EKSEN

‘Türkiye, İran-ABD krizinin mutlaka dışında kalmalı’

Emekli Büyükelçi Ahmet Süha Umar’a göre Ankara, olası bir ABD-İran geriliminde Türkiye’deki üslerin kullanılamayacağı mesajını çok net bir biçimde vermeli. Umar; Türkiye’nin, krizin dışında kalacak politikalar izlemesi gerektiği görüşünde.
Sitede oku
Orta Doğu’da bölge haritasının ‘yeni bir düzen’ adı altında şekillendirilmeye çalışıldığı bu kritik süreçte, ABD’nin İran üzerindeki baskısını artırması Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Ankara’nın, Washington’a verdiği saldırı karşıtı mesaj net olsa da İsrail ve ABD’nin bölgedeki hamleleri Türkiye’yi stratejik bir yol ayrımına zorlama niteliği taşıyor.
İncirlik ve Kürecik gibi tesislerin olası bir operasyondaki konumu, Tahran-Ankara hattındaki dengeleri korumak adına hayati bir başlık olarak masada duruyor. Mevcut tabloda Türkiye, bir yandan bölgesel iş birlikleriyle diplomatik nüfuzunu genişletmeye çalışırken diğer yandan İran krizinin dışında kalma mücadelesi veriyor. Hedef tahtası haline gelme potansiyeli bulunan Türkiye’nin, dengeyi nasıl koruyacağı merak konusu.
Donald Trump yönetiminin İran’a olası saldırısının bölgede yaratacağı sonuçları ve Türkiye için riskleri Emekli Büyükelçi Ahmet Süha Umar ile konuştuk.

‘Hakan Fidan’ın açıklamaları doğru ancak eksik’

Umar’a göre ABD-İran gerilimine ilişkin Türkiye’nin tutumunu duyuran Bakan Fidan’ın açıklamaları bazı eksikler barındırıyor. Umar, Türkiye’deki İncirlik ve Kürecik tesislerinin olası bir saldırıda kullanılamayacağı mesajının da net şekilde verilmesi gerektiği görüşünde:

“İran konusunda endişenin ötesinde ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğumuzu düşünmeliyiz. Orta Doğu’ya yeni bir şekil ve düzen verilmek isteniyor. Atılan her adımın buna yönelik olduğu düşünülüyor. Bu düzen verilecekse bu şeklin vermek isteyen devletler açısından Türkiye çok önemli bir yere sahip. Orta Doğu’da Türkiye’nin çok özel bir yeri ve ağırlığı var. Kuşkucu olmanın yararlı olduğunu bildiğim için yapılanların nihai amacının Türkiye’yi de şekillendirmek olduğuna inanıyorum. Bu yüzden her adım bizim açımızdan bir tehdit.

Dışişleri Bakanı olsaydım ne yapardım diye düşünürken aklıma bazı unsurlar geldi. Hakan Fidan, Arakçi ile yaptığı basın toplantısında aklımdaki sözlerin neredeyse aynılarını söyledi. Fidan, Türkiye’nin İran’a bir saldırıya karşı olduğunu açıkça söyleyerek doğru yaptı. Ancak bence biraz eksik. Hakan Fidan aynı şekilde düşündüğümüzü gösteren ifadeler kullandı. İsrail’in de ‘yola getirilmesi gerektiğine’ işaret etti. Bu da çok doğru. Her tarafa el atan, tehdit eden bir ABD ile karşı karşıyayız. ABD ve İsrail, izledikleri politikalarla ve söylemleriyle bir ‘haydut devlet’ tanımına bugün itibarıyla en çok uyan devlet.

Hakan Fidan’ın söylediklerini eksik buluyorum çünkü İran’a yönelik bir saldırıya karşı olduğunu söylerken kendi ülkesini ve ülkesindeki hiçbir tesisi böyle bir saldırıyı kolaylaştıracak ya da saldırıya katkıda bulunulduğu izlenimini verecek şekilde kullandırtmayacağını da açıklamalıydı. İran’ın çok da dostu olmayan Suudi Arabistan ve Azerbaycan bile bunu çok açık şekilde söyledi. Ülkelerini kullandırtmayacaklarını belirtti. Eksik olan taraf bence buydu. Orta Doğu ve Türkiye ciddi bir tehditle karşı karşıya. Bizde çok önemli iki tesis var. Biri İncirlik diğeri de Kürecik. Bunlar kullanılmasa bile İran’a saldırıda bulunulduğunda kullanılabilme ihtimali bulunan tesisler. Fidan’ın açıklaması bu şekilde kalifiye edilmeliydi. Amerikalılara ‘İncirlik ve Kürecik’ten yararlanamazsınız dedik’ denmeliydi.”

‘İran kolay lokma değil’

Umar’a göre İran yakınlarına gönderdiği Abraham Lincoln uçak gemisini menzilin dışına çeken ABD, ülkenin gücünün farkında. Umar, geminin çekilmesinde İran’ın bir kara ülkesi niteliğinde olmasının etkisine vurgu yapıyor:
“Trump da yaptığı baskılarda pek kendisinden emin değil gibi. Trump, Abraham Lincoln uçak gemisini İran’ın füzelerinden kurtarmak için menzilin dışına çekmek zorunda kaldı. Bunlar dikkate alınınca bir gerçek ortaya çıkıyor ve bunu karşı taraf da görüyor. İran kolay lokma değil. İran’a saldırmak kolay iş değil. İran Basra Körfezi’ni saymazsak büyük kara ülkesi. Orada bir askeri harekatın büyük riskleri var. Geminin geri çekilmesi de bundan kaynaklanıyor. Çöl fırtınası gibi operasyonlar İran’da çok daha güç. Üstelik İran, askeri ve uygarlık açısından Irak ile karşılaştırılamayacak kadar güçlü bir ülke. Bu da Trump gibi bir adamı bile düşündürüyor.”

‘Türkiye’nin, İran’ı dışlayan bir izlenim vermesi doğru değil’

Türkiye’nin, İran’ın ‘rakip’ gördüğü Mısır ile yürüttüğü birliktelik girişiminin zamanlamasını doğru bulmadığını belirten Umar, bu hamleyi çelişkili olarak okuyor:
“Bu senaryoda Türkiye’nin çok da doğru olmayan bir hareketi oldu. Türkiye’nin, Pakistan-Suudi Arabistan ve Mısır ile bir birliktelik girişimi var. Bence bu girişim zamansız ve İran ile ilgili söylediklerimizle çelişiyor. Orta Doğu’da üç ülke tarih boyunca birbirinin rakibi oldu. Türkiye, İran ve Mısır. Bu gerçek ortada duruyor ve geçerli. Tam bu sırada Çin’in çabasına rağmen hala Şii-Sünni ayrımında çekinceleri olan Suudi Arabistan ile, Pakistan ve Mısır ile ilişki kurarak İran’ı dışlıyormuşuz gibi bir görüntü vermek doğru değil. Ben olsaydım İran dahil bütün bu ülkeleri Türkiye’ye davet ederdim. Şu anda yapılan bu girişimi zamanlama açısından doğru bulmuyorum.”

‘Ön şartlı müzakere teslimiyet anlamına gelir’

Umar’a göre Türkiye, ABD-İran gerilimine yönelik girişimleri sırasında ‘müzakere’ dengesini korumalı. Umar, aksi halde tablonun bir teslimiyet doğuracağı görüşünde:
“Türkiye’nin bu konuyu suhuletle halletmek için çaba göstermesi doğrudur. Erdoğan-Trump ilişkileri ve birtakım sıkıntılar dikkate alındığında Türkiye’nin böyle bir gücü var mı bu bir tartışma konusu. Yine de elden gelenin yapılması doğrudur. Burada dikkat çekmek gereken bir gerçek var. İran, Trump’ın ‘Bu konuları konuşmaya hazırız’ dediğinde karşılarına bir liste çıktığını söyledi. ‘Yapmayacaksın’ listesi bir müzakere değil, teslimiyet anlamına gelir. Böyle bir müzakere olmaz. Türkiye’nin girişimlerinde bu hususu da karşı tarafa hatırlatması lazım. Hatırlatılmıştır diye düşünüyorum çünkü Türk dışişleri geçmişi sağlam bir kurumdur. Hakan Fidan ve Erdoğan bunları ne kadar dikkate alıyor bilmiyorum ama yapılan doğru işleri de yanlış işleri de söylemek zorundayız. Trump’ın ısrarla üzerinde durduğu bir husus var. İran’a, ‘Nükleer yetenekten vazgeçeceksin’ diyor. 5+1 Anlaşması’nı bozan ABD değil mi? İran’ın bu anlaşmaya uymadığını gösteren en küçük bir kanıt yoktu. Bu işi ABD bozdu. Ön şartlı müzakere olmaz, bu teslimiyet demektir. Nükleer tartışma içerisinde hiç kimse İsrail’in nükleer yeteneğini söz konusu etmiyor. Trump, Türkiye dahil herkese ‘Sen katiyen nükleer yetenek sahibi olmayacaksın” diyor.”

‘Türkiye krizin dışında kalmazsa dayak yiyen esas oğlan konumuna düşer’

İran’da yaşanacak herhangi bir gelişmenin Ankara’yı yakından ilgilendireceğini vurgulayan Umar; Türkiye’nin, bölgedeki olası bir krizin dışında kalması gerektiği görüşünde:
“Amerikan şirketlerine İran petrolünün çıkarılması için hak tanınması istenmiş. İran bu hakkı niye tanısın? Trump İran’ı vurmaktansa teslim almak istiyor. İran’ın petrolünü, gazını teslim alacak. İran ile geçmişe giden ilişkilerimiz var. Bugün enerji bağlantılarımız da var. Fidan, PKK sorunumuzu ve İran bağlantısını da dile getirdi. ABD; Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da yaptığı gibi İran’ı altüst ettikten sonra çeker gider. Ancak Türkiye bir yere gidemez. Gideceğimiz yer yok. Türkiye ne yaparsa yapmalı fakat İran krizinin mutlaka dışında kalmalı. Bu işe karşı olduğunu açıkça söylemeli. Bu işe doğrudan veya dolaylı katkıda bulunmayacağını, ülkesini kullandırtmayacağını çok açık bir şekilde söylemeli. Bunun gereğini yerine getirmeli. Aksi taktirde esas itibarıyla senaryonun dayak yiyen esas oğlanı olarak Türkiye düşünülüyor. Bunu unutmayalım.”
Yorum yaz