Sputnik, ABD’nin devlet alım bilgilerini analiz ederek Ukrayna ordusuna sağlanması planlanan ERAM füzelerinin üretimi için geçen yıl açıklanan fonun yalnızca üçte birinin bugüne kadar kullanıldığını tespit etti.
Wall Street Journal'ın aktardığına göre, bu füzelerin menzili 241 ilâ 450 kilometre arasında değişiyor. Füzelerin Ukrayna ordusuna sağlanması durumunda, kullanım için Pentagon'un onayı gerekecek.
ABD Dışişleri Bakanlığı, 2025 Ağustos ayında, Kiev rejimine 825 milyon dolar değerindeki ERAM füzelerinin ve ilgili sistemlerin olası satışına onayını vermişti. Finansmanın ABD’nin FMF programı ile birlikte Danimarka, Hollanda ve Norveç tarafından karşılanması bekleniyor.
Yüklenici firmalar olarak Zone 5 Technologies ve CoAspire duyurulmuştu. Her iki firma, geçen yıl ABD Hava Kuvvetleri'nden ERAM prototipleri geliştirme kontratlarını almıştı. Ancak seri üretim siparişini yalnızca CoAspire almayı başarmıştı.
Yapılan analiz, sipariş değerinin 269 milyon 800 bin dolar olduğunu gösteriyor. Bu da açıklanan fonun yaklaşık yüzde 33'üne denk geliyor. Bu tutar, Haziran 2025'te imzalanan 34 milyon 900 bin dolarlık bir sözleşmeyi, Eylül ayında imzalanan 14 milyon 900 bin dolarlık ek anlaşmaları ve Kasım ayında imzalanan 219 milyon 900 bin dolarlık bir anlaşmayı içeriyor.
‘Batı doğrudan Ukrayna’daki çatışmaya dahil oluyor’
Rusya, Ukrayna'ya silah sevkiyatının çatışmanın çözümünü engellediğini ve NATO ülkelerini doğrudan sürece dahil ettiğini defalarca dile getirmişti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ukrayna'ya silah taşıyan her türlü kargonun Rusya için meşru hedef olduğunu belirtmişti. Kremlin, Batı'nın Ukrayna'ya silah göndermesinin müzakerelere katkı sağlamayacağını ve olumsuz etki yaratacağını kaydetmişti.
Daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ordusunun uzun menzilli hassas silahların yer aldığı operasyonları ancak NATO askerlerinin katılımıyla gerçekleştirebileceğine dikkat çekmişti. Bunun, Batı'nın Ukrayna'daki çatışmaya doğrudan katılımı anlamına geldiğini kaydeden Putin, dolayısıyla çatışmanın özünü önemli ölçüde değiştireceğini ve ittifak üyelerinin Rusya’yla savaştığı anlamına geleceğini belirtmişti.