Batılı elitlerin içine düştüğü şantaj ve istismar ağı, Jeffrey Epstein dosyaları ile açığa çıkmaya devam ediyor. ‘Bir grup pedofilinin sapkınlıkları’ olarak açıklanamayacak büyüklükteki dosya; Amerikan siyasi, finansal ve medya elitinin MOSSAD ile olan girift bağlarını ve İsrail lobisinin Washington üzerindeki sarsılmaz ipoteğini çıplak bir şekilde gün yüzüne çıkarıyor.
Ghislaine Maxwell’in merkezinde olduğu bu istihbarat ağı, Amerikan devlet mekanizmasının en mahrem noktalarına sızarken Amerikan ana akım medyasının takındığı sessiz tavır, çürümenin boyutlarını kanıtlar nitelikte seyrediyor.
Batılı elitlerin Epstein skandalının uluslararası siyasetteki etkilerini Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Ünal ile konuştuk.
‘Epstein, Amerika’daki elitlerin ilişkilerine dair çerçeve sunuyor’
Epstein dosyaları ile açığa çıkan ağı ‘lağım patlamasına’ benzeten Prof. Dr. Ünal, dosyalarla Amerika’daki siyasi ve ekonomik elitlerin ilişkilerinin ortaya çıkmasına da işaret etti. Ünal, İsrail istihbarat ağı MOSSAD’ın da birçok ismi şantaj ağına düşürerek kullandığı görüşünde:
“Dosyalarda tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Yazılanları okumaya, konuşulanları dinlemeye çalışıyorum. Küresel boyutları olan lağım patlaması yaşandığı izlenimindeyim. Bu durum bütün dünyayı etkiliyor ama esas etkilediği yer Amerika. Amerika’daki siyasi ve ekonomik elitin ne tür ilişkiler içinde olduğuna dair çok açık bir çerçeve sunuluyor. Skandalın başka bir ayağı da İsrail ve MOSSAD ile kurulan alaka. MOSSAD bir kişiyi mi görevlendirdi bilmiyoruz. Bu ihtimal bana zayıf geliyor. Bu işleri organize eden kişi MOSSAD’ın da işine geliyor çünkü eline bir sürü bilgi ve şantaj malzemesi geçiyor. MOSSAD bunu rahatlıkla kendi lehine kullanmıştır. Jeffrey Epstein’ın kız arkadaşı Ghislaine Maxwell, MOSSAD ile önemli ilişkileri olduğu bilinen Maxwell’in kızı. Bu işin içinde Avrupalılar da var. Rusya’da, Çin’de, Türkiye’de, Orta Doğu’da vs bu denli bir rezalet yok. Elbet işin içine karışanlar vardır ancak bu denli değil. Amerikan siyasi, finansal, medya eliti diyebileceğimiz kanaat önderlerinin çoğu bu ağa takılmış. Bunların bazıları orada nüfuzlu insanlar bulunuyor diye dahil olmuş olabilir, bazıları cinsel sapkınlıklar için gitmiş olabilir. Ancak her ne olursa olsun burada dünya siyaseti açısından korkunç şeyler olduğu kesin. WikiLeaks dosyalarında olduğu gibi bu olay hakkında da tez yazılacaktır. WikiLeaks orijinal belgelerle sunulmuştu, teyit edilmişti. Bunun teyit edilmesine ise gerek yok. Yargılanan ve intihar eden birisinin yazışmaları bunlar.”
‘Epstein Batı medyasında detaylı incelenmiyor’
Epstein dosyalarında ABD’nin mevcut başkanı Donald Trump dahil pek çok başkanın adının geçtiğini hatırlatan Prof. Dr. Ünal, Batı medyasında dosyanın detaylıca işlenmediğini ifade ediyor:
“Amerikan medyası konuyu neden ciddiyetle incelemiyor? Haber kanallarının bununla yatıp bununla kalkması gerekiyor. Amerika’nın şu anki başkanı dahil hepsinin ismi geçiyor. Sadece cinsel eğilimleriyle ilgili değil başka ilişkileriyle ilgili de bir sürü bilgi var. Ghisliane gibi isimler bu işi başlatmış ancak daha sonra işin içine MOSSAD da girmiş. İsrailli üst düzey yetkililer Amerika’ya gelmiş, adaya gidenler ve evinde kalanlar da var. Kuş uçsa haberi olan Amerikan istihbarat kuruluşları burada neler çevrildiğini sormamış. Orada hayatı karartılan kızlardan bazıları şikayetçi olana kadar kimse ilgilenmemiş. Hayatı karartılan kızlar, genç kadınlar trafik kazalarında vs ölmüş. Hayatın akışına uygun olmayan bir sürü mesele var.”
‘Batı, Epstein skandalını Rusya ile bağlantılı hale getirmeye çalışıyor’
Prof. Dr. Ünal’a göre Epstein skandalında yer almayan Rusya, Batılılar tarafından istismar ağına dahil edilmeye çalışılıyor. Ünal bunu ‘Dinazorların yok olmasından Putin’in sorumlu tutulduğu’ yönündeki ironik haber başlığına işaret ederek eleştiriyor:
“Bu skandal Rusya’da patlak verseydi ne olurdu? İşin garibi Epstein skandalını Rusya ile bağlantılı hale getirme gayretleri. İngiliz Daily Mirror gibi küçük boy gazetelerden biri, manşetine ‘Dinazorların yok olmasının arkasında da Putin’in olduğu tespit edildi’ haberini taşımıştı. Amerika’da hiçbir şey gizli kalmaz. Devlet, parti sırrı yok. Şirketlerin sırrı var mı yok mu bilmiyorum ama onların da çoğu ortalığa saçılıyor. Amerika bildiğimiz tarzda bir devlet değil. Devlet başkanlarıyla, bakanlarıyla bir şeyi gizli bir şekilde konuşmak isteyen yöneticilerinin on kere düşünmezi lazım. Bir anda her şey basına düşebiliyor. Birbiriyle çatışan bir sürü lobi var. Bu lobilerin en güçlüsü İsrail lobisi. Kongre’deki lobiler, silah ve istihbarat lobisi, medya ve akademisyenler gibi derin devlet yapısını oluşturan yapılar var.”
‘Halk, Epstein skandalından gerekli sonucu çıkaracaktır’
Amerikalı siyasetçilerin bu skandalın üzerine gitmek konusunda inisiyatif alması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ünal, halkın gerekli sonuçları çıkartacağı görüşünde. Ünal’a göre halkın gündemi anlamaya başlaması aksi de mümkün olsa da pek çok şeyi değiştirebilir:
“Etki yaratan bütün unsurlar bir şey planlayarak yapıyor olabilirler. ‘Bunu ortaya saçalım, konuşulsun sonra da ‘lanet insanlar, pedofili’ denilsin’ diye düşünenler olabilir. Aslında Amerika kendine gelebilir mi sorusunu sormak gerek. Bunları soracak birtakım insanlar ortaya çıkıp siyasette güçlü hale gelebilir mi bunu düşünmek lazım. Siyaset çok fazla para gerektiriyor. Servet ve nüfusu baz aldığımızda bunun yüzde 1-2’lik kesimin elinde biriktiğini görüyoruz. Bunlar, bu insanları manyakça şeyler yapmaya mı itiyor acaba? Medya ise aldığı reklama, kaynaklara bakıyor. Üzerine gidecekleri insanların birçoğu medyaya reklam veren şirketlere sahip. Bütün baskılara, İsrail’i koruyan politikalara rağmen Amerika’daki İsrail karşıtlığının kamuoyunda yüzde 65’lere tırmandığının da altını çizmek lazım. Halk, bugünkü dünyayı okuyor ve sonuç çıkartıyor. Epstein’dan da sonuç çıkarılacaktır diye düşünüyorum. Ya Amerika’nın bu şekilde sonu gelecek ki buna çok müsait bir toplumsal yapıları var ya da bütün bunların sonucunda ‘İsrail lobisi paramızı çekiyor, Ukrayna’da niye savaşıyoruz, biz niye paramızı saçıyoruz?’ diyecek. Büyük ilaç şirketlerinin üzerine gidip ‘Pandemiyi siz mi çıkarttınız?’ tartışmaları olabilir. Halkın gündemi anlamaya başlamasıyla birçok şey değişebilir ancak olmayabilir de.”
‘İran bu tufaya düşmez’
Epstein ile çalkalanan ABD’nin bir yandan baskı yapmayı sürdürdüğü İran ile ilgili de konuşan Prof. Dr. Ünal, burada Venezuela tipi bir operasyon beklemiyor. Tahran’ın uzun soluklu bir mücadeleye hazırlandığını söyleyen Ünal’a göre İran, ABD’nin koşullarını kabul etmeyecek:
“İran’da Venezuela’daki gibi bir operasyon mümkün değil diyebileceğimiz kadar düşük bir ihtimal. Haziran ayında İran ders aldı. Norveç’te görüşüyorsunuz, Umman konusunda uzlaşıyorsunuz, İran heyeti uçağına atlayıp havaalanına iniyorsunuz ve sonra İsrail saldırısı başlıyor. İran’ın bu tufaya düşmesi mümkün değil. İran kendi içinde uzun soluklu bir mücadeleye hazırlanıyor gibi. İran’da, ‘Silahları saz yapalım’ diyenden ‘Bir an önce uzlaşalım’ diyene kadar çok seslilik aşırı noktalara ulaştı. Devrim Muhafızları sanırım bu tartışmayı yaptırmayacak. Çünkü bunların önemli isimlerini tutuklamaya başladılar. Devrim Muhafızları her an bir saldırının olabileceğini düşünüyor ve hazırlıklı durumda. İran tarafı bu defa bütün köprüleri de atabilecek durumda. İran, Trump’ın ‘Ben sınırlı bir bombardıman yapayım sonra ‘İran bitti’ diyeyim. Siz de bir yere bir bomba ya da füze atın ve anlaşalım’ demesini de kabul etmiyor. İran’ın, Amerika’nın öne sürdüğü koşulları kabul etmesi mümkün değil. Amerika’nın İsrail şartlarının tercüme etmesinden oluşan koşulları kabul etmesi egemenlik açısından uygun değil."
‘İran’daki olası saldırıya Hizbullah da dahil olabilir’
Prof. Dr. Ünal, 12 Gün Savaşları’nda İsrail’e ciddi hasarlar veren İran’a olası bir saldırıya Hizbullah’ın da dahil olabileceği görüşünde. Ünal, Trump’ın Hizbullah, Yemen ve İran üçlüsüne karşı geri çekilme çabası içinde olduğunu söylüyor:
“İran, sadece nükleer silah yapma konusunu görüşebileceğini söylüyor. İran, ‘Uranyum zenginleştirmeye teşebbüs etmemem gibi bir talebi konuşmam mümkün değil’ diyor. İsrail, İran’ın reaktör faaliyetini durdurmasını da istiyor. İsrail, kendi saldırdığı İran’dan bir kamyon sopa yedi. İran, ‘Attığım füzeler son model füzelerim değildi. Yenilerini onların yerine koyacaktım’ diyor. Bunu karşı taraf biliyor. 12 Gün Savaşları’nda Batı’nın elindeki tüm hava savunma sistemleri kullanıldı ve balistik saldırılar durdurulamadı. İran, ilk günden İsrail’e bin füze fırlatacağını söylüyor ve bu defa Hizbullah da buna katılabilir. Hizbullah silahtan arındırılırsa orada soykırım olur. İsrail, Hizbullah’ın bütün savaşçılarını ve destek veren halkı soykırıma tabi tutar. Aynı şey Gazze meselesinde de var. Gazze’ye gönderilecek ekibin en önemli görevi Hamas’ı silahtan arındırmak. Ancak Hamas silahı bırakmaz. Silah bıraktıkları anda hepsi öldürülür. Bir kere soykırım yapmakla beş kere soykırım yapmak arasında fark yok ve İsrail’e hiçbir şey olmuyor. Hizbullah da mücadeleye hazır, Yemen de. Bunlar yan yana gelince Trump burada kapsamlı bir savaş olacağını biliyor. Bildiği için de bir şekilde geri çekilme çabası içinde. Bunu nasıl yapacağını kestirebilmek zor. Tepesinde İsrail lobisinin kılıcı sallanıyor. Amerikan uçak gemisinin İran tarafından batırıldığını, İsrail’de İran füzeleri saldırısı sonucu tahribat yaşandığını düşünün. İki tarafta da seçimler bu işi tezgahlayanların kafasının üstüne yıkılabilir.”