ABD ile birlikte İran’a 28 Şubat’ta savaş açan İsrail, Lübnan’a dönük saldırılarını günlerdir sürdürüyor. Bilançonun ağırlaştığı Lübnan’da, 2 Mart’tan bu yana binin üzerince can kaybı yaşandığı belirtilirken bir milyona yakın insanın da yerinden edildiği bir tablo mevcut. Hizbullah’ın, geçtiğimiz 15 aylık süreçte askeri ve siyasi olarak tasfiye edileceği öngörülerinin aksine özellikle sınır hattındaki Tayyibe ve Hiyam gibi kritik noktalarda Rıdvan Kuvvetleri ile sergilediği direniş, İsrail ordusunun ilerleyişini yavaşlatırken Lübnan ordusunun mezhepsel yapısı ve iç bütünlüğünü koruma kaygısıyla çatışmalardan uzak durması, ülkedeki savunma yükünü tamamen Hizbullah’ın üzerine bırakıyor.
Hizbullah lideri Naim Kasım’ın savaşı sürdürme iradesi ve İsrail’in artan baskıları; çatışmanın, İran’daki krizden bağımsız olarak uzun süre devam edebileceğine işaret ediyor. İsrail’in bölgedeki ikmal hatlarını kesmek amacıyla Litani’ye ulaşma stratejisi ve Netanyahu hükümeti çevresinden yükselen ‘ilhak’ söylemleri, sahadaki pusu riskleri ve lojistik zorluklarla birleşince Lübnan’ın güneyini belirsiz ve derinleşen bir kaosun merkezine taşıyor.
İsrail'in Lübnan'a açtığı savaşın seyrini ve Hizbullah'ın direnişini Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu ile konuştuk.
İsrail'in Lübnan'a açtığı savaşın seyrini ve Hizbullah'ın direnişini Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu ile konuştuk.
‘İran’daki çatışma dursa dahi Lübnan’daki savaş kolay kolay bitmeyecek’
Savaşın Lübnan’ın her yerine yayıldığını belirten Atlıoğlu, İsrail’in kara harekatını da gündemine aldığını söyledi. İran’daki çatışma dursa bile Lübnan’a dönük saldırıların süreceğini belirten Atlıoğlu, Hizbullah’ın 2024’te İsrail’in işgali sonrasında zayıfladığı iddialarının ise gerçeği yansıtmadığını söyledi:
“İran’daki savaş Lübnan’daki savaşı bölgeliyor ancak 2 Mart’tan bu yana binden fazla insanın öldüğü, 2 bin 500 insanın yaralının olduğu ve neredeyse bir milyon insanın göçe zorlandığı bir tablo var. Ölü ve yaralı sayısı neredeyse İran’dakine yakın. İran’ın gölgesinde kalması Lübnan’daki savaşın önemini azaltmıyor. Bence İran’daki savaşa çözüm bulunsa bile Lübnan’daki savaş kolay kolay bitmeyecek. İsrailliler mayıs ayı için tarih verdiler ancak çatışma giderek derinleşiyor ve nereye gideceği de belli değil. Çatışma 2 Mart’ta Hizbullah’ın attığı füzelerle başlamıştı ancak sonraki süreçte İsrail’in de doğrudan çatışmaya hazırlıklı olduğunu gördük. Hem güneydeki bölgelerin boşaltılmasına dair tahliye açıklamaları hem de Beyrut’a yapılan bombardımanlarla birlikte savaş Lübnan’ın her yerine yayıldı. İsrail’in uzun süredir düşündüğü ama tereddüt ettiği bir kara harekatı da söz konusu. Elimizde kara harekatıyla ilgili birtakım veriler var. Birtakım birliklerin sınıra sevk edilmesi, Litani Nehri üzerindeki köprülerin havaya uçurulması ve bölgedeki altyapının vurulması gibi. İsrail, 2024’ün ekim ayında da benzer bir girişimde bulunmuştu ancak köprüleri vurmak gibi bir girişime girmemişti. O dönemde İsrail birlikleri bir aylık çatışmanın neticesinde fazla ilerleme kaydedemeden geri dönmüştü. Hizbullah’ın geçen 15 aylık süreçte askeri olarak zayıfladığı ve siyasi alandan tasfiye edileceği düşünülüyordu. Mayıs ayında yapılan seçimlerin Hizbullah’ın siyasi gücü açısından da test oluşturacağı düşünülüyordu. Hizbullah’ın 2 Mart’tan bugüne kadar sergilediği performansa baktığımızda Rıdvan Kuvvetleri üyelerinin donanımlı askerlerin olduğunu görüyoruz ve bölgede ciddi bir direniş gösteriyorlar.”
‘İsrail, Hristiyan köylerine de saldırıyor’
İsrail’in saldırılarının Tayyibe ve Hiyam’da yoğunlaştığını belirten Atlıoğlu, Hristiyan köy ve kasabalarının da vurulduğunu ifade etti. Atloğlu’na göre Lübnan ordusu bölgeden çekilmeyi tercih etti:
“Sınır hattında ağırlıklı olarak Şiilerden oluşan köyler ve kasabalar var. İsrail bu kasabalara farklı yönlerden giriş yapmaya çalışıyor. Çatışmanın ağırlık noktası İsrail’in Metula yerleşiminin hemen kuzeyindeki bölge. Burada Tayyibe ve Hiyam diye köy ve kasaba var. Saldırıların bu bölgede yoğunlaştığını görüyoruz. İsrail ordusu Hiyam’a birkaç defa girme denemesi yapmıştı. Ancak Hizbullah’ın bölgedeki direnişi etkili oldu. İsrail’in Hiyam’ı ele geçirmesi halinde Litani Nehri’ne ulaşma ve Hizbullah’ın Beka üzerindeki ikmal hatlarını kesme durumu olabileceği düşünülüyor. Birkaç gün önce Amerika’nın Beyrut’taki büyükelçisi güneydeki Hristiyan köylerine İsrail’in dokunmayacağına dair garanti vermişti ancak çatışmanın başında bir Maruni Rahip İsrail bombardımanında öldürülmüştü. Bugün de sınıra yakın bir Hristiyan köyünde topçu ateşi sonucunda bir Hristiyan’ın yaralandığı ve İsrail’in o bölgeden karadan ilerlediği söyleniyor. Lübnan ordusu her zamanki gibi bölgeden çekilmeyi tercih etmiş.”
‘Lübnan ordusu tarafından silahsızlaştırılmaya çalışılan Hizbullah, gücünü koruyor’
Lübnan ordusunun Hizbullah’ı silahsızlandırma çalışmalarının karşılık bulmadığını ifade eden Atlıoğlu, Amerika’nın bu anlamda orduyu desteklediğini kaydetti:
“Lübnan ordusu İsrail ile bir defa çatıştı tarihi boyunca. O da 1948 Savaşı’nda küçük bir çatışma dönemindeydi. Lübnan’ın güney sınırına inerek operasyon yapılmıştı ve daha sonra çekilmişlerdi. O dönemde 20 tane Lübnan köyü işgal edilmişti. Sonraki süreçte Lübnan ordusu İsrail ile herhangi bir çatışmaya girişmedi. Buna rağmen birkaç Lübnan askerinin İsrail’in saldırıları sonucu hayatını kaybettiği söyleniyor. Lübnan ordusu 80 bin kişiden oluşan, kağıt üzerindeki bir ordu gibi görünüyor. Lübnan ordusunun da mezhepçi yapıda örgütlenmesi yani farklı birliklerin farklı mezheplerden gelmesi, ordunun ne dışardan gelen tehditlere ne de ülke içindeki çatışalara doğrudan müdahil olmaması neticesini doğuruyor. 15 ay boyunca Lübnan hükümetinin Amerikan baskısı altında Hizbullah’ı silahsızlandırmaya çalıştığını biliyoruz. Geçen senenin sonuna kadar bu süreç tamamlanacaktı ancak herhangi bir şey olmadı. Hizbullah’ın silahlarını koruduğunu görüyoruz. Bu bağlamda Amerika’nın da yoğun biçimde Lübnan ordusunu Hizbullah’ın karşısına çıkartmak istediğini söyleyebiliriz. Lübnan hükümeti ve cumhurbaşkanının İsrail ile müzakere başlatma girişiminde de Amerika ve İsrail’in önceliği Hizbullah’ın silahsızlandırılmasıydı. Lübnan ordusunun başındaki Maruni general Rudolf Heykel, bu süreç içerisinde Sünni başbakan Nevaf Selam’ın aksine Lübnan ordusunu Hizbullah ile çatışmaktan uzak tutmak için elinden gelen çabayı gösterdi. Maruni ordu komutanının temel kaygısı, Lübnan ordusunun bütünlüğünü koruması. Yeni bir iç savaşın kapısının aralanmasından ötürü de kaygılanıyor.”
‘Hizbullah, Lübnan’ın yaptığı müzakere girişimlerini anlamsız buluyor’
Atlıoğlu’na göre Hizbullah, İsrail’e müzakere çağrısı yapan Lübnan hükümetinin çağrılarını anlamsız buluyor. Atlıoğlu; Hizbullah’ın, bu çağrının İsrail’in işgalini meşrulaştırma anlamı taşıdığını düşündüğünü ifade etti:
“Hizbullah lideri Naim Kasım, ‘Bu savaş Amerikan-İsrail’in büyük İsrail projesini yaratmaya yönelik bir girişimi’ diyor. Dolayısıyla Nil’den Fırat’a kadar bir işgal söz konusu. Kasım, konuşmasında Lübnan’ın ulusal kimliğine ve birliğine vurgu yaptı. Kasım iki seçenekleri olduğunu söyledi. ‘Ya teslim olacaktık, ya da direnecektik. Biz ikincisini tercih ettik’ dedi. Bu bağlamda da Hizbullah’ın ulusal bir mücadele verdiğini, Lübnan’ın egemenliğini koruduğunu ifade ediyor. Hükümeti de Hizbullah’ı silahsızlandırmak yerine birlikte hareket etmeye davet ediyor. Hükümet buna nasıl cevap verecek bilinmiyor çünkü Hizbullah’ın silahlarının yasaklanması gibi bir karar alındı. Lübnan Dışişleri Bakanı İran büyükelçisini dahi ülkeden kovdu. Karmaşık bir durum var. Lübnan’da güçlü bir devlet söz konusu değil. Nasim Kasım, ‘Ulusal birliği sağlayıp İsrail’in saldırılarını engelleyebilirsek diğer meseleleri kendi aramızda konuşabiliriz’ gibi bir ifade de kullandı. Kasım, İsrail’in Lübnan’ı işgal etmeye çalışırken hükümetin yaptığı müzakere girişimlerinin anlamsız olduğunu ve İsrail’in işgalini meşrulaştırmak anlamına geldiğini ifade ediyor. Lübnan hükümeti çatışma başladığından beri İsrail’in saldırganlığıyla ilgili tek bir söz söylemedi. Cumhurbaşkanı köprülerin bombalanmasıyla bir açıklama yaptı ancak kınama eylemi bile yoktu. Samir Caca yaptığı açıklamada ‘Yıkılan binaların tekrar inşasında tazminatı İran’dan almak gerek’ dedi. Lübnan zaten enteresan bir ülke. Normal bir devlet gibi algılamamak lazım. Oradaki devlet ve ulusal kimlik anlayışı farklı. İsrail, Lübnan’ı bombalarken tepeden nargilelerini içerek seyreden Lübnanlılar vardı örneğin. Nasim Kasım’ın dediği ‘Ulusal birlik’ çok anlam ifade etmiyor. Farklı mezhep ve liderler kendi çıkarları bağlamında hareket ediyor. Bu liderler sistem icabı dışardan birtakım aktörler tarafından ayakta duruyor.”
‘Kriz derinleştikçe Beyrut’taki sefalet artıyor’
Atlıoğlu, Lübnan’daki savaşın akıbetini güneydeki kara çatışmalarının belirleyeceğini belirtti. Atlıoğlu, Hamas’ın da Hizbullah ile mücadele ettiğini ifade ederek olası bir kara işgalinde İsrailli askerlerin pusuya düşürülebileceği görüşünde:
“Lübnan’da ne olacağına dair bir şey söylemek pek mümkün değil. Savaşın İran’daki çatışmadan daha uzun bile sürmesi mümkün. Güneydeki kara çatışmaları da belirleyici olacak. İsrail Beka’yı ve güneydeki köprüleri bombaladı ancak bundan sonra bombardımanların bir anlam ifade edilmediği de görülüyor çünkü Hizbullah’ın direnişi devam ediyor. Ciddi bir insanlık faciası var tabii. Belki bu bombalamalarla iç çatışmayı tetiklemek istediler ancak şu ana kadar böyle bir durum ortaya çıkmadı. Kriz derinleştikçe Beyrut’ta yoğunlaşıyor ve Beyrut zaten kalabalık. Orada da sefalet ve kaos ortaya çıkıyor. Buralarda kişisel bir çatışmayla farklı mezhepler arasında bir iç savaşın tetiklenmesi de söz konusu olabilir. İsrail bunu istiyor olabilir. Güneyden ilerlemenin nereye varacağına da bakmak gerekiyor. 1978 ve 1982’de İsrail bölgeyi işgal ettiğinde bir hafta kadar süre içerisinde Litani Nehri’ne kadar olan bölgeleri kontrol etmişti. O dönem Filistinli gerillalar vardı ve İsrail çekilmeyi tercih etmişti. Hizbullah, Filistinli gerillalardan daha örgütlü. İsrail bölgeden kovulduktan sonra İsrail bölgeye yerleşmişti. Hizbullah’ın 2024’teki çatışmada uğradıkları tahribata rağmen savaşma kabiliyetini yitirmediğini görüyoruz. Depolar ve yer altı tünellerinde küçük gruplar halinde varlıklarını sürdürüyorlar. İsrail ordusu sözcüsü ise Hamas üyelerinin de Lübnan’ın güneyinde çatışmada yer aldığını söyledi. Bunu işgali meşrulaştırmak için de söylemiş olabilir ancak Hamas ve birtakım farklı grupların Hizbullah ile ortak mücadele ettiğini söyleyebiliriz. Kara işgali ilerleyebilir. Üstelik ilkbahar geldiği için bölge yeşerdi. İsrail askerleri bölgeye sokulduğunda, Hizbullah’ın tecrübeli savaşçıları tarafından pusuya düşürülebilir. İsrail tarafında da ciddi şekilde yaralıların olduğu da aşikar. Hizbullah, güneydeki Yahudi yerleşimlerine fırlatılan füzeler dışında yaralı tahliyesi için gelen İsrail uçaklarına da saldırı düzenledklerini ifade etti.”
‘Hizbullah silah depolarını elinde tutabildi’
Hizbullah’ın silahlara erişimine ilişkin Batı merkezli haberleri eleştiren Atlıoğlu, Esad döneminden kalan birtakım silahların Hizbullah’ın gücünü tazeleyecek bir boyutta olmadığı görüşünde. Atlıoğlu’na göre Hizbullah, İsrail’in geçmiş saldırılarının ardından silah depolarını elinde tutabildi:
“Reuters, ‘Hizbullah zayıflamıştı ancak bu silahları nereden buldu?’ sorusuna cevap üretmeye çalışmış. Onların haberlerine dikkatli bakmak lazım. Lübnan, 15 aylık ateşkes sırasında kuşatma altına alınmıştı. Suriye’de rejim değiştiği için ikmal hatları kesilmişti, İran koridoru denizden ve havadan giremiyordu. Reuters, ’Hizbullah 15 ayda İran’ın desteğiyle silah taşıdı’ diyor. Bunun gerçekliğine dair kesin bir şey söylenemez. Suriye’de Esad döneminden kalan birtakım silahların Lübnan’a kaçakçılar yoluyla girmiş olması muhtemel ancak Hizbullah’ın gücünü tazeleyecek bir takviye olacağını düşünmüyorum. İsrail, 2024 öncesi 100 bin füzeden bahsediyordu. Hala ‘Bunların yüzde 75’ini yok ettik ancak yüzde 25 füze gücü var’ diyor. Hizbullah 15 aylık süreçte birtakım silah depolarını elinde tuttu ve üretim yapabiliyor demek ki.”
‘İsrail, ciddi kayıplar verdiği noktada uzlaşı sağlanabilir’
“Hayfa’yı vurup Tel Aviv’e kadar füze attılar. Hatta İsrail’in güney tarafına kadar balistik füze attılar. Daha ne kadar savaşacaklarını bilemiyoruz ancak irade var gibi gözüküyor. Hizbullah’ın savaşı sürdürebilmek için İsrail’i Lübnan’ın içine çekmeye çalıştığı söyleniyor. İsrail tarafında bir tereddüt var. Güney Lübnan’da bir işgal dönemi olduğunda ciddi bir asker kaybı yaşamışlardı ve çekilmelerinin bir nedeni de buydu. İsrail kamuoyunda İran düşman olarak algılanıyor ancak Hizbullah daha tehlikeli bir düşman olarak görülüyor. İsrailli yetkililer ilhak edeceklerini de söylüyor. Litani Nehri’ne kadar toprakları ilhak edeceklerini belirtiyorlar. Burada başka bir travmatik durum var. Milattan önce binli yıllardaki İsrail Krallığı’nın sınırları aklıma geliyor. İsrail’in sınırlarının Litani’den geçtiğine dönük açıklamaları Netanyahu çevresindeki bir grup dile getiriyor. Bunu da yok saymamak lazım. Lübnan’ın içine girdikçe Hizbullah’ın direniş kapasitesinin ne olacağına İsrail’in ne kadar hızlı ilerleyebileceğine de bakmak lazım. Bu, çatışmanın seyrini belirleyecektir. Hizbullah da sonsuza kadar savaşamaz. İsrail ciddi kayıplar verdiği durumda uzlaşı sağlanması söz konusu olabilir. İran’daki çatışmanın da devam edip etmeyeceği önemli bu noktada. İran’daki çatışma sona ererse Lübnan’daki çatışma biraz daha sürebilir. Ancak en azından birtakım dış aktörler İran’daki çatışmanın dinmesinden faydalanarak Lübnan’a daha fazla odaklanabilir. Şu an İran’daki çatışmadan ötürü Lübnan’ı gören yok.”