‘Otoyol ve köprülerin özelleştirilmesi panik satış’
“Bu neden yapılır? Ülkenin ne faydası olur? Yeni bir yatırım dönmez. Özelleştirmenin temel ilkelerinden bir tanesi: tekel niteliğindeki karlı kuruluşların ‘sat kurtul’ anlayışı ile devredilip satılması mümkün değil. Önemli olan zarar eden, yatırım yapamayan, özel sektörün rahatlıkla rekabet edebildiği alanlarda devletin denetleme ve düzenleme görevi olduğu… Onun dışında stratejik sektörler; ulaşımdan, haberleşmeden, güvenliğe kadar devletin ağırlığının korunması. Ama şimdi yapılan şey panik halinde bir satışı gösteriyor. Belli ki 2027 seçim yılı olduğu için hazırlanmak istiyorlar. Bu yılın da iyi geçmeyeceği ortadayken iktidar tarafı gelecek gelirleri eline almak istiyor. Bu köprüler ve otoyollar adeta para basan makineler. Tekel niteliğinde, alternatifleri yok. Her şartta kar edebilecek alt yapı unsurları. Otoyol ve köprülerde toplam gelirin ne kadarının bakım ve gidere harcandığına baktığınızda yüzde 4-5 gibi bir rakam çıkıyor. Yani yüzde 95’i hazineye gelir. Bu gelirden neden vazgeçeceksiniz? ‘Biz bu gelirden vazgeçelim. Önümüzdeki yıllardakileri yabancılara devredelim. Onlardan aldığımız iskontolu parayı kırdıralım, biz iktidarımızı kurtarıp 2027 seçimlerine elimizde birkaç milyar dolarla daha girelim’ deniyor. Bu kadar kasaba kurnazlığı mantığı varsa hüzün verici, ülkenin çıkarına uygun değil. Ekonomide tiksindirici borç kavramı vardır; bu iktidar döneminde yapılan birçok borçlanma, satış, ihale veya işletme hakkı devri gelecekte mutlaka hukuki ve yargıya intikal eden konulara dönüşebilir. Tiksindirici borçlar halkın açık zararınaysa, emsallerine göre büyük bir fark varsa bunlar kamunun borcu olmaktan çıkıyor. Bence bunlar da ona girebilir. Bu, geleceğin gelirlerini bugünden ‘hovardaca’ harcama anlamına gelir diye düşünüyorum.”
‘Gelir dağılımı zeytin gibi olmalı’
“Geçenlerde Çin’in Ekonomi Bakan Yardımcısı gelmişti. Bakanın konuşmasını gerçekten çok beğendim. Şunu diyor: ‘Bizde gelir dağılımı başka ülkelerdeki gibi piramit şeklinde değil’ diyor. Piramit şeklinde gelir dağılımında düşük gelir geniş olan tabanda, en üst gelir de piramidin dar olan üstündedir. Bakan ‘Halbuki Çin’de gelir dağılımı zeytin gibidir’ diyor. Zeytinin gövdesi geniştir… Bu çok önemli bir benzetmeydi. Çin’in kişi başı geliri 1990’da 347 dolarken, 2024’e geldiğinde 13 bin dolara çıkmış. Bunu milyar nüfusa yetiriyor. Çin bizimle neredeyse aynı gelir seviyesine geldi. Halbuki Türkiye’nin kişi başı geliri 90’larda 2 bin 700 dolarmış, bu hesaba göre bizim 13 binlerde olmamamız lazım. Çin’in bu kalkınma mucizesi ve geliri tabana yayması, gelir dağılımındaki uçurumu büyük ölçüde azaltmasına başarı öyküsü demekte fayda var. İncelenmesi ve örnek alınması gerekiyor. Bizim gelir dağılımımız piramit görüntüsünde olmasın, zeytin görüntüsünde olsun. İnsanların büyük çoğunluğu gelir uçurumundan uzak dursun diye dileyelim ve Çin’i örnek gösterelim.”
‘Aralık-Ocak ayları arasındaki fark suçtur’
“Bunu ucuz, basit bir kasaba kurnazlığı olarak nitelemek abartılı olmaz bence. Çünkü haziran, kasım-aralıkta düşük çıkması yapılacak ücret zamlarının ve enflasyonun düşük çıkmasını sağlamaya yönelik manipülatif bir hareket olduğu çok açık. Ben bunları halkla karşı ekonomik bir suç olarak görüyorum. Aralık’ta 0.80 çıkan enflasyon Ocak’ta birden yüzde 6’lara yaklaşmış. Demek ki emekliye, işçiye, asgari ücretliye düşük zam vermek için bir manipülasyon bir kurgu, bir ayıp işleniyor. Yazık, günahtır. Bu enflasyonun, kötü yönetimin, israfın, yandaş kayırmanın bedelini insanların ücretlerini sefalet ücretine düşürerek, açlık sınırının altına indirerek ödetmek çok vicdansız bir davranıştır. Türkiye ne ara açlık sınırına geldi?”