Avrupa; Münih Güvenlik Konferansı’nı, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana sığındığı Amerikan güvenlik şemsiyesinin parçalanışını ve inşa edilen finansal düzenin çöküşünü bir ‘itiraf’ ikliminde karşıladı. Washington’ın stratejik ağırlık merkezini kademeli olarak Asya-Pasifik’e kaydırması ile Avrupa, ABD’nin doğrudan hedefi haline gelmenin şokunda.
En önemli ortağı ABD’nin desteğini kaybeden Avrupa, ağır bir fatura ödediği bu süreçte yeni bir ittifak arayışı içerisinde. Çin, Rusya ve Hindistan ile arayışlar içine giren Batılı elitlerin, bir güvenlik mimarisi inşa edip edemeyeceği oldukça şüpheli.
Münih Güvenlik Konferansı vesilesiyle Avrupa’nın alternatif arayışlarını gazeteci Gökhun Göçmen ile konuştuk.
‘ABD-AB arasındaki kopuş ciddi’
Gazeteci Gökhun Göçmen, ABD’nin Avrupa’dan kopuşunun yeni olmadığını belirterek Çin’e odaklanmanın Obama dönemiyle başladığını söyledi. Göçmen’e göre henüz Çin’i karşısına alma gücü bulunmayan Trump, bütün enerji kaynaklarını kontrol etmeyi hedefliyor:
“ABD ile Avrupa Birliği arasındaki kopuşun ciddi olduğunu düşünüyorum. Rubio, ‘Yeni bir dünya kuruluyor, siz kendi işlerinizi halledin ki biz Asya Pasifik’e odaklanalım’ derken sadece Donald Trump dönemini kast etmiyor. Obama döneminden bu yana ABD’nin ulusal güvenlik belgelerine baktığımızda bu yönde bir eğilim görüyorduk. Obama döneminden bu yana Washington yönetimi kademeli olarak diğer bölgelerdeki sorumluluğunu azaltıp Çin’e doğru odaklanmaya çalıştı. Hepsinin farklı yöntemleri vardı. Demokratlar, ittifaklar kurarak bunu başarmaya çalıştı. Trump döneminde ticaret savaşlarını daha fazla görür duruma geldik. Obama döneminden bu yana başaramadıkları yük arttıkça Trump, ‘Ben Çin’i bu halde çevreleyemem o yüzden önce Batı yarım küreyi düzenleyeyim sonra Asya Pasifik’e yönelirim’ dedi. Bu, Asya Pasifik’teki hegemonya iddiasından vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Uluslararası düzlemde bütün enerji kaynaklarını, ticaret rotalarını kontrol etmek niyetinde. Ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan kurulan düzenin de devam etmediğini belirtmekte fayda var.”
‘Avrupa, 1945 sonrası düzenin sonlandığını anladı’
Göçmen’e göre konferans öncesi paylaşılan raporun ‘Yıkım Altında’ başlığıyla yayımlanması; ABD’nin, yükselişe geçtiği 1945 sonrası düzeni terk etmesine bir gönderme. Göçmen; Avrupa’nın, bu sürecin sonuna gelindiğinin farkında olduğunu söyledi:
“Münih Güvenlik Konferansı’nda Almanya Başbakanı Merz bir konuşma yaptı ve Çin’in ABD ile askeri anlamda eşit duruma gelebileceğini söyledi. Merz, ‘Uluslararası liderliğe oynuyorlardı ve stratejik sabır gösterdiler, kendilerini bağımlı yaptılar’ gibi Çin’e karşı olumsuz cümleler de kurdu. Münih Güvenlik Zirvesi öncesinde yayımlanan 121 sayfalık raporu önemli buluyorum. İki sene evvel de ‘Batısızlık’ diye bir rapor daha yayınlamışlardı. Batılılar uzunca bir süredir bu meseleleri konuşuyor. Trump ile birlikte ipin tamamen koptuğunu görüyoruz. Raporda da ‘Yıkım Altında’ denmiş ve bir fil konmuş. Trump’a ‘buldozer’ demişler. ‘Trump ve ABD bir buldozer gibi 1945 sonrası kurulan düzeni dağıtıyor’ teşhisinde bulunmuşlar. ABD, 45 sonrası askeri anlamda NATO’yu kurdu. ‘Rusya’yı Avrupa’nın dışında, Almanya’yı içinde tutacağız’ stratejisi vardı. 45 sonrası düzenden kastımız bu. ‘Almanya’nın askeri anlamda fazla hareket etmesine izin vermeyeceğiz. Güvenlik şemsiyesini ABD olarak biz oluşturacağız. Bu şemsiye içinde de Avrupa ülkeleri yolunu bulacak’ formülasyonu geliştirilmişti. Finansal anlamda bir düzen kurduklarını görüyoruz. 45’in hemen öncesinde Bretton Woods Sistemi’ni getirdiler. ABD doları küresel bir enstrüman haline getirmiş oldu bu sistemle. Batılı devletler Amerikan tahvillerini alarak kendilerini güvende hissettiler. Güvenliğe ayırmadıkları bütçelerle kendilerine yatırım yaptılar. Rusya’dan ucuz enerji de alabildiler. Böyle bir düzen vardı. Ancak Avrupa artık ‘1945 sonrası düzen artık yok. ABD bize güvenlik garantileri sunmuyor, bizden yatırım yapmamızı bekliyor’ diyor.”
‘Rapor, Avrupa’nın ikiyüzlülüğünü ortaya koydu’
Raporda yapılan ‘çıkar temelli düzen’ vurgusunun Avrupa ülkelerinin ikiyüzlülüğünü ortaya koyduğunu ifade eden Göçmen, Münih Güvenlik Konferansı’nın bunun itirafı niteliğinde olduğunu söyledi:
“Bir taraftan ABD’nin kendilerini birçok anlamda bağımlı hale getirdiklerini tespit ettiler. Bunun sorumluları kendileri. Rusya’nın ucuz enerjisi varken almadılar ve bunu kendileri tercih etti. Trump’ın dolarla olan sorununu tespit edip finans alanında da 45 sonrası düzenin eskisi gibi olmadığını fark ettiler. ABD artık doğrudan bu ülkeleri de hedef almaya başladı. ABD, sadece savunmada ve ekonomide değil Avrupa’nın egemenlik haklarına da meydan okumaya başladı. Münih raporunda da artık ‘Değer temelli değil çıkar düzleminde uluslararası düzen var’ deniyor. Bu sanki yeni bir şeymiş gibi. Sanki Irak’ın işgali, Libya müdahalesi, Sırbistan’ın bombalanması ve Suriye’deki kargaşa sırasında değer temelli bir düzen vardı. İş sadece Grönland’a gelince çıkar temelli bir düzene dönüştü. Bu iki yüzlülüğü Kanada Başbakanı itiraf etti. Mark Carney, ‘Bu zamana kadarki düzen de adil değildi ancak biz bundan faydalandığımız için ses çıkarmadık’ dedi. Münih Güvenlik Konferansı da bunun itirafı niteliğinde. Avrupa ne yapacağını arıyor. Avrupa alacakaranlıkta yolunu aramaya çalışıyor diyebiliriz.”
‘Avrupa, Çin’e kamp kurmaya başladı’
Göçmen’e göre ABD’nin desteği kesmesi sonrası yönünü Çin’e çeviren Avrupa, içine düştüğü durumun sorumlusu. Göçmen, bu süreçte Çin’in Avrupa’yı ‘oyunu kuralına göre oynamaya’ davet ettiğini şu sözlerle hatırlattı:
“Kimi hamlelerde bulundular. Bir taraftan Trump’ı dengelemek için gözlerini Asya’ya diktiler. Hindistan ile serbest ticaret anlaşması yaptılar. Çin’e kamp kurmaya başladılar. Münih Güvenlik Konferansı’nda iri cümleler kurduğuna bakmamak gerek. Kanada, Finlandiya, İngiltere Başbakanları Çin’de kamp kurdular. Carney, ‘Enerji yatırımı yapın, elektrikli araçlara kota dahilinde gümrük vergilerini sıfırlıyorum’ dedi. Çin’i eleştiren Merz de şubat ayında iş insanlarını toplayıp Çin’in yolunu tutacak. Ellerinde fener yollarını bulmaya çalışıyorlar. Trump da Avrupa yüzünden Asya Pasifik’e yönelemediğini söylüyor. ABD’li elitler ‘Almanya’ya gösterdiğimiz ilgili Hindistan’a, Pakistan’a, Japonya’ya göstermeliyiz’ diyor. Var olan sisteme nasıl meydan okunacağını Trump ile görüyoruz. Trump, Dünya Ticaret Örgütü’nün kurallarına aykırı biçimde tarifeler koyuyor. Başka ülkelerin, kendi müttefiklerinin topraklarını ele geçirmeye çalışıyor. Grönland’dan Kanada’ya el atıyor. Çin, ‘Sen benim 55’inci eyaletimsin’ diyor mu bir başka ülkeye? Birleşmiş Milletler’in ikinci maddesine meydan okuyan Pekin mi Washington mu? Gölge Filo diye gemilere el koyuyorlar. Bunu hangi kanun çerçevesinde yapıyorlar? Birleşmiş Milletler mi karar verdi buna? Çin mi bir başka ülkenin mal varlıklarını donduruyor? Kendi inşa ettikleri sisteme uymayan Avrupalılar. Avrupa Gölge Filo diye bir şey çıkartıyor. Yunanistan dahi buna ‘Böyle saçma iş mi olur?’ diye isyan ediyor. Çin yapıyormuş gibi resmetmeye çalışıyorlar. Çin revizyonist biçimde ne yaptı? Aksine ‘Gelin oyunu kuralına göre oynayalım’ diyen Çin değil mi?”
‘Kamplaşmalara izin vermeyen Çin, Avrupa’dan netlik bekliyor’
Göçmen’e göre Pekin’i yeni ortak belleyen Avrupa’nın hamleleri tezatlıklar içeriyor. Göçmen; Çin’in, Avrupa’dan net bir politik duruş beklediğini ifade ediyor:
“Vang Yi’nin birkaç hafta öncesinde söylediği bir cümle var. ‘Uluslararası sistemde orman kanunları geçerli olmasın’ demişti. Avrupalıların aksine Çinliler mevcut kuralları ve kurumları reforme etme çağrısı yapıyor. Çeşitli inisiyatiflerle tekrar bir uluslararası sistem kurma çağrısında bulunuyorlar ve hegemonik siyasete, kamplaşmalara izin vermek istemiyorlar. Bu, savaşları beraberinde getiriyor. Çinlilerin burada Avrupalılardan beklentisi net olmaları. Kanada Başbakanı Carney görüşmeden sonra ‘Bugün Çin ve Kanada ilişkileri tarihin en iyi noktasında’ dedi. Güzel ancak seçim döneminde Kanada ‘Kanada’ya dönük en büyük jeopolitik tehdit Çin’den geliyor’ demişti. Bu Carney’in taktiksel bir cümlesi mi yoksa devlet politikası haline mi gelecek? Bunun netleşmesi lazım. Starmer muazzam konuşmalar yaptı. Şi Cinping, Starmer’a ‘Filin tamamını görmek lazım’ analojisini anlattı. Çin gibi büyük ölçekli bir devletini anlamak için bütüncül bir bakış açısı gerekli. Starmer, Şi’nin bu mesajını aktardı ve ‘Çin’i bütüncül olarak ele almak istiyoruz’ dedi. Ancak İngiliz belgelerinde Çin rakip olarak görülüyor. 2024 yılında Çin karşıtlığı ‘Kalıcı bir meydan okuma’ olarak tanımlanıyor. Öte yandan Çin ile stratejik ortaklık çağrısı yapıyorlar. Çin de Avrupa’ya ‘Nereye gittiğinizin kararını vermelisiniz’ diyecek. Macron, Avrupa Birliği zirvesi öncesinde ‘ABD artık her zaman güvenebileceğimiz bir ortak değil, Rusya ile enerji defterini kapatalı üç yıl oluyor Çin ise rakip haline dönüştü’ dedi. Çinliler sonsuza dek ana mal üretsin, Batılılar için pazar olsun istiyorlardı ancak bunun olmayacağı dünden belliydi. Rusya ile enerji defterini kapatmayı Avrupalılara kim söyledi? Macron ‘Bunları dokuz yıl önce dile getirmiştim’ diyor. Avrupalılar doğru bir karar vermişti stratejik özerklik noktasında ama Biden geldi, ABD’nin trenine atladınız. Bunu bir atlantik savaş olarak gördünüz. Trump bu yakan topu kucağınıza bıraktı, Ukrayna’yı Avrupa sorunu haline getirdi. Siz artık enerjiyi daha pahalı alıyorsunuz. ABD’ye muhtaç duruma geldiniz. Bir de Trump ticaret savaşı açtı. Bunun müsebbibi kim? Çin mi, Rusya mı? Avrupalılar yeni bir güvenlik mimarisi kurmak yerine kuşatmak istiyor Kuşatamayacaklarını, Amerika’nın yardım etmeyeceğini gördüler. Yarışta geri kaldılar. Hollandalı çip şirketinin dışında teknolojide ve uzayda büyük şirketleri yok. En ünlü şirketleri Fransız bir kişisel bakım ürünü şirketi. Bu halde Çin ve ABD ile nasıl yarışacaksınız? 45 sonrası kurulan düzeni reforme ederek, BM’nin rolünü güçlendirerek bir şey yapmak gerek. Çinliler de ‘Nedir planınız?’ diye soruyor. ‘Trump’ın yerine tekrar demokratlar gelip bizi derleyip toparlayacak’ diyorlar ama bu olmayacak. Bunu Macron da itiraf ediyor.”