların olduğunu söyledi. Adıbelli; Çin’in söz konusu ülkeler mühimmat desteği sağlasa da doğrudan dahil olmayacağı görüşünde:
“Çinliler kendilerinin varoluşsal olarak ulusal çıkarını, vatandaşının mal ve can güvenliğini ilgilendirmeyen bir şeye angaje olmaz. Çin’i iyi okumak gerekiyor. İstisnalar olduğunu söylüyorlar. Birleşmiş Milletler bir görev verirse Venezuela gibi ülkelere girerler. Doğrudan kendileri hedef alınırsa çatışma olan ülkelere girerler. Ancak Çin barışçıl kalkınma sürecinde. Çin, ‘Dünyaya barışı anlatırken savaşı desteklemeyiz’ diyor. ‘Askeri paktlar savaşa neden olur’ diyorlar ve paktlara girmiyorlar. Rusya entegrasyon istiyor ancak Çin, askerileşmeyi istemiyor. Mühimmat verir ancak doğrudan girmez. Desteği savaştan önce verdi örneğin. İran şu an abluka altında. İran’a olası bir silah Pakistan sınırından gelebilir ve Pakistan şu an Amerika ile yakın. Kuzey Kore de gözden kaçıyor. Laricani’nin en samimi olduğu ülkeydi. Çok fazla silah Kuzey Kore’den de alındı. Rusya ve Çin’in tankla topla dahil olması beklenmemeli.”