6 Şubat depremlerinin üçüncü yılı: Aslolan sağlam şehirler yapmak

6 şubat
6 şubat - Sputnik Türkiye, 1920, 06.02.2026
Abone ol
Radyo Sputnik’te yayımlanan Gündem Özel programında Fethi Yılmaz ve Selin Yazıcı’nın konukları AKUT Eğitim Sorumlusu Önder Turan, Hatay İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı İnal Büyükaşık, avukat Eren Can ve Gazeteci Güçlü Özgan oldu.
6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin üçüncü yıl dönümü. Resmi verilere göre 53 binden fazla kişinin yaşamını yitirdiği depremlerde 150 bine yakın insan yaralandı. 11 ili etkileyen depremlerde, 40 bin bina tamamen yıkıldı, 180 bine yakını hasar aldı. Üç yılın ardından çekilen görüntüler felaketin boyutunu gözler önüne bir kez daha serdi.

'Organizasyon olarak da lojistik olarak da değiştik'

Gündem Özel’e konuk olan Arama Kurtarma (AKUT) Derneği Yöneticisi Önder Turan, ilk 72 saatte maksimum kaynakla sahada olmak konusunda ciddi eksiklikler olduğunu söyledi. AKUT’un üç yıl içindeki eğitim ve insan potansiyelinde yaşadığı değişime de değinen Turan, şöyle konuştu:

“Deprem branşları, kentsel arama kurtarma branşının altında ele alınıyor. Bütün çalışmalar bu branşın disiplinine göre şekilleniyor. Gidilen bölgede farklı yapı stoklarıyla karşılaşıldığında bunu müfredat ve eğitim sürecine yansıtmak gerekir. İngilizler hiçbir deprem riski yaşamıyor olmalarına rağmen bütün kentsel arama kurtarma yaklaşımlarını 99’daki tecrübelerine göre değiştirdiler. Biz ortalama beş yılda bir 7 ve üzeri bir deprem yaşıyoruz. Dolayısıyla biz organizasyon olarak da lojistik olarak da değiştik. Ekiplerimizi taşıt ve ekipman olarak güçlendirmeye devam ediyoruz. Ancak aslında biz deprem operasyonlarının yönetimindeki acil durum ve olay yeri yönetimi yapılarımızı, eğitimlerimizi değiştiriyoruz. Deprem operasyonunu İstanbul’dan yönetiyoruz ancak ekiplerimiz ve liderlerimizle ilgili titiz bir çalışma içerisindeyiz.”

‘Planlar ne kadar kaliteli yapılırsa yapılsın aksayacaktır, aslolan sağlam şehirler yapmak’

Farklı illerde yaşanması beklenen depremlerde hasarın boyutunun yapı stokuna göre değişeceğini söyleyen Turan, sağlam şehirler inşa etmenin önemine şu sözlerle işaret etti:
“Her deprem öğreticidir ancak her deprem kendi özel şartlarıyla ele alınmalı. Aynı bölgede aynı büyüklükte bir deprem olursa muhtemelen daha az zarar göreceğiz ancak aynı büyüklükteki bir deprem Türkiye’nin farklı illerinde yaşanırsa benzer tablolar görmek sürpriz olmaz. 6,3’lük Elazığ depreminde çok büyük bir hasar almadık çünkü Elazığ yapı stoğu anlamında güçlüydü. Ancak Bingöl’deki 6,2’lik depremde muazzam bir hasar ortaya çıktı. Yapılar buna hazır değildi. Depremin nerede olacağı çok önemli. Biz illeri önem sırasına göre dizmiyoruz. Tüm illerde standart oturtmaya çalışıyoruz ancak İstanbul ayrı bir vaka. Burada sadece AKUT’un tek başına yaptığı planlar çok geçerli olmuyor. Beklenen Marmara depreminde İstanbul içinde yaşayan gönüllülerimiz ve yerleşkelerimiz devre dışı kaynak olacak. Ben de bir depremzede olacağım için planlı bir çalışma yapamayacağım. Ailemi, komşularımı, sokağımdaki diğer insanları organize etmeye çalışacağım. Birleşmiş Milletler’in istatistiklerine göre kitlesel afetlerden sonra canlı olarak kurtarılan insanların sadece yüzde 3 ila 5’ini AKUT gibi kurumlar kurtarıyor. Geri kalan kısmı bölge insanı kurtarıyor. O nedenle İstanbul’daki senaryomuzda AKUT personeli uzun bir süreyi kendi sokağında, bölgesinde geçirmek zorunda olacak. AKUT tamamen gönüllülerden oluşuyor. Türkiye genelindeki sayımız beş bini aştı ancak bunların her birinin her konuda kabiliyetli olduğunu söylemek zor. Maraş depreminde binin üzerinde personelle görev aldık. İstanbul’daki aktif operasyonel sayımız 300’e yaklaştı. Ancak diğer ekiplerimizin İstanbul’a nasıl ulaşacağı konusundaki planları hazır. AFAD’ın da bir master planı var İstanbul ile ilgili. Ancak afeti afet yapan şey planların şaşmasıdır. Bunlar ne kadar kaliteli yapılırsa yapılsın bunların aksayacağını şimdiden söylemek gerek. Aslolan şehirleri sağlam yapmak ana strateji olmalıdır.”

‘Nitelikli geçici barınma’ aşaması kurulmalıydı’

Hatay İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı İnal Büyükaşık “Depremle birlikte hızlı bir yapılaşma sürecine girildi ancak bu süreçte Antakya başta olmak üzere Hatay’ın kent hafızasının büyük bir bölümü yok oldu” diyerek ‘nitelikli geçici barınma’ aşamasına vurgu yaptı:
“Birçok yerde neredeyse tek tip yapılarla yeniden inşa yapılıyor. Biz İnşaat Mühendisleri Odası ve TMMOB olarak hasar tespitlerinden arama-kurtarmaya kadar sahadaydık, bakanlık ve valilik düzeyindeki toplantılarda görüşlerimizi ilettik ancak önerilerimiz yeterince dikkate alınmadı. En büyük sorun, bütüncül bir planlama yapılmadan doğrudan kalıcı yapılaşmaya geçilmesi oldu. Oysa konteyner ile kalıcı konut arasında, kentin dokusuna ve hafızasına uygun ‘nitelikli geçici barınma’ aşaması kurulmalıydı. Bugün Strateji ve Bütçe Başkanlığı verilerine göre Hatay’da 156 bin 953 kişi hâlâ konteyner kentlerde yaşıyor ve bu geçici barınma süreci üç yılı aşmış durumda. Ayrıca sadece depremde hasar alıp almadığına bakmak yeterli değil; yapı stokumuzun büyük bölümü çok eski. 2000 yılı öncesi binaların yıkım oranının yüzde 98 olduğu zaten biliniyor. Hatay’da ve Türkiye genelinde güçlendirilebilecek yapıların güçlendirilmesi, güçlendirilemeyecek olanların ise dönüştürülmesi gerekiyor. Depremden daha az etkilenen mahallelerde bile yapı stoku güvensiz; fay hattının başka bir yerden geçmesi halinde aynı risk tekrar yaşanabilir. Biz yıllardır uyarıyoruz, her depremde yeni şeyler öğreniyoruz ama yapı stokunu bilimsel analizlerle ele almadığımız sürece hazırlıklı sayılmayız. Artık haklı çıkmak istemiyoruz; bir daha bu acıların yaşanmasını istemiyoruz.”

‘Sorun yönetmelikte değil, uygulamada’

6 Şubat depremlerinde ailesini kaybeden avukat Eren Can, depreme ilişkin yürütülen hukuki süreçler hakkında bilgi verdi. “Acımızı bile yaşayamadık” diyen Can, caydırıcı cezaların verilmesi gerektiğine vurgu yaptı:
“Üç yıl geçti ve bugün, deprem davalarında adaletin sağlandığını, caydırıcı cezaların çıktığını söyleyebilmek isterdik ancak tablo ne yazık ki böyle değil. Evet, üç yılda 455 bin konut yapılması çok büyük bir rakamdır ve bu başlı başına küçümsenemez; ancak buna rağmen Hatay’da Strateji ve Bütçe Başkanlığı verilerine göre 156 bin 953 kişi hâlâ konteynerlerde yaşıyor. Depremden sonra 53 binden fazla insanımızı kaybettik. Adalet Bakanlığı’nın 1 Kasım 2025 tarihli verilerine göre 11 ilde 2 bin 380 kişi hakkında ceza soruşturması açıldı, 148’i tutuklu, 60’ı hükümlü olmak üzere 208 kişi cezaevinde bulunuyor, 837 soruşturma ise hâlen devam ediyor. İdari yargıda 116 bin 696 dava açıldı ve 40 bin 270 dosya hâlen derdest durumda. Buna rağmen ceza davalarında iddianameler büyük ölçüde bilinçli taksirle düzenleniyor. Oysa özellikle yeni ve projeye aykırı imalat yapılan binalarda, sonucu öngörerek ‘olursa olsun’ anlayışıyla hareket edildiği için olası kast değerlendirmesi yapılması gerekiyor. Bilinçli taksir, neticenin öngörülmesine rağmen dikkatsizlikle hareket edilmesini ifade eder; olası kastta ise kişi sonucu öngörür ve buna rağmen kabullenerek davranır. Birinci derece deprem bölgesinde, üç yıllık bir binada kolonların yerinin değiştirilmesi, taşıyıcı sisteme zarar verilmesi gibi açık mühendislik ihlalleri varken bu dosyaların bilinçli taksirle geçiştirilmesi kabul edilemez. Biz yakınlarını kaybeden aileler olarak acımızı bile yaşayamadık; kamu makamlarının kendiliğinden harekete geçmesini beklerken, adalet mücadelesini bizzat vermek zorunda kaldık. Kamu görevlileri yönünden soruşturma izinlerinin uzun süre verilmemesi, bilirkişi raporlarının gecikmesi ve yargılamaların uzaması adalete erişimi fiilen engelliyor. Üç yıl sonra öfkemiz daha da büyüdü; çünkü bir şeylerin değiştiğini görmek istiyoruz. Caydırıcı cezalar çıkmazsa, İstanbul için konuşulan büyük depremde aynı bedelleri yeniden ödemek zorunda kalacağız. Yeni binalar için de eski binalar için de aynı hukuki yaklaşım uygulanırsa, güvenli konut iddiasının hiçbir anlamı kalmaz. İnsanlar, depremde güvende olmak için bütün birikimlerini vererek yeni binalardan ev aldı ve yine hayatlarını kaybetti. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada, denetimde, zemin etütlerinde ve imar süreçlerinde. İmar barışıyla mühendislik hizmeti almamış, yıkılması gereken yapıların dahi yasallaştırılmasının sonuçlarını bugün yaşıyoruz. Bizim tek talebimiz adalet ve bu acıların bir daha yaşanmaması.”

‘İstanbul’da yaşayanların yüzde 94’ü depremden korkuyor’

Güçlü Özgan ise İstanbul Planlama Ajansı’nın anket sonuçlarında yer alan verilere işaret ederek İstanbulluların en büyük korkusunun deprem olduğunu hatırlattı:
“Yargı boyutuna geldiğimizde gerçekten boğazımız düğümleniyor. Olası kast–bilinçli taksir meselesini uzun süredir konuşuyoruz ama savcılar ve mahkemeler bu ayrımı yapmakta imtina ediyor. Üstelik sadece istenen cezalara değil, verilen cezalara da itiraz geliyor. Bazı dosyalarda ‘kaçınılmazlık indirimi’ adı altında, depremin bu kadar büyük olmasının öngörülemeyeceği gerekçesi öne sürülüyor. Oysa biz depremden değil, içinde yaşadığımız binalara güvenmediğimiz için korkuyoruz. İstanbul Planlama Ajansı’nın araştırmasına göre İstanbul’da yaşayanların yüzde 94’ü depremden korkuyor; yüzde 18’i ise kendi binasının yıkılacağını düşünüyor. İnsanlar çatılara, kolonlara, temellere güvenmediği için bu korkuyu yaşıyor. Bugün sadece saygı duruşu değil, bir de kaygı duruşuna ihtiyacımız var; neden korktuğumuzu ve bundan kimlerin sorumlu olduğunu kendimize sormamız gerekiyor. Bir de çok konuşulmayan bir gerçek var: 6 Şubat’ta 53 binden fazla insanı kaybettik ama o ilk saatlerde sağlıklı bilgiye de ulaşamadık, çünkü 33 meslektaşımızı da kaybettik; hâlâ cenazesine ulaşılamayan gazeteciler var. Ben bu yaşananı bir felaket olarak değil, bir cinayet olarak görüyorum.”

‘Birçok dosya bilinçli taksir bandında kaldı’

6 Şubat depremlerinin simge davlarından bahseden Gazeteci Fethi Yılmaz, şunları aktardı:
“Palmiye Sitesi’nde 152 kişi öldü; müteahhit 21 yıl aldı. Hacı Mehmet Ersoy 18 yıl 8 ay aldı, tahliye edildi ve sonra kaçtı. Çuhadar Sitesi’nde 130 kişinin öldüğü davada proje müellifi 15 yıl aldı; Melike Hanım Apartmanı’nda yine aynı isim 12 yıl 2 ay aldı. Aynı isimler dönüp dolaşıp dosyaların içinde çıkıyor; belli ki bu iş bir ‘alışkanlık’ gibi yürümüş. Hatay’da 24 bin insan hayatını kaybetti, 5 bin 966 bina yıkıldı. Cemil Çarpan Apartmanı’nda 51 kişinin öldüğü dosyada 17 yıl 6 ay cezalar verildi. Renaissance Residence, Emlak Bank blokları, 600 Evler gibi simge dosyaların büyük bölümü hâlâ sürüyor; birçok dosyada kamu görevlileriyle ilgili soruşturma izni meselesi de tıkanma yaratıyor. Adıyaman’daki İSİAS Otel’de 72 kişi öldü; otel sahibi 18 yıl 5 ay, oğlu 17 yıl, mimar 18 yıl 5 ay ceza aldı; belediyede ruhsat sürecinde sorumluluğu olanlara da 10 yıl verildi. Zümrüt Apartmanı’nda 37 kişi öldü; 17 yıl civarı cezalar var. Gaziantep’te Emek Apartmanı, Ayşe-Mehmet Polat Sitesi, Yunus Kaya Apartmanı gibi dosyalarda 13-21 yıl bandında cezalar görüyoruz. Adana’da Zeray Apartmanı’nda 56 kişinin ölümüne 22 yıl gibi daha yüksek bir ceza çıktı; bazı hukukçular bunu emsal gösterdi. İnsan sayıları 30, 40, 100, 200 diye gidiyor; ama birçok dosya bilinçli taksir bandında kalıyor. Böyle olunca 50 yıllık bina ile 1-2 yıllık ‘güvenli diye satılan’ bina arasında fiilen bir fark kalmıyor. Kolon kesiliyor, projeye aykırı imalat yapılıyor, ‘deniz manzarası kapanmasın’ diye taşıyıcı sistemle oynanıyor; sonra da ‘binanın yıkılacağını nereden bilecekti’ diye bilinçli taksir deniyor. Oysa mesele tam da bu: Bu yapılırken sonucu öngörmüyor musun, olursa olsun diye mi hareket ediyorsun? Hukukçuların ‘olası kast’ ısrarı bu yüzden.”

‘6 Şubat’ı bir gün anıp geçemeyiz’

Gazeteci Selin Yazıcı, depremden etkilenen 11 ilde yaşanan demografik değişime işaret etti:
“2022’de deprem öncesi nüfus 14 milyondu bugün ise 12 milyona kadar bir düşüş yaşandığını söyleyebiliriz. Depremden etkilenen 11 ilin nüfusunda yüzde ikilik bir düşüş var. Bugün hala anne babaların evlatların gözü yaşlı. İnsanlar adalet savaşı içerisinde. Sorumluların hak ettikleri cezayı almalarını istiyorlar ki bu en doğal hakları. Nelerin olduğunu anlatabilmek için biz her şeyi rakamlarla vermek zorundayız. 6 Şubat’ı sadece bir gün anıp geçemeyiz, bu acıyı yaşamaya devam ediyoruz. Bu acılardan ders almamız gerekiyor. Sorumlular üzerine düşeni yapmalı.”
Haber akışı
0
Tartışmaya katılmak için
giriş yapın ya da kayıt olun
loader
Sohbetler
Заголовок открываемого материала