Hakemli dergi Nutrients’ta yayımlanan yeni bir bilimsel incelemede, pekan cevizinin kalp sağlığı üzerindeki etkileri mercek altına alındı. Araştırmacıların 2000-2025 yılları arasında yayımlanan 50’den fazla çalışmayı değerlendirdiği belirtildi.
Bulguların, özellikle kalp ve damar sağlığıyla ilgili göstergelerde dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğu ifade edildi.
Kolesterol üzerinde olumlu etki
Birçok insan çalışmasında, atıştırmalık porsiyonlarda düzenli pekan tüketen kişilerin toplam kolesterol, LDL yani kötü kolesterol ve trigliserid seviyelerinde iyileşme görüldüğü aktarıldı.
Pekanın, antioksidan özellik taşıyan bitkisel bileşikler açısından zengin olduğu belirtildi. Bu maddelerin vücuttaki oksidatif stresi azaltmaya yardımcı olabileceği ve yağların zarar görmesini engelleyebileceği ifade edildi.
Araştırmayı değerlendiren uzmanlardan Britt Burton Freeman’ın, “Pekan ile kalp sağlığı göstergeleri arasındaki bağlantı dikkat çekici şekilde tutarlı” dediği aktarıldı.
Tokluk hissi ve kilo dengesi
Kan şekeri üzerindeki etkiler konusunda sonuçların daha karışık olduğu, ancak rafine karbonhidratlar yerine pekan tüketmenin bazı kişilerde insülin yanıtını iyileştirebileceğinin öne sürüldüğü belirtildi.
Bazı çalışmalarda pekan tüketiminin tokluk hissini artırdığı ifade edildi. Kilo konusunda ise mevcut verilerin, pekan yemenin kilo artışına yol açtığını göstermediği aktarıldı. Gözlemlenen kilo değişimlerinin günlük dalgalanmalar sınırında kaldığı belirtildi.
Genel beslenme kalitesini artırıyor
İncelemede, pekan tüketen kişilerin genel beslenme kalitesinin daha yüksek olduğu da aktarıldı. Sağlıklı Beslenme Endeksi puanlarının daha iyi çıktığı belirtildi.
Uzmanlar, pekanın işlenmiş atıştırmalıklar yerine tercih edildiğinde dengeli beslenme modeline kolayca uyum sağlayabildiğini ifade etti.
Ayrıca bağırsak sağlığı, beyin sağlığı ve bitkisel bileşiklerin etkileri gibi alanlarda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu vurgulandı.
Araştırmanın Amerikan Pekan Tanıtım Kurulu tarafından desteklendiği, ancak bulgular üzerinde etkisinin olmadığı belirtildi. Uzmanlar, mevcut çalışmaların çoğunun kısa vadeli olduğunu ve daha uzun süreli insan araştırmalarına ihtiyaç duyulduğunu da kaydetti.