EKSEN

‘İran halkı teslimiyet istendiğinin farkında, füzeler ulusal gurur olarak görülüyor’

Gazeteci Çağlar Tekin’e göre ABD baskısı altındaki İran halkı, Washington’un uzlaşı değil teslimiyet istediğinin farkında. Tekin; Batı’nın kentteki protestoları kullanma biçiminin, halk tarafından mücadelelerinin çalınması olarak görüldüğü görüşünde.
Sitede oku
Washington’un Tahran’a yönelik on yıllardır sürdürdüğü baskı politikası, stratejik bir dış politika hamlesi olmaktan çıkıp Amerikan diplomasisinin kör bir rutini haline gelmiş durumda. Beyaz Saray koridorlarında ‘uzlaşı’ ambalajıyla servis edilen teslimiyet dayatmaları, İran sokaklarında karşılık bulmadığı gibi, Tahran yönetiminin iç politikadaki meşruiyet zeminlerinden birine dönüşüyor.
Rejimin ekonomi yönetimine ve siyasi kısıtlamalarına yönelik toplumsal eleştiriler canlılığını korusa da ABD’nin sistematik çevreleme politikası, İran toplumunun farklı kesimlerini ortak bir savunma hattında birleştiriyor. Bu iklimde İran’ın sahip olduğu balistik füzeler ise halkın gözünde sadece birer silah değil egemenliğin son kalesi olarak da görülüyor. Toplum, yoksulluk ile dış müdahale arasına sıkışmış olsa da; ABD'nin dayattığı kuşatmayı göğüslemeye çalışıyor.
ABD’nin baskısı altındaki İran’da yaşanan son gelişmeleri Tahran’dan aktarım yapan gazeteci Çağlar Tekin ile konuştuk.

‘İran halkı teslimiyet istendiğinin farkında, füzelere güveniyor’

İran halkının ABD ile bir çatışma istemediğini belirterek halkın Washington’un teslimiyet dayatmasının da farkında olduğunu vurgulayan Tekin, Batı ile uzlaşı konusunda da ortak kanaat olduğu görüşünde:
“Çatışmayı en az isteyen taraf İran halkı. Çatışma İran’ın ev sahipliğinde gerçekleşeceği için insanlar çatışmayı hiç istemiyorlar. 12 Gün Savaşı’nı başlatan İsrail’in saldırısı ve sistematik bir biçimde İran’ın hedeflerinin vurulması İran halkında bir hak yarattı. ABD ile uzlaşı şansları olmadığını bilen İran halkı, İran ile ilgili temel bir derde sahip. ‘Bizimle uzlaşmak değil teslimiyet istiyorlar. Buradaki tek güvencemiz füzelerimiz’ cümlesini defalarca duydum. Füzeler İran halkının gözünde büyük bir motivasyon haline gelmiş durumda. Bunu eleştirenler var insanların çok fazla şikayeti var. Özellikle yıl sonundan önce yaşanmış devalüasyon süreci ciddi bir yoksullaşma sürecini tetiklemişti. Ancak Batı ile uzlaşma konusunda pek umutlu kimseyi görmedim. ABD’nin İran’ı etkisizleştirmeye çalıştığı düşünülüyor. Orta Doğu politikalarını beğenenler de beğenmeyenler de Batı ile bir biçimde uzlaşının giderek imkansızlaştığına ilişkin ortak kanaate sahip. Konuştuğum insanların söylediklerinden böyle düşündüklerini fark ettim.”

‘İran halkı protesto hakkının çalındığını düşünüyor’

Tahran’da karşılaştığı tablodan aktarımlar yapan Tekin; politik olarak bilinçli İran halkının, dış müdahaleye karşı bilinçli olduğuna vurgu yaptı. Tekin, bu dış müdahalenin halk üzerinde ‘protesto hakkımız elimizden alındı’ görüşünü hakim kıldığını aktardı:
“Savaş ortamında olan bir ülkeden bahsettiğimiz için kamera getirmedim. Kayıt almadığım için de benimle rahat konuştular. Herkesin hükümete yönelik eleştirileri var ancak herkes ABD ile uzlaşmanın imkansıza doğru gittiği noktasında hemfikir. Benim gazeteci olduğumu duyan herkesin ilk endişesi ‘dış müdahale unsuru’ olmam yönünde oluyor. Ben de kameramın olmadığını anlatarak onları rahatlatmaya çalışıyorum. İran’da muazzam bir politik bilinç var. Havalimanından indiğimde ilk karşılaştığım insanlar niye geldiğimi sordu. Bunlar devlet görevlileri değildi. Benim niye geldiğimi anladıktan sonra aynı kaygıyı dile getirdiler. Her insan yoksullaşma gibi meselelerden sıkıntılı ama dışardan gelen müdahalenin ülkenin egemenlik haklarını işgal ettiğine dair bir algı var. Haliyle protesto haklarının da çalındığını düşünüyorlar. ‘Dışarıdan öyle bir müdahale var ki sokağa çıktığımız anda İsrail’i, Amerika’nın aracı haline geliyoruz’ perspektifi var. Benim karşılaştığım ana toplam bu. İnsanların ifadelerine güveniyorum çünkü kameram yoktu ve kayıt almadım. Daha samimi açıklamalar yaptıklarını düşünüyorum. Dil konusunda da sıkıntı çekilmiyor. 10 insandan birkaçı Türkçe’yi bir şekilde biliyor. İngilizce bilenler de var ve bir şekilde diyalog kurulabiliyor. Ben biraz temkinli davranmaya çalışıyorum ancak insanlar konuşma konusunda çok açıklar. Ben insanların üzerinde bir baskı olduğunu hissetmedim.”

‘Tahran’da yarın savaş çıkacakmış gibi bir ortam yok’

Tekin, İran halkının Batı’nın niyetinin farkında olduğunu vurgulayarak Tahran’da bir polis baskısıyla karşılaşmadığına da dikkat çekti. Tekin’e göre Tahran halkındaki tek ümitsizlik maddi sebeplerden kaynaklı:
“İran halkı ‘Bizim çok derdimiz var, baskı var ama yoksuluz da’ diyor. Devletle ilgili sorunlarının olduğunu ortaya koyuyorlar. Ancak bunu protesto ettiklerinde ABD ve İsrail hattının bunu fırsata çevirmeye çalıştığını ve protesto haklarının dahi çalındığını söylüyorlar. İnsanlar, İran’a müdahale etseler de etmeseler de Batı’nın niyetinin değişmediğini söylüyor. Üç günden beri İran’dayım. Tahran’ı yürüyerek geziyorum ve insanlarla diyalog kuruyorum. Bir polis baskısı görmedim. Ortalıkta doğru düzgün polis dahi görmedim. Üniversiteler civarını da dolaşmak istiyorum. Tahran’ın ana noktaları ve turizm merkezinde baskı atmosferi yoktu ancak turistik tesisler iki ay için kapatılmıştı örneğin. İnsanlarda yarın savaş çıkacakmış gibi bir atmosfer de yok. İnsanlar buna alışmış durumda. Bir yandan turizme ilişkin beklentileri de yok. İnsanların dışardan oraya alışverişe geleceğine dair ümitleri de yok. Maddi anlamda bir umutsuzluk var diyebilirim.”

‘Tahran’daki türbanlı oranı Türkiye’den daha düşük’

Halktan yaptığı başörtüsü aktarımını da paylaşan Tekin, kentteki türbanlı kadın oranının Türkiye’deki orandan düşük olduğuna dikkat çekti. Tekin’e göre yönetim bu konuda yumuşamak zorunda kaldı:
“Çarşafla kapananlar var ancak çok çok az oranda. Yarım kapanma oranı da az ancak hiç örtü örtünmeden dolaşanların oranı görece daha yüksek. Her mahalleye girmedim ancak tülbentle gezenlerin oranı onda üç oranda diyebilirim. Onda altılık bir oran hiç örtünmeden dolaşıyor. Şu anda Tahran’daki türbanlı kadın oranı Türkiye’den daha düşük diyebilirim. Kaldığım yerdeki insanlara sordum. Son yıllarda bu başlıkta bir baskı görmediklerini söylüyorlar. Öncesinde varmış ancak bir kazanım da mevcut. Devlet de sanırım yumuşamak zorunda kalmış. Tahran’ın merkezi noktalarından birindeyken bir kişinin türbanlı olduğunu gördüm. Burada başörtüsü bir kültürel öğe haline de gelmiş. Bir muhafazakarlık sağlamıyor. Çok rahat diyalog kuruluyor. Davranışları ‘erkekten uzak durması gereken insan’ profilinde değil. Çok büyük bir değişim yaşandığını ve toplumun da bunu sindirdiğini söyleyebilirim. Kadınların toplumsal konumu muazzam bir rahatlığa sahip. Türkiye’de bir kadın tanımadığı bir erkekle konuşurken çekince duyuyor ama burada buna denk gelmedim. Çarşaflı, türbanlı ya da açık kadınlara yol sorduğumda samimiyetle cevap veriyorlar.”

‘Uzlaşıya inanan toplam azalmış’

İran halkında önceden görece daha yaygın olan uzlaşı algısının terk edildiğini ifade eden Tekin, insanların bu konudaki netliğine şu sözlerle vurgu yaptı:
“İnsanlar Batı ile ilişki kurmaya ilişkin bir çekince sahibi değillermiş gibi hissettim. Ancak ‘Bu iş öyle bir yere geldi ki biz teslim olmadığımız müddetçe bizimle uzlaşmak istemiyorlar’ algısı oturmuş durumda. Özellikle 12 Gün Savaşı bunu biraz daha pekiştirmiş. Öncesinde ‘Masaya oturursak, dünyaya açılırsak refah gelebilir’ diye düşünen toplam varmış ancak azalmış. ABD’nin teslimiyet istediği kanaatindeler ama ABD ile iş yapmaktan çekinenler olduğunu da görmedim. Ticaret ve petrol endüstrisine yatırım yapsınlar isteniyor ancak buna ilişkin umutları yok. Bu bayağı pekişmiş bir algı. İnsanlar bu konuda çekimser değil, net. Çin ve Rusya’ya ilişkin daha eşitlikçi ilişkinin getirdiği bir rahatlama var.”

‘İran’da insanlar ‘füzeler bizim asli unsurumuz’ kanaatini kabullenmiş’

Tekin, İran’ın sahip olduğu füzelerin halk nezdinde ciddi bir karşılık bulduğunu aktardı. Tekin’e göre Tahran yönetimi füzelerin sınırlandırılması meselesini kabul ettiği taktirde bir iç kırılmayla karşı karşıya kalacak:
“Füze meselesi burada ulusal gurur haline gelmiş. 12 Gün Savaşı füzeleri ulusal gurur haline getirmiş. Savaş istemiyorlar ancak olursa da füzelerin onları koruyacağı algısı var. Ezilmeyeceklerine, ulusal gururlarının ortadan kaldırılmayacağına kanaat getirmişler. Bu da motivasyon kaynağı olmuş. 12 Gün Savaşı dünya medyasında farklı biçimlerde anlatıldı ama dışardan bakan bir göz İsrail’in hasar aldığını kabul eder. Dünya böyle yansıtmadı ama İran’da insanlar ‘füze gücümüz bizi koruyan asli unsurumuz’ kanaatini kabullenmiş. ABD ile pazarlık masasında da bundan vazgeçmeyecekleri çok açık. Balistik füzelerinin sınırlandırılması meselesini İran kabul ederse içerde çok büyük bir kırılma yaşanır. O yüzden bu noktada geri adım atmayacaklarını düşünüyorum.”

‘Tahran’da ortak ulus kimliği güçlü’

Türkiye’deki ‘bölünme’ kaygılarının Tahran için geçerli olmadığını belirten Tekin, ülkede ulus kimliği kavramının oturduğunu belirtti. Tekin, yoksullaşma ve oligarşik yapılanmaya karşı halkın dini anlamda görece daha rahat bir ortama eriştiğini aktardı:
“Çok büyük bir araştırma yapmadım, izlenimlerimi aktarıyorum. Kaldığım yerde çok sayıda vilayetten insan var. Ortak bir ulus kimliği burada güçlü gözüküyor. Kimse kendi Kürt kimliği üzerinden ekstra bir bölünme sürecine ilişkin beklenti içinde değil. Kimsenin böyle bir kaygısı olduğunu da görmedim. Türkiye’de bu kaygılar hep uzun yıllar yüksek seviyedeydi. Bölünme söylemi Türkiye’de güçlüydü. Ancak burada böyle bir şey yok. Bu yine de bu alanın provokasyona kapalı olduğu anlamına gelmiyor ama ulus kimliği burada oturmuş gibi gözüküyor. Buradaki temel kaygı yoksullaşma. Halkın öfkeli olduğu bir oligarşik yapılanma var. Zenginleri görüyorlar ve bu bir öfke doğuruyor. Dinsel anlamda da görece rahatlama var. Şu an Ramazan ayı ve Tahran’da rahatça bir şeyler yiyip içerek gezilebiliyor. Restoranlar açık, kimisi camlara perde çekmiş ancak büyük bir toplam Ramazan dışındaki aylarda olduğu gibi devam ediyor. Dışarda çay ve kahve rahatça içilebiliyor. Türkiye’de İstanbul’un kimi semtlerinde çekingenlik vardır örneğin ama bunu henüz burada hissetmedim. İstisnai bir olaya dahi denk gelmedim.”
Yorum yaz