EKSEN

‘Amerika küresel ticarette kurduğu masayı yıktı, dünya bu belirsizliği aşmanın peşinde’

İktisatçı Arda Tunca’ya göre ‘dünyadaki tek hegemonik güç’ iddiasını yitiren ABD, küresel ticaret konusunda belirsizlik ürettiği bir sürecin içinde. Tunca, tarifeler gündeminin ardından dünya ülkelerinin Washington’un yarattığı bu belirsizliği aşmayı hedeflediği görüşünde.
Sitede oku
Donald Trump’ın gümrük tarifeleri kararının ABD Yüksek Mahkemesi duvarına çarpmasının ardından yüzde 15 oranıyla uygulamaya konması küresel ticarette yeni bir belirsizlik dalgası yarattı. Tarifelerin sağladığı 300 milyar dolarlık kaynağın, 2,4 trilyon dolarlık gelir vergisini telafi edememesi Beyaz Saray’ı yeni bir açmaza sürükledi.
1980’lerden bu yana kurucusu olduğu Dünya Ticaret Örgütü prensiplerini ve çok uluslu şirketlerin maliyet odaklı tedarik zinciri modellerini bizzat sarsan ABD’nin bu hamleleri; küresel sermayeyi, politik riskleri düşünmeye de zorluyor. Amerika’nın kendi inşa ettiği küreselleşmeden çıkış sürecini simgeleyen bu tablo, bir yandan Avrupa Birliği’ni yeni ittifak arayışlarına iterken diğer yandan Gümrük Birliği asimetrisi nedeniyle karar alma iradesi kısıtlanan Türkiye gibi ülkeler için mevcut ticaret anlaşmalarını masaya yatırma zorunluluğunu doğuruyor.
Trump’ın silah olarak kullandığı gümrük vergilerinin Yüksek Mahkeme’den dönmesini ve kararın uluslararası ticarete etkisini iktisatçı Arda Tunca ile konuştuk.

‘Gelir vergisinin Amerikan halkının yükünü azalttığı iddiası yanlış’

Donald Trump’ın; tarifelerin, ekonomideki yükü azaltacağı iddiasının doğru olmadığına işaret eden Tunca, bu söylemi ‘popülist’ olarak nitelendiriyor:
“Trump, ulusa sesleniş konuşmasında tarifeler yoluyla Amerikan halkı üzerindeki gelir vergisi yükünün azaldığını söyledi. Bu tamamen yanlış bir ifade. Vergileri usulen ödeyen Amerikalı ithalatçılar. Amerika’ya ihracat yapanlarla nasıl bir fiyatlamayla paylaşılacağı, bu yükün Amerikan halkına ne kadar yansıyacağı başka bir pazarlık konusu. Ancak bunu ödeyenler Amerikalı ithalatçılar. İade edilecek olan tutar da bu kısım. Gelir vergisiyle ilgili kısmı telafi etmiyor. 300 milyar dolara karşı 2,4 trilyonluk bir büyüklükten söz ediyorum. Yani gelir vergisiyle ilgili büyüklük 2,4 trilyon dolar. Ancak tarifelerin Amerikan ekonomisine getirdiği kaynak 300 milyar dolar. Gelir vergisinin Amerikan halkının yükünü azaltıyor olduğu iddiası yanlış yönlendirici bir iddia. Amerikan halkını yanlış bilgiyle donatmaya yönelik popülist bir söylem bu.”

‘Tarife uygulayabilme hakkı Amerikan kanunlarına göre kongreye ait’

1974 yılında alınan bir kararla tarife kararlarının başkanın tekeline bırakıldığını ancak bunun geçici olduğunu hatırlatan Tunca, kanunların çok açık olduğunu vurguladı. Tunca, küresel ticareti şekillendiren ABD’nin, son süreçte ‘masayı yıkan’ taraf olduğu görüşünde:
“Trump, 2025’in başında iktidara geldiğinde ve tarifeleri açıklamaya başladığında özellikle 1980’lerden itibaren uluslararası ticaretin temel yönlendiricisi olan Amerika’nın, tarifelerle ilgili konuda kongre engeline takılacağını biliyordu. 1974 yılında o tarihteki ticaret yasasına ilişkin alınmış bir karar var. 150 günlüğüne başkana böyle bir yetki verilmişti. Ancak kalıcı bir şey değildi. İstediği gibi serbestçe bütün dünyaya tarife uygulayabilme hakkı Amerikan kanunlarına göre kongreye ait. Dolayısıyla bunun üst mahkemeden döneceği Yüksek Mahkeme üyelerinin birçoğunun Trump’a yakın cumhuriyetçiler olmasına rağmen büyük ölçüde aşikardı. Kanun siyah ve beyaz. Bunu uygulamamak, partizanlık yapmak başka bir şeyin konuşulmasına sebep olmalıydı. Amerika, hukuk tanımazlık noktasında büyük bir sorunla karşı karşıya. Temelleri çok daha eskiye giden ancak 1980’lerde kendilerinin kurduğu Dünya Ticaret Örgütü, yeni tanımlamalarla bu yıllardan itibaren uluslararası ticaretin birtakım kurallara bürünmesini sağlamıştı. Şimdi ise masayı yıkan Amerika.”

‘Tedarik zincirleri konusu tarifelerle daha önemli hale geldi’

Tunca, 1980 itibarıyla tedarik zincirlerinin tüm dünyaya yayılmaya başladığını belirterek şirketlerin alacakları kararın önemine vurgu yaptı. Tunca’ya göre şirketler, yalnızca ekonomik değil politik ilişkilerini de minimize etmek istiyor:
“1980’lerden önce yani globalizasyon öncesi dönemde ‘çok uluslu şirketler’ dediğimiz şirketler dünyada çok yaygın değildi. ‘Uluslararası niteliği olan şirketler’ vardı ancak ahtapot misali insan kaynakları yönetiminin bir ülkeden, üretimin başka bir ülkeden, satın almanın bambaşka bir ülkeden yapıldığı bir dünya yoktu. Bu 1980’lerden sonra oluşmuştu. Onun için tedarik zincirleri konusu tarifelerle birlikte çok daha önemli bir konu haline geldi. Tedarik zincirleri ülkelerin içinde ya da birkaç tane alınan, satılan ürünlerle olmuyor. Yönetimler de organizasyonlar da dünyaya yayılmış durumda. Tarifelerin yarattığı en büyük etki ahtapot misali bütün dünyaya yayılmış şirketlerin tedarik zincirlerinde oluşan karar mekanizmalarındaki belirsizlikleri. Tarifelere göre uygun kararı, uygun maliyetlerle nerede ve nasıl alacakları önemli. 1980 sonrası dönemde çok uluslu şirketlerin yayılmaya başladığı dönemde şirketler ‘maliyetlerimi nerede minimize edebilirim?’ sorusunu öne çıkarılıyordu. Şu an başka bir parametre eklendi. Şu an maliyetleri minimize etmek önceleniyor ama politik ilişkiler de minimize etmek isteniyor. ‘Maliyetle politiklik arasında optimizasyonu sağlayarak dengeyi nasıl kurabilirim?’ diyen şirketler dengeleri kurmaya çalışıyor. Tarifeler tehdit olarak kullanıldığı için karar parametreleri başka değişkenlerle, denklemlerle oluşturulur hale gelmiş durumda. Soğuk Savaş’tan sonra Amerika dünyadaki tek hegemonyaydı. Şu anda o dünya değişti, evrildi. Amerika belirsizlik üretiyor. Yarattığı düzen ve çok uluslu şirketlerin karar mekanizmaları da başka bir yere evrildi. Artık ‘Maliyetleri nasıl asgariye çekebilirim, politik üslerden nasıl kaçabilirim?’ gündemi konuşuluyor. ‘Olabilecek en düşük maliyet olmasa da üretimim riske girmesin’ isteniyor. Şirketlerin karar alma mekanizmaları bu şekilde çalışıyor. Mahkemenin kararının arkasından tarife uygulandı. Bunu da 1974’teki karara dayandırdı. Ancak bu 150 gün çalışabilecek bir karar. Trump 150 gün sonra bitecek mi? Tekrar bir dava süreci mi başlayacak? Bunu bilemiyoruz.”

‘Belirsizlik süreci yeni başlamadı’

Küresel ticarette yaşanan bu belirsizlikten hemen her ülkenin olumsuz etkileneceğini ifade eden Tunca, bu sürece yeni gelinmediği görüşünde. Süreç içerisinde Çin’in yükselişine işaret eden Tunca, ülkelerin Amerika’nın yarattığı belirsizliği aşmayı hedeflediğini söyledi:
“Bu belirsizliğin dünya ticaretini olumsuz etkileyeceğini biliyorum. Son gelişmelerle birlikte dayanma gücü zorlanan birtakım şirketlerin bazıları işten çıkarma kararları aldılar. Bazı bölgelerde üretimlerini durdurdular. Bu karar hemen alınmadı. Biden yönetimi de dokunmadı bunlara. Biden demokrattı ancak ne oldu o dönem? Pek bir şey değişmemişti. Tarifeler uygulanmıştı. Amerika’nın dış ticaret politikalarında bir değişiklik yok. Bunun sonucu bir belirsizlik ve bunun bir maliyeti olacak. Bu düzeni sadece ekonomi boyutuyla da değerlendiremeyiz. Uluslararası siyaset artık bu işin içinde. Artık herkes kendi ülkesini ‘büyük yapma’ çabası içerisinde. Tersine döndük artık o yüzden daha realist bakmak lazım. Eski dünyada bir tane hegemonik güç vardı. Sözü geçen kuruluşlar kurulmuştu ve onların kuralları vardı. Karşılıklı birtakım ticari ilişkilerin yarattığı bağımlılıklar oluşmuştu. Şu an bu bağımlılıkları da söküp almak kolay değil. Finans piyasasındaki sermayeyle reel sektördeki sermayeyi birbirinden ayırmamız gerekiyor. Bir tarafta tek tuşla parayı her yerden çıkabiliyorken diğer tarafta çalışan insanlar tesisler var. Bugün tamamen stratejik sektörlere yönelik bir rekabet var. Amerika’da kamunun özel sektörde hissedarlığı söz konusu artık. Bu aklımıza gelmezdi. Şu an artık karşılarında Çin var. ‘Çakma ürünlerle’ anılan Çin, mühendislik ülke haline geldi. Çin her yerde Amerika’ya kafa tutuyor. Şu an tek bir hegemonya yok. Uluslararası kuruluşların zayıfladığını düşünmemiz dahi geri kaldı. Hükümleri kalmadı. Amerika zaten birçok uluslararası kuruluştan çıktı. Artık başka bir dünyanın içindeyiz. Bu dünyada siyasetten soyutlanmış bir ticaret değil siyasetin tam ortasında bir ticaret var. Bu işin içinde Panama Kanalı, Tayvan, Venezuela, Ukrayna var. Bu karar dünyayı bir yere götürüyor. Avrupa Birliği, 2000’lerin başından bu yana konuştuğu MERCOSUR Anlaşması’nı başka bir noktaya getirme çabası içine girdi. Yine Avrupa Birliği Hindistan ile devreye girdi. Almanya’nın Çin ile yakınlaşması söz konusu. Dünya, Amerika’nın yarattığı belirsizliği aşmanın peşine düştü.”

‘Türkiye’nin tarife gündemini masaya yatırması gerekiyor’

Türkiye’nin Avrupa ülkelerinin aldığı kararlara bağlı olduğunu vurgulayan Tunca, bu konunun üzerine gidilmesi gerektiği görüşünde. Tunca’ya göre ‘yumuşak karınla’ karşı karşıya olan Türkiye, müzakere sürecinden faydalanmalı:
“Türkiye’nin durumuna başka bir parametreyle bakmamız gerek. Türkiye avantajlarından faydalanamadığı Avrupa Birliği’nin sadece gümrük birliğine girmek suretiyle Avrupa’nın aldığı kararlara kendisini belinden bağlamıştı. Bu eleştirilmişti. Çünkü ulusal irade başka bir ekonomik çıkar grubuna teslim edilmişti. Ortada asimetrik bir durum vardı. Onlar kimle serbest ticaret yapıyorsa ona maruz kalıyorduk. Örneğin Avrupa Birliği-Meksika ile arasında ticaret anlaşması var ve serbest malların çıkacağı söyleniyor ancak Meksika Türkiye’ye tarife uygulayabiliyor. Tükriye’nin karşısında böyle bir dezavantaj var. Türkiye’nin bu yeni oluşan dünya düzeninde bunu masaya yatırması gerekiyor. Herkes ithalatla ihracatla ilgili kararlar almaya çalışırken Türkiye şu anda yumuşak bir karınla karşı karşıya. Bundan kurtulması lazım. Türkiye’nin kendi anlaşmasını kendisinin yapıyor olması lazım. Burada biraz eli bağlı durumda. O yüzden Türkiye’ye biraz hararetlendi bu konu çünkü iradesini kullanamaz duruma geldi. Türkiye’nin bu parametreyi mutlaka değerlendirmesi gerekiyor. Umarım bununla ilgili müzakere süreçleri başlayacaktır. Türkiye şu an ihracatla ilgili dezavantajlı olsa da uluslararası ticaretini iyi götürüyor. Ancak burada Türkiye’nin önünü açabilecek bir hamle ve müzakere süreci var. Bütün bunlar bir anda olmadı. BREXIT’e kadar gitmek gerek. 90’lardan itibaren temelleri atılan dengesizlikler var. Bunları neoliberal politikalar yarattı. Bunun en somut örneğini BREXIT ile yaşadık. Trump’ın seçilişi ve ardı ardına sağ popülist isimlerin dünya genelinde iktidara gelişi...Bunların hiçbiri bir anda olmadı. Bu yaşananlar, globalleşmeden avantajlar elde edenlerin yarattığı baskılar ve bunların seçmen tercihlerine yansımasının sonucu. Bunların sebeplerini 90’ların sonrasında ve 2000’lerin başlarında aramak gerek.”
Yorum yaz