“Üç yıl geçti ve bugün, deprem davalarında adaletin sağlandığını, caydırıcı cezaların çıktığını söyleyebilmek isterdik ancak tablo ne yazık ki böyle değil. Evet, üç yılda 455 bin konut yapılması çok büyük bir rakamdır ve bu başlı başına küçümsenemez; ancak buna rağmen Hatay’da Strateji ve Bütçe Başkanlığı verilerine göre 156 bin 953 kişi hâlâ konteynerlerde yaşıyor. Depremden sonra 53 binden fazla insanımızı kaybettik. Adalet Bakanlığı’nın 1 Kasım 2025 tarihli verilerine göre 11 ilde 2 bin 380 kişi hakkında ceza soruşturması açıldı, 148’i tutuklu, 60’ı hükümlü olmak üzere 208 kişi cezaevinde bulunuyor, 837 soruşturma ise hâlen devam ediyor. İdari yargıda 116 bin 696 dava açıldı ve 40 bin 270 dosya hâlen derdest durumda. Buna rağmen ceza davalarında iddianameler büyük ölçüde bilinçli taksirle düzenleniyor. Oysa özellikle yeni ve projeye aykırı imalat yapılan binalarda, sonucu öngörerek ‘olursa olsun’ anlayışıyla hareket edildiği için olası kast değerlendirmesi yapılması gerekiyor. Bilinçli taksir, neticenin öngörülmesine rağmen dikkatsizlikle hareket edilmesini ifade eder; olası kastta ise kişi sonucu öngörür ve buna rağmen kabullenerek davranır. Birinci derece deprem bölgesinde, üç yıllık bir binada kolonların yerinin değiştirilmesi, taşıyıcı sisteme zarar verilmesi gibi açık mühendislik ihlalleri varken bu dosyaların bilinçli taksirle geçiştirilmesi kabul edilemez. Biz yakınlarını kaybeden aileler olarak acımızı bile yaşayamadık; kamu makamlarının kendiliğinden harekete geçmesini beklerken, adalet mücadelesini bizzat vermek zorunda kaldık. Kamu görevlileri yönünden soruşturma izinlerinin uzun süre verilmemesi, bilirkişi raporlarının gecikmesi ve yargılamaların uzaması adalete erişimi fiilen engelliyor. Üç yıl sonra öfkemiz daha da büyüdü; çünkü bir şeylerin değiştiğini görmek istiyoruz. Caydırıcı cezalar çıkmazsa, İstanbul için konuşulan büyük depremde aynı bedelleri yeniden ödemek zorunda kalacağız. Yeni binalar için de eski binalar için de aynı hukuki yaklaşım uygulanırsa, güvenli konut iddiasının hiçbir anlamı kalmaz. İnsanlar, depremde güvende olmak için bütün birikimlerini vererek yeni binalardan ev aldı ve yine hayatlarını kaybetti. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada, denetimde, zemin etütlerinde ve imar süreçlerinde. İmar barışıyla mühendislik hizmeti almamış, yıkılması gereken yapıların dahi yasallaştırılmasının sonuçlarını bugün yaşıyoruz. Bizim tek talebimiz adalet ve bu acıların bir daha yaşanmaması.”