ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının üzerinden dört gün geçti. İran yönetimi İsrail ve ABD üslerine yönelik karşı saldırılarda bulundu. Bu kapsamda Körfez ülkelerinde bulunan ABD üsleri de hedef alındı.
Bölgede artan gerilimi Sputnik’e değerlendiren Dış Politika Uzmanı Prof. Dr. Bilal Sambur şunları belirtti:
“Bölgedeki son gelişmeler ışığında net bir gerçekle karşı karşıyayız: Bu savaş bir sürpriz değil. Uzun süredir beklenen ABD-İsrail-İran hesaplaşması, artık bir ihtimal olmaktan çıkıp topyekûn bir gerçekliğe dönüştü. Geçmişteki ‘12 Gün Savaşı’ gibi çatışmalar, aslında bugünkü devasa operasyonun altyapısını hazırlayan birer provaydı. ABD ve İsrail cephesi, bu sürece basit bir askeri operasyon olarak değil, ‘İran Sorununa’ yönelik nihai bir çözüm olarak bakıyor. ABD’yi bu savaşa iten ana motor İsrail’dir. Ancak bu sadece bir güvenlik meselesi değil; İsrail’in Orta Doğu’daki mutlak hakimiyetini tescilleme projesidir. Tahran yönetimi bu niyetin farkında. Üst düzey askeri ve dini kadroları tasfiye edilse de, İran’ın "B Planı" devreye girmiş durumda. Çok katmanlı, kademeli ve asimetrik bir savunma stratejisiyle karşılık veriyorlar.”
‘İran ABD müttefiklerini de vuruyor’
İran’ın İsrail’in yanı sıra ABD üslerinin bulunduğu körfez ülkelerini de hedef almasına dikkat çeken Sambur sözlerini şöyle sürdürdü:
“İran’ın stratejisi sadece askeri hedeflerle sınırlı değil. Dubai ve Umman gibi küresel ticaretin sembol noktalarını hedef alması, savaşın kapsamını genişletiyor. İran, ABD ve müttefiklerini tüm Orta Doğu’da etkisizleştirmek ve prestijlerini sarsmak. İran ABD ile hareket eden bölge ülkelerine ‘Ben güvende değilsem, kimse güvende değil’ mesajını veriyor. Katar, BAE, Suudi Arabistan gibi körfez ülkelerinde NATO/ABD üslerinin vurulması, savaşın coğrafi sınırlarını ortadan kaldırıyor. İran için denizdeki bir uçak gemisi ile karadaki bir Amerikan üssü arasında stratejik bir fark yoktur. Tahran, bu üslerin istihbarat ve operasyonel destek için kullanıldığını bildiği için savaşı tüm müttefik coğrafyasına yayma stratejisi güdüyor.”
‘Tek arabulucu Rusya olabilir’
İki tarafın da çatışmaları sürdürmeyi hedeflediğine dikkat çeken Sambur, Rusya gibi güçlü bir ülkenin arabulucu olabileceğine de dikkat çekerek şunları söyledi:
“Böylesine devasa bir krizde Türkiye gibi bölgesel güçlerin arabuluculuğu şu aşamada yeterli kalmayabilir. Savaşın durdurulması için daha ‘küresel ve dengeli’ bir aktöre ihtiyaç var. İran’ın güvenebileceği tek büyük güç Rusya’dır. Putin’in hem Tahran üzerindeki etkisi hem de Trump yönetimi nezdindeki kredisi, Rusya’yı potansiyel tek arabulucu adayı yapıyor. Ancak her iki taraf da henüz ‘ateşkes’ noktasından çok uzak; şu an silahların konuşacağı bir evredeyiz."