MUSTAFA HOŞ İLE YOL ARKADAŞI

Bir annenin adalet nöbeti: “7 yaşındaki kızı okula gidemiyor; sanık baba hala serbest”

Mustafa Hoş'la Yol Arkadaşı'nın bugünkü konukları Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası (DGD-SEN) Başkanı Neslihan Acar ve Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi tarafından cinsel istismara uğradığı iddia edilen çocuğun annesi D.Ş oldu.
Sitede oku
DGD-SEN Başkanı Neslihan Acar, Migros’un depo işçisi olarak çalışan 141 işçisinin çıkışını verdiğine dair iddiaları yorumladı. 3 yaşındayken, Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi tarafından cinsel istismara uğradığı iddia edilen çocuğun annesi D.Ş, İstanbul Anadolu Adliyesi önünde adalet nöbetini Gazeteci Mustafa Hoş’a anlattı.

‘Depo işçiliği ağır bir işçiliktir’

DGD-SEN Başkanı Neslihan Acar şunları söyledi:
Asgari ücrete yapılan zam dışında, ara zam da yapılmamış oldu. Ocak'ta yapılan zam dışında hem de migros ücret taleplerine, zam taleplerine olumlu karşılık vermedi. Kamoyu da biliyordur, sayfamızı takip edenlerdir. Biz aslında aylık olarak birlikte vergi alardan toplu çıkma, ıslık, alkış, yemekhane eylemleri, çeşitli eylem biçimlerine depoların içerisine yatırdık. Esenlik Depo'da özellikle yoğun örgütlülüğümüzün olduğu yerde. En son bize söz verildi deponun temsilcilerini, taleplerini değerlendireceğine ve olumlu dönüşler yapılacağına dair. Günün sonunda geldiğimizde bu ayın 6-7 gün öncesinde %28 zam yapıldığı söylendi maaşlara. Depo işçiliği ağır bir işçiliktir. Basısız işçilik olarak insanlar görebilir ama çok hızlı meslek hastalıkları yaşadığınız, ciddi sağlık sorunlarıyla baş başa kaldığınız bir iş. O yüzden de bir asgari ücrete kimse çalışmamalı elbette ama dayatılabilecek bir işçi değil. 16-17 saat çalışıyor arkadaşlar. Bu zam talebine karşılık ciddi isim biçimde açıkladılar. Depo müdürleri, Esenyurt'ta bu kadar sürdüren müzakereleri ve talepleri ileten arkadaşları, istediğiniz oldu %28 zam yaptı Migros dedi. Gülerek bunu açıkladı. Hem zaten oranın kendisi çok ciddi sorunlu hem de tavrın kendisi problemliydi. Bu muamele tüm depolara yapılmış açıkçası. Bir sonraki dönüşlerden de alıyoruz.

‘Susman bir işe yaramadı’

3 yaşındayken, Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi tarafından cinsel istismara uğradığı iddia edilen çocuğun annesi D.Ş, şöyle konuştu:
Maalesef ki bazen susmak yerine konuşmak gerekiyor. Çünkü susmayı da denedim. Maalesef ki bir işe yaramadı, bir yerlere gelemedik, yine dışlandık, dışlanmayalım diye susmak zorunda bırakılmıştık. Yani buna rağmen yine bir dışlanan tarafı olduk. Kızım şu an okuluna devam edemiyor, istismara uğradığı için mahalleden kabul görmüyor.

‘Sanık, kızımın öz babası’

Üzerine ayın 13'ünde mahkememiz vardı, duruşmada gizlilik olduğu için çok konuşamıyorum ama maalesef ki hala serbest sanık ve bir suçluymuşuz gibi bir muamele görüyoruz. Kim bu sanık? O dayanamadığım için. Kızımın öz babası. Ben çok dillendirmek istemiyorum. Zaten ben babası olarak da kabul etmiyorum. Çünkü baba figürü koruyucu ve kollayıcıdır. Bu mağduriyeti yaşatan değil. Çünkü küçük bir çocuk söz konusu ve canı çok yanıyor. Onu bu hayata nasıl toparlayacağım, nasıl hazırlayacağım hiçbir fikrim yok inanın.

‘Kendi mahkemelerini kurmuşlar’

Girdiğim her iş yerlerinde bu tarz sıkıntılarla karşılaşıyorum. Maalesef bunların hiçbiri tesadüf olamaz. Çünkü ben yıllardır çalışan bir anneyim ve hiç böyle şeylerle karşılaşmamıştım. Bu sürece girdikten sonra korkunç şeyler yaşıyorum. Eve geliyorum. Eviniz dış kapıda anahtar ve bu anahtar kapıyı açıyor. Mesajı veriyorlar. Bak istediğimiz zaman evine girebiliyoruz. Kendi mahkemelerini kurmuşlardı benim evimde ve ben kendi mahkemelerinde yargılandım. Bunlar Türkiye Cumhuriyeti'ne saymayan, mahkemeleri saymayan yani bu tarz yerleri kabul etmeyen insanlar. Bir tarikat mı bunlar? Evet.

‘Boşanmamam için de baskı gördüm’

Böyle bir yapıyla karşı karşıyayım ve en üzücüsü şudur ki ben o dönem devletimi savunurken kafiriydim. Onlar tarafından ve bana aynen şu sözleri sarf ettiler elimde ses kayıtları da mevcuttur. Bizim hakim avukat kardeşlerimiz çok. Nereye gidersen git hiçbir şey olmayacak. Yapacağın her hamle seni bu sistemin yasalarına göre suçlu kalacak. Boşanmamam için de baskı gördüm. Ses kayıtlarında bunlar da mevcut. Çocuğumun elinden alınmasında ilgili şeyler de söyleniyor, babaya verirler diye. Susmam için gözümü bu şekilde korkuttular.

‘Biz konuşmaya korkuyoruz’

Bu baskılara rağmen ben susmak istemiyorum çünkü birçok kadın ve birçok çocuk da mağdur durumda. Ama insanlar konuşmaya cesaret edemiyor, elime gelen bir mail de var. Her şeyi bu kadın doğru söylüyor, telefonlarımız dinleniyor. Biz konuşmaya korkuyoruz, bize de yardım edin diye. Zaten her şey kanıtlı, ispatlıyken hala bunların elini kolunu sallaya sallaya gezmesi bizim için çok büyük bir tehdit. Yani ben şans eseri, şu an Rabbimin mucizesi olarak hayattayım.

‘Bir tek istismar değil’

Benim hayatımın bir dönemi yok. O dönemlerde ben nasıl durdum, nasıl yaşadım hiç bilmiyorum. Sadece uyuduğumu biliyorum. Toz dönemi hatırlayamıyorum ve ne üzücüdür ki tüm bunlara kızım şahit oldu. Vakfın içirdiği sular karşısında, cin çıkarma seansları. Bunlar hep küçücük bir çocuğun gözü önünde olmuş şeyler. Bunların psikolojisi de kızımı yıprattı, bir tek istismar değil. Çünkü çocuk da şöyle bir izlenim yarattı. Kapalı insanlar kötü. Bunlar bize hep zarar veriyor. Ve çocuğun şu an hayata bağlanacak bir umudu kalmamış. Çünkü çok korkuyor insanlar da.

‘Kızım için hayatta kalmak zorundayım’

Adliyenin önüne gidip o mücadeleyi sürdürmezsem hayatta kalabileceğimi düşünmüyorum. Çünkü evde oturduğum zaman bu haksızlıkla artık mücadele edemiyorum. Ama kızım için hayatta kalmak zorundayım. Çünkü bana bir şey olursa ona bakabilecek hiç kimse yok. Onların eline kalacak yine. Onların eline kalmaması için mücadele veriyorum. Ki kızımın bugün yaşadığı sorunlar da yine onlar yüzünden. Nasıl olabilir bu? Aklım bunu almıyor.

‘Kurumlardan gördüğüm baskıyı anlamlandıramıyorum’

Hadi tamam bu insanların kötülüklerini anlayabiliyorum da ben kurumlardan gördüğüm baskı hiçbir zaman anlamlandıramıyorum. Bu süreçte kızımın yaklaşık 3 yıldır tedavi gördüğü hastane bizi yarı yolda bıraktı. Farklı bir hastaneye götürmenizi söylediler.Bu aşamada çocuğun tedavisi çok önemliyken birdenbire onlar tarafından da dışlandık. Kızımın eğitim hakkı da elinden almak isteniyor. Kızım yaklaşık 2 aydır okula devam edemiyor.

‘7 yaşındaki bir çocuğun ne suçu olabilir?’

Hadi beni suçluyorlar anlıyorum ama 7 yaşındaki bir çocuğun ne gibi bir suçu olabilir? Bu nefreti kazanmasındaki sebep ne? Ben bunu kamuoyuna sormak istiyorum. Okula gitmeyecek mi benim kızım başına geldiği şeyden dolayı? Benden ne yapmam bekleniyor? İnanın ben bunu anlamıyorum. Artık bir anne olarak tükenmiş durumdayım.

‘Bu çocuğun bu şekilde yaşaması mümkün değil’

Yani en doğal hakkımız olan, en temel hakkımız olan şeyler için bile ben büyük mücadeleler vermek zorunda kalıyorum. Avukatları aracı yapıyorum çocuğum okula gidebilsin diye. Eğitimine devam edebilsin diye. Bu çocuğun bu şekilde yaşaması mümkün değil.

‘Öldükten sonra benim için bu mücadelenin hiçbir anlamı yok’

Zaten kızıptan da bir bitki gibi konuşmuyor. Derdini anlatamıyor. Hayvanlar nasıl ki şiddet gördüklerinde titrerler, insanlardan korkarlar. Kızım da aynen şu an bu durumda. Ben kızım ölmeden sesini duysun istiyorum. Öldükten sonra benim için bu mücadelenin hiçbir anlamı yok.
Yorum yaz