Küresel siyasetin merkezi olarak görülen Birleşmiş Milletler (BM), Washington’un biriken milyarlarca dolarlık borç yükü ve Trump yönetiminin Gazze Barış Kurulu hamlesiyle tarihinin en derin krizlerinden birine sürüklendi. Bu oluşum, ABD’nin tek kutuplu hegemonyasını yeniden canlandırmak adına BM’yi devre dışı bırakma girişimi olarak okunurken küresel güç dengesi Çin ve Rusya ekseninde genişliyor.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in üye devletler aidatlarını ödemeye çağırdığı konuşması, tüm küresel güçler arasında yankı uyandırırken Avrupa, Birleşmiş Milletler’in yanı sıra BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü gibi oluşumları da odağına alan Çin ile ittifak kurmayı hedefliyor.
Guterres’in ‘iflas’ uyarılarını ve Birleşmiş Milletler’in akıbetini gazeteci Kamil Erdoğdu ile konuştuk.
‘Birleşmiş Milletler felç oldu’
Sözlerine ABD’nin BM’ye olan üç milyar dolarlık borcunu hatırlatarak başlayan Erdoğdu; bu borcun, salgın hastalıklarla mücadele gibi çok sayıda çalışmayı etkileyeceği görüşünde. Erdoğdu’ya göre BM’ye ‘alternatif’ olacağı düşünülen Gazze Barış Kurulu ise Trump’ın ‘tayiniyle’ ilerliyor:
“Ülkelerin aidatları, gayrisafi milli hasıla ve kişi başına düşen gelirler gibi çeşitli parametrelerle hesaplanıyor. BM’nin bütçesinin yüzde 22’si ABD’ye düşüyor. Bu oran barış operasyonları olursa yüzde 25’e yükseliyor. Ancak 1980’lerde başlayan ödemeyi aksatma uygulaması, bugün sadece ABD’nin BM’ye neredeyse üç milyar dolar borcu olması anlamına geliyor. Bu yeni eleman alımını ve yeni çalışmaları etkiliyor. Ancak daha da önemlisi ülkelerin; yoksulluğun yok edilmesi, çocuk ölümlerinin azaltılması, salgın hastalıklarla mücadele gibi 2030 hedefleri var. Bu çalışmaların yapılması gerekirken Birleşmiş Milletler felç oldu. Bu gündemde Trump, ‘Bir milyar doları vererek Gazze Barış Kurulu’na katılın’ diyor. Üyeleri kendisi seçiyor ve gerekirse üyeliklerine son verme kararı da onda. Kendisinden sonra geleni de o tayin ediyor gibi bir durum kuruyor.”
‘Barış Kurulu BM’ye alternatif olmaz, reforma gidilebilir’
Erdoğdu’ya göre ABD’nin giderek yalnızlaştığı ve ülkeler arasındaki saflaşmanın daha da belirginleştiği bu süreçte Gazze Barış Kurulu, Birleşmiş Milletler’e alternatif olamayacak. Erdoğdu, ‘suni’ olarak nitelendirdiği Barış Kurulu’na karşı reforma gidilebileceğine işaret ediyor:
“Amaç Birleşmiş Milletler’i devreden çıkartmak. ABD’nin 1990’larda başlayan ve 2000’lerde zirveye ulaşan tek kutuplu hegemonyası sarsıldı. ABD, ilk körfez savaşını 1990’ların başında Irak Harekatı’nı yaparken gerçekleştirmişti. O zamanlar Birleşmiş Milletler’den yetki alıyordu ve Çin çekimser oy kullanmıştı. Çünkü ekonomisi bugünkü gibi değildi ve politik olarak daha yalnız durumdaydı. Ancak artık dünyada çatışmalarla ülkeler arasındaki saflaşma netleşmeye başladı. Sayısal anlamda ABD daha da yalnız kalmaya başladı. Yanında birkaç müttefiki var ama gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin safı değişti. Çin, dış politikada Birleşmiş Milletler’in merkezde olduğu bir uluslararası düzeni savunuyor. Ülkeler arasında büyüklük ve nüfusu önemsemeden eşitliği savunan bir söylem izliyor. Barış Kurulu olarak açıklanan yapının ise bununla alakası yok. Esas hedef Birleşmiş Milletler’i devreden çıkarmak ve ABD’nin bile kaybettiğini kabul ettiği hegemonyayı tekrar canlandırmak. Bu pek başarılı olacak gibi durmuyor. Batılı Avrupa Birliği bile ABD’yi birçok konuda yalnız bırakmaya başladı. Buradaki hedef Birleşmiş Milletler ve kendi gücünü revize edeceğini düşünmek. Birleşmiş Milletler Sekreteryasına ne olacağını bilemeyiz ama ülkeler kaçınılmaz olarak bir araya gelmek zorunda kalacak. Barış Kurulu gibi suni bir şey kuramayacakları için var olan zeminde yeniden bir reforma gidebilirler. Can alıcı sorun Filistin sorunu ancak bunun çözümü bile adaletsizken bir de İran gibi bir kriz kapıya dayandı. Savaş olasılığı var ortada. Örneğin dünya artık iklim değişikliğini, yoksulluğu konuşmuyor. Bu durum Türkiye’deki duruma benziyor. Biz de ekonomi can çekişirken Suriye’yi konuşuyoruz. Birleşmiş Milletler’in gündemine somut sorunların geleceğini düşünüyorum. Devlet başkanları düzeyinde olmasa da temsilciler düzeyinde sorunlar dile getiriliyor. Önümüzdeki dönemde Birleşmiş Milletler’de bir reforma gidileceğini düşünüyorum.”
‘ABD daha da yalnızlaşacak’
NATO’nun ‘rakiplere’ karşı bir ‘tecrit’ rolü üstlendiğini belirten Erdoğdu’ya göre Ukrayna krizinin çıkış sebebi de bu düzlemde okunmalı. Erdoğdu, ABD’nin küresel çapta yalnız bırakılacağını düşünüyor:
“Birleşmiş Milletler vurgusunu niye Çin ve Rusya yapıyor? Çünkü birçok açıdan diğer ülkelerle kıyaslandığında bu rolü üstlenebilecek iki ülke Rusya ve Çin. NATO’nun karşısında Şangay İşbirliği Örgütü konuşulur mesela ama ikisi birbirinin alternatifi değil. Amaçları ve yapıları da farklı. Birleşmiş Milletler’in 2023 hedefleri için Çin 23 milyar dolar sermaye harcadı ve yatırım yaptı. Dünya çapında bin 800’den fazla iş birliği projesi başlattı. Afrika’da artık aktörler değişti örneğin. Asya’da da öyle. ABD bir dörtlü çıkarıyor, Hindistan’ı kopartmaya çalışıyor. Hindistan da Rusya ve Çin ile yan yana olduğunu unutsa da zaman zaman bu gerçeği hatırlıyor. Japonya’nın bile NATO’ya katılması konuşuldu. NATO artık tamamen ABD’nin varlığını sürdürmesi ve ona rakip olacak bütün unsurları tecrit etmeye yönelik bir rol üstleniyor. Ukrayna krizinin çıkma nedenlerinden biri de bu. Ülkelerin çıkarları düşünüldüğünde ABD’nin yalnızlaşacağını düşünüyorum.”
‘Çin küreselleşmeyi savunuyor çünkü buna ihtiyacı var’
Erdoğdu’ya göre Batı tarafından ortaya atılan ‘küreselleşme’ kavramını bugün en çok gelişmeyi hedefine koyan Çin önemsiyor. Erdoğdu, Birleşmiş Milletler’i artık önünde bir engel olarak gören ABD’nin artık tek başına hakimiyet kuramayacağı görüşünde:
“Ülkelerin bazı alışkanlıkları var. Bunu Türk okurunun Batı edebiyatına bakmasına benzetiyorum. Okur Batı edebiyatına bakar ancak Doğu’dan gelen önemli akımlar vardır. Bunu herkes ıskaladı yıllarca. Ekonomik gerçeklikler ağır bastıkça ortaya BRICS çıktı. BRICS’e farklı coğrafyalardan farklı seviyedeki ülkeler dahil oldu. Türkiye zaman zaman Şangay İşbirliği Örgütü’ne katılabileceğini söylüyor sonra geri adım atıyor. BRICS’te ise denge tutturmaya çalışıyor ancak Türkiye’nin terazisi Batı’ya kayıyor. Gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin bazılarının, ekonomilerini sürdürmek için birbirine ihtiyacı var. Küreselleşme kavramı Batı tarafından ortaya atıldı ancak bugün en çok Çin savunuyor. Çünkü Çin’in gelişmek için de buna ihtiyacı var. Dengeyi silah değil ekonomi, üretim belirleyecek. ABD’nin tek kutuplu dünya hedefinin sonuna gelindi. ABD güç olarak elbette etkisini sürdürecek ancak dünyanın tek hakimi olmayacak. ABD’nin hegemonyasını sürdürmek için Birleşmiş Milletler’e ihtiyacı yok. BM, ABD’nin önünde engel olmaya başladı. Birleşmiş Milletler’in diğer güçleri ses yükseltmeye başladı. Bu nedenle ABD açısından işlevsiz görüldüğü için etkisiz hale getirilmeye çalışılıyor. Trump, ‘Kullandım, atıyorum’ modunda. Sonuç bu.”