Biraz evvel girişte siz söylediniz, Türkiye'de siyasetçiler en yüksek tabakadan Amerika ve İsrail saldırganlığına karşı net bir tutum sergilenmiyor. Cümle arasında özne gizlenerek, şiddet sarmalığı denilerek durum bence geçiştirilmeye çalışılıyor. Ben Ankara'nın şu anda biraz zor durumda olduğu kanatındayım. Ne kadar bu tür açıklamalar yapıyorsa da, ilerleyen zamanlarda mesela bir ay, iki ay, üç ay, beş ay kadar daha uzarsa, Ankara'nın ve Türkiye Cumhuriyeti'nin İran'a karşı tavır almaya Amerika tarafından zorlanacağının, burada bayağı zor günler geçireceklerini düşünüyorum. O nedenle şimdiden böyle öne alıcı konuşmalar yaparak, ileride bir teskere çıkarma veya hava üçlerine alınan, izin vermediğimiz durumlar söz konusu olursa, ya da zaten biz karşıyız, daha önce de söylemiştik, mezhep savaşı yapmayalım, sünni çatışması olmasın diye defalarca söylüyorum. Rağmen ne yapalım, uluslararası konjektür, dünyanın şartları, geldiği durumlar bizi buna zorladı gibisinden bir durum olabilir. Gerek İsrail'le ticaret noktasında, gerekse Amerika'yla, işlerin açıkça söylenmese de mecbur kalındığı takdirde Amerika ve İsrail tarafından yer alacakları kanaatindeyim. Bu reis olarak görme, ondaki bir ehliyet veya liyakat veya iştahami ilimlerde zirveyi temsil etmesinden kaynaklanmıyor. Ondan sağladıkları menfaat dolayısıyla, mesela biraz önce adını andınız, o Ebu Bekir Sit'in, üniversite görevli, anında atılabilir, iki dudağın arasında Cumhurbaşkanı'nın kaderi. Dolayısıyla yeri sürdüğü bir görüşü, Cumhurbaşkanı'nın da ters tersini görünce hemen kesiyor. Tam tersine dönüp, ben öyle bir tekstere geçtim, ben de zaten sizin gibi düşünüyorum demeye getiriyor. Bu, Cumhurbaşkanı'ndan yararlanan, ondan menfaatlenen, beslenen geniş bir sünni yığın oluştu. Ve onun gözüne bakıyorlar ve ona göre hizalanıyorlar. Ben bu hizalanmanın bundan kaynaklandığı kanaatindeyim.