Kremlin, Kiev rejiminin Rusya’nın enerji altyapısına yönelik girişimlerini sürdürdüğünü bir kez daha gündeme taşıdı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rus istihbarat servislerinin TürkAkım ve Mavi Akım doğalgaz boru hatlarına yönelik sabotaj girişimlerini tespit ettiğini duyurdu.
Peskov, söz konusu bilgilerin Türk tarafına iletildiğini de belirtti. Rus lider Vladimir Putin, Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) toplantısında yaptığı konuşmada, Rusya'dan Türkiye'ye ve Avrupa'ya gaz transferi gerçekleştirilen TürkAkım ve Mavi Akım doğalgaz boru hatlarına saldırı hazırlığı yapıldığına dair bilgi olduğunu söylemişti.
Konuya ilişkin Sputnik'e değerlendirmede bulunan Dış Politika Uzmanı Doç. Dr. Levent Ersin Orallı, bu altyapılara yönelik saldırı girişiminin; arz kesintileri, fiyat dalgalanmaları, sanayi üretiminde aksama ve elektrik üretim maliyetlerinde artış gibi zincirleme ekonomik sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.
Orallı, şu ifadeleri kullandı:
“Vladimir Putin’in, Rusya Federal Güvenlik Servisi toplantısında yaptığı açıklamada, Rusya’dan Türkiye’ye ve Avrupa pazarına doğalgaz taşıyan TürkAkım ve Mavi Akım boru hatlarına yönelik saldırı hazırlığı bulunduğunu ifade etmesi, yalnızca iki ülkeyi değil bölgesel ve küresel enerji güvenliğini yakından ilgilendiren son derece ciddi bir iddiadır. Bir bölge ve enerji uzmanı olarak bu açıklamanın, Karadeniz havzasında artan jeopolitik gerilimlerin enerji altyapılarına doğrudan sirayet ettiğini gösterdiğini düşünüyorum.
'Zincirleme ekonomik sonuçlar doğurabilir'
Söz konusu boru hatları, Türkiye’nin arz güvenliği stratejisinin temel sütunları arasında yer almaktadır. Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla bir enerji koridoru ve ticaret merkezi olma hedefini sürdürürken, bu hatlar hem iç tüketimin karşılanmasında hem de Avrupa’ya gaz sevkiyatında kritik rol oynamaktadır. Bu altyapılara yönelik olası bir sabotaj ya da saldırı girişimi; arz kesintileri, fiyat dalgalanmaları, sanayi üretiminde aksama ve elektrik üretim maliyetlerinde artış gibi zincirleme ekonomik sonuçlar doğurabilir.
Bunun ötesinde, enerji hatlarına yönelik tehditler uluslararası hukuka ve enerji arz güvenliğine yönelik açık bir meydan okumadır. Deniz altı boru hatlarının korunması teknik olarak zor ve maliyetlidir; bu nedenle güvenlik zafiyeti oluşması durumunda sadece enerji şirketleri değil, devletler de ciddi stratejik risklerle karşı karşıya kalır. Karadeniz’de enerji altyapısının hedef haline gelmesi, bölgedeki askeri ve siyasi tansiyonu daha da yükseltebilir.
Türkiye açısından bu tür tehditler kesinlikle kabul edilemezdir. Enerji altyapısının güvenliği, ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Ankara’nın hem diplomatik hem de askeri caydırıcılık unsurlarını devreye sokarak boru hatlarının güvenliğini azami düzeyde sağlaması hayati önemdedir. Enerji hatlarına yönelik her türlü girişim, sadece ekonomik değil, egemenlik haklarına yönelik bir ihlal olarak değerlendirilmelidir.”