Hangi mesleği yapacaksanız o mesleğinizi iyi öğrenin ama yanına mutlaka iyi derecede bir İngilizce koyun; İngilizce olmadan terfi almak zorlaşıyor, o yüzden gerekli. İngilizce öğrenmek zor değil; ben öğrenirken internet, cep telefonu, bilgisayar yoktu, doğru dürüst kitap bile bulamıyorduk.
Bugün uygulamalar var, özel ders var, kurslar var; temel sorun tembellik. Türkçede rahatsız olduğum nokta, birçok ifadenin İngilizceden çeviri olduğunu insanların fark etmemesi. ‘Plaza dili’ dediğimiz şey tam olarak bu; kelime kelime çevirip Türkçeye sokuşturmak.
‘Deneyimlemek’ gibi kelimeler İngilizcedeki ‘experience’ kelimesinin mantığıyla uyduruluyor. Oysa Türkçede ‘denemek’ varken 'deneyimlemek’ demek komik kaçıyor. Benzer şekilde ‘consume’ fiilinin ‘yemek-içmek’ anlamı varken bunu ‘tüketmek’ diye genelleştirip ‘su tüketiyorum’ demek doğru değil; su içilir, elma yenir.
'Günün sonunda’ ifadesi de İngilizcedeki ‘at the end of the day’ kalıbının birebir çevirisi. Türkçedeki karşılığı sonunda, eninde sonunda, son tahlilde gibi ifadeler. ‘Tüm zamanların’ da ‘of all time’ çevirisi; Türkçede bunun karşılığı ‘gelmiş geçmiş’tir. Yarın sizi arıyor olacağım’ gibi kullanımlar da İngilizcedeki gelecek zaman yapısının birebir kopyası; Türkçede ‘yarın sizi arayacağım’ demek yeterli. ‘Aksiyon almak’ da ‘take action’ çevirisi; doğrusu ‘harekete geçmek.'
Siyasette Türkçeyi düzgün konuşan örnek Bülent Arınç. Arınç'ın Türkçeyi akıcı ve düzgün konuştuğunu düşünüyorum.
Türk Dil Kurumu bunu üç kurala indirgedi. Bazı kelimelerde artık gerekmediği için kullanılmıyor, bazılarında kural hâlâ geçerli. Dilin içinde yabancı kelime baskısı da var; herkesin her kelimeye Türkçe karşılık bulması kolay değil. ‘Feedback’ için ‘geri bildirim’ deniyor; en azından bu tercih edilebilir.