ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta saldırı başlattığı İran, Körfez’deki ABD üsleri ile petrol tesislerini hedef aldığı saldırılarına aralıklarla devam ediyor. Donald Trump yönetiminin savaşın kısa süreceği ve İran’ın direnç gösteremeyeceği yönündeki öngörülerine rağmen Tahran’ın; saldırıların maliyetini bölge geneline yayma stratejisi, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin beş binden fazla drone ve füze saldırısına maruz kalmasıyla yeni bir güvenlik krizini tetikliyor.
Lübnan’da Hizbullah’ın yerel direnişi ve İsrail’in Litani Nehri’ne kadar uzanan işgal planları, Irak’ta ise mezhepsel kırılmaların ülkeyi iç savaşa sürükleme riski bölgedeki belirsizliği artırırken Körfez sermayesinin ve turizm vizyonunun İran füzelerinin gölgesinde kalması, bölge ülkelerini ABD ile daha agresif askeri ittifaklara ve kolektif savunma arayışlarına yöneltiyor. Öte yandan Körfez ülkeleri, bu gelişmeler sonrası özellikle ABD tarafından dışlandıkları bir diplomasi trafiğine karşı daha sert ve savunma odaklı bir politika izleyeceğinin sinyalini veriyor.
ABD-İsrail-İran savaşının Körfez’e yansımalarını Prof. Dr. Veysel Ayhan ile konuştuk.
‘İran, bütün kırmızı çizgileri kaldırdı’
Ayhan, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail saldırılarına karşı İran’ın, savaşma konusunda bütün sınırları ortadan kaldırdığını belirterek sözlerine başladı. Ayhan; İran’ın, savaşın maliyetinin bölge ülkelerine yansıyacağını söylediğini de hatırlattı:
“Haziran ayındaki 12 Gün Savaşı’nda taraflar birbirini tarttı ve daha büyük bir savaş için ön hazırlık süreci başladı. ABD çatışan aktör aslında ancak savaşı talep edenin İsrail olduğunu görüyoruz. İsrail, İran’a karşı geniş çaplı operasyon başlattı. Bunu ABD ile başlatmak için girişimlerde bulunmuştu. Körfez ülkeleri de kısmi ve sınırlı çatışmanın kendilerine etki edeceğinin farkındaydı. ABD’yi sınırlandırma ve ABD’yi savaşın dışında tutma gayreti gösterdiler. ABD olmadan İsrail’in İran’a karşı savaşa girmesi öngörülmüyordu. Ancak Trump öngörülemez politikalar yürütüyor. Trump, savaşın kısa süreceğini ve İran’ın direnç gösteremeyeceğini söylemişti. Trump’ın savaşın Körfez’e yayılmasını anlamlandıramadığına yönelik de açıklamaları vardı. Trump, ‘Sert darbe vuracağız ve İran taviz verip anlaşacak’ diye düşünüyordu. Geçmişte böyle oluyordu. İran ateşkes noktasında adımlar atmıştı ancak artık İranlılar da bütün kırmızı çizgilerin ortadan kalktığını söylüyor. ABD’nin dini lider başta olmak üzere tüm siyasi ve askeri liderlere dönük saldırılarının ardından İranlılar kırmızı çizgilerini ortadan kaldırdı. İran, savaşın maliyetinin bölge ülkelerine ve küresel güçlere yansıyacağını da söyledi."
‘Savaş ateşkesle sonuçlansa da İran krizi son bulmaz’
İsrail ve ABD’nin İran’daki hedeflerinin örtüşmediğini ifade eden Ayhan, savaşın ateşkesle sonuçlanması halinde dahi krizin devam edeceği görüşünde. Ayhan’a göre ‘Hiçbir şey 28 Şubat öncesi gibi olmayacak.’
“İsrail ve ABD’nin örtüşmediğini de görüyoruz. ABD sınırlı bir zaman dilimi içerisinde sert müdahaleyle İran’dan bir şeyler koparmayı hedeflerken İsrail daha stratejik yaklaşım ortaya koyuyor. Ancak özellikle Orta Doğu’daki bir rejimi hava unsurlarıyla devirmek mümkün olmuyor. Buralar Venezuela gibi değil. İsrail’in bence ilk etapta rejim değişikliği gibi bir hedefi yok. İsrail’in öncelikli amacı devlet kurumunu askeri ve ekonomik anlamda zayıflatmak. Sürdürülebilir devlet yapısını ortadan kaldırmayı hedefliyor. Yalnızca Tahran ve birkaç şehir vurulmuyor her yeri vuruyorlar. Amerikanlar ateşkes üzerinde duruyor şu anda. ABD savaş uzadığında maliyetlerinin yalnızca Körfez ve İran’a değil Amerika’yı da etkileyeceğini biliyor. Benzinin galonu dört dolara çıkarsa bu Amerikan kamuoyunda bir krize yol açabilir. Asya Pasifik’in enerji yoksunluğu ciddi sıkıntı yaratabiliyor. Ancak ‘başarı’ kavramını değerlendirmek doğru olmayabilir. 10-15 yıllık bir strateji ortaya konuyorsa bu, ilki ülkeyi zayıflatmak ve toparlanmasını engellemek olmalı. Irak örneğini hatırlayalım. 1991’de Saddam’a müdahale edilmişti ancak Saddam 2003’te devrildi. İran’da da devlet kapasitesini ortadan kaldırmak gerekiyor. Fiziki, ekonomik ve altyapısal tahribat yaratmaları gerekiyor. İran, şu anki tahribatı ortadan kaldırmak için uzun yıllar çalışmak zorunda kalacak. İran rejimi türbülansa sokulmuş durumda. Bu savaş ateşkesle sonuçlansa bile İran krizi son bulmaz. Bölgede yeni dinamikler hayata geçecek. Hiçbir şey 28 Şubat öncesi gibi olmayacak. Çatışmalar tüm bölgeye yayıldı. Bunun küresel anlamda sonuçları ortaya çıkmaya başlayacak.”
‘Lübnan’daki çatışmalar yayılacak’
Hizbullah’ın İsrail işgaline karşı kurulduğunu hatırlatan Ayhan, saldırıların Hizbullah’ın direnişini bitiremeyeceğini ifade etti. Ayhan, çatışmaların yayılacağını ve bölge ülkelerinin de savaşın içine çekilebileceğini öngörüyor:
“Hizbullah’ın ortaya çıkması İsrail işgaliyle gerçekleşmişti. İsrail’in Filistinlileri bölgeden çıkartmak için başlattığı işgal Şiilerin direnişiyle karşılaşmıştı. İşgalle birlikte işgalcinin ortaya koymuş olduğu idari ve askeri şeyler toplumsal tepkileri de beraberinde getiriyor. Hizbullah aslında İsrail işgaline karşı kurulmuş bir yapıdır. İsrail bölgeden çekilmek zorunda kaldı. İsrail, 18 yıllık işgali boyunca birçok yapıyla beraber Hizbullah’a karşı mücadele yürütüyordu. İstediği hedeflere de ulaşamamışlardı. İsrail şu an ‘Litani Nehri’ne kadar olan bölgeyi ele geçireceğiz’ diyor bu yüzden askeri olarak burada ciddi çatışmalara girebilir. Seyda Bölgesi’ne kadar ele geçirebilirler ancak iç bölgelerde Maruni ve diğer gruplar da yaşıyor. Dürzi ve Marunilerin bölgeleri var dağ kısımlarında. Lübnan’da milyonlarca insan Gazze’de olanlara tanıklık ediyor. Böyle bir işgalin sivil hayatta yaratacağı katliamı kimse öngöremiyor. İlk yapılan açıklama sekiz kilometrelik bir alanda 18 ayrı birlik kurulacağı yönündeydi. Ancak bazı bakanlar ‘Litani Nehri’ne kadar ilerleyeceğiz’ dedi. İşgal buradaki çatışmayı da direnişi de bitirmez. Lübnan, Hizbullah’ın ana yurdu. Oraya yerleşmiş insanlar değiller yerli insanlar. Lübnan’ın istikrarına darbe de vurulabilir. Burada bir Lübnan ordusundan da bahsedemiyoruz. Burada ne İsrail’e ne de Hizbullah’a karşı direnç gösteren grup yok. Lübnan’da çatışmalar yayılacak ve bölge ülkelerinin içine çekilmesi de gündeme gelebilir.”
‘Şiilerin tamamını İran’ın yanında göremeyiz’
Savaşın Irak’a da etki ettiğini ifade eden Ayhan, Körfez’in kendilerine yapılan saldırılarda Iraklı grupların da kullanıldığını söylediğini aktardı. Ayhan, Irak’taki savaşın sadece etnik değil mezhepsel düzeye de sıçrayabileceği görüşünde:
“Irak ise başka bir örnek. Batılılar, ‘Saddam’ı devirdik ve yönetim oluşturduk. Yönetime Şiileri aldık. Ancak şu an Şiiler Amerika açısından tehdit unsuru’ diyor. Burada Şiilerin tamamını İran’ın yanında görmemek lazım. Mukteda es-Sadr henüz İran’a ilişkin açıklama yapmadı. Sistani de doğrudan Amerika’nın karşısında bir açıklama yapmadı. Aynı şey Sadr için de geçerli. Haşdi Şabi’nin tamamı Amerika’ya karşı bir mücadele yürütmüyor. Burada üç temel grup var. Hizbullah saldırılarda en fazla ismi geçen yapı. Erbil’deki saldırılarda Iraklı grupların adı fazla çıkıyor. Körfez, kendilerine yapılan saldırılarda Iraklı grupların da kullanıldığını söylüyor. Ancak Irak tehlikeli bir noktaya doğru gidiyor. Buradaki çatışmalar öngörülemez bir şekilde ülkeyi çok hızlı bir iç savaşa sürükleyebilir. Bu sadece etnik düzeyde kalmaz. Mezhepsel düzeyde de bir çatışma yaşanabilir.”
‘Körfez’e yapılan saldırılar, politikalarında değişimlere yol açtı’
İran’ın, Körfez’deki ABD üsleri ve petrol tesislerine yaptığı saldırıların Körfez ülkelerinin politikalarını değiştirmesine sebep olduğunu belirten Ayhan, savaşın ABD-İsrai-İran savaşı olmaktan çıktığı görüşünde. Ayhan’a göre Körfez, kendilerinin dahil olmadığı bir ateşkes anlaşmasını endişeyle karşılayacak:
“Bu çatışmanın bir de Körfez ayağına bakmamız gerekiyor. Körfez daha fazla dikkat çeken noktada. Özellikle Suudi Arabistan İran ile 2023’te yakınlaştı ancak 12 Gün Savaşı’nda müdahil olmadı. Bugün ise savaşın ilk gününden itibaren Körfez İran’ın saldırısıyla karşı karşıya kaldı. Bunlar Körfez’i ciddi şekilde etkiliyor. Körfez bugüne kadar beş bine yakın drone ve füze saldırısıyla karşı karşıya kaldı. En fazla saldırıya Birleşik Arap Emirlikleri maruz kaldı. Emirlikleri Kuveyt ve Suudi Arabistan takip ediyor. Birleşik Arap Emirlikleri’ne atılan füze sayısı 1500’e yaklaşmış durumda. Arabistan’da da bine yakın saldırı gerçekleştirildi. Bu saldırılar, Körfez’in algısında ve politikalarında değişikliklere yol açtı. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan çok daha sert bir politikaya eğilebilir. Birleşik Arap Emirlikleri’nden yapılan açıklamalarda ‘İran ile dost ve komşu bir ülkeydik. Dubai, İran’ın ticareti açısından önemliydi. Ancak şu an saldırıyla karşı karşıyayız. Biz doğrudan savaşın parçası değiliz ancak sessiz kalırsak tamiri zor bir saldırıyla karşı karşıya kalırız’ deniyor. İran, savaşın ilk günlerinde Amerikan üslerine saldırıldı ancak sonra ekonomik ve enerji altyapılarına saldırı düzenlendi. Bahreyn’de su arıtma tesislerine ve şehir merkezlerine dönük saldırılar başladı. İranlılar Amerikan üslerine saldırıldığında Körfez’in ABD’yi savaşı durdurmak için ikna edeceğini düşündü. Ancak bu olmadı. Sonrasında savaşı yaygınlaştırmayı hedeflediler. Yaşamını yitiren sivil insan sayısı İran kadar değil elbet ancak 20’ye yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor. Bu Körfez açısından önemli bir rakam. Körfez, ‘İlk etapta savaşın dışındayız’ dedi. Ancak saldırılar devam ettikçe daha sert açıklamalar yaptılar. Politika değişikliğine gitmeleri gerektiği noktasındalar. Müzakere olması halinde Körfez’in güvenlik ve istikrarı da tartışmaya açılmalı. İran savaşı yalnızca İsrail ve ABD’nin müdahil olduğu bir savaş olmaktan çıktı. Körfez de bu savaşın bir parçası. Körfez’i dışlayan bir ateşkes anlaşması Körfez açısından endişeyle karşılanacaktır.”
‘Körfez, ABD ile ilişkileri geliştirecek’
Ayhan’a göre kendi savunmalarını gerçekleştiremediklerini gören Körfez, önümüzdeki süreçte ABD ile askeri ilişkileri daha da ilerletecek hatta alternatif bölgesel ittifaklara da yönelecek. Ayhan, Körfez’in kendi içerisinde dahi birlik olamadığının da altını çizdi:
“Bu aşamadan sonra bireysel savunmalarını gerçekleştiremeyeceklerini fark ettiklerini söylüyorlar. ABD bölgede politika geliştirirken Körfez’e danışmıyor. Ateşkes olduğu zamanda da Körfez dışlanırsa İran’ın hegemonik gölgesi altında kalmaktan endişe ediyorlar. Trump, ‘Hürmüz’ü İran ile kontrol edebiliriz’ dedi. Hürmüz doğal bir su yolu. Dolayısıyla Körfez buradan enerji çıkartıyor. Hürmüz’ün İran ile ortak ABD yönetimine geçmesi dahi Körfez açısından ciddi bir güvenlik kaygısı oluşturuyor. Körfez, ‘Ekonomik olarak gelişiyoruz. Burayı turizm merkezine dönüştüreceğiz, para harcayacağız. Finans merkezi olacağız’ diyor. Bu aşamadan sonra bunların gerçekleşme ihtimali artık çok zayıf. Buranın istikrarı ve güvenliği artık İran’ın füzelerinin gölgesi altında. Dolayısıyla bu ülkeler gelecekte ABD ile olan askeri ilişkileri geliştirecek ve alternatif bölgesel ittifaklara da yönelecekler. Kendi savunmalarını gerçekleştiremediklerini de gördüler. Savunma noktasında agresif bir politika izleyecekler. Bunun başını Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri çekecek. Ancak Körfez kendi içinde hala bir birlik içinde değil. Umman kendi açısından değişik bir politika izliyor. İran’a da yakın ve bölgedeki diğer mezheplerle farklılıkları var. Tam uzlaşı sağlamıyor onlarla. Katar’a yapılan füze saldırılarında ciddi bir düşüş var. Körfez bunu da tartışıyor. Katar’ın İran ile uzlaşı gerçekleştirip gerçekleştirmediği konuşuluyor. Bahreyn de çok az saldırıyla karşı karşıya kaldı. Kolektif savunmayı sağlama noktasında da aralarında netlik olmadığını görüyoruz. Bölgedeki tüm dengeler değişecek. Savaş, ateşkesle sonuçlansa bile ülkeler daha büyük bir çatışma için hazırlık içine girecektir. Gelişmeler Türkiye’nin bölgeyle olan ilişkilerine de yansıyacak.”