Bilim insanları uzun süredir Mars’ın bir zamanlar suyla dolu olduğunu, milyarlarca yıl önce, geniş nehir sistemlerine sahip, yaşamı destekleyebilecek tropikal bir vaha olabileceğini düşünüyor.
Bu okyanusun nasıl görünebileceğine dair daha net bir tablo elde etmek isteyen uluslararası bir araştırma ekibi, uydu verilerini kullanarak ‘Coprates Chasma’ adlı devasa bir coğrafi yapıda deniz seviyesini simüle etti. Bu yapı, tüm Güneş Sistemi’ndeki en büyük kanyon olan Valles Marineris’in bir parçası.
Dünya’dakine benzer jeomorfolojik yapı
Uydu görüntülerini inceleyen ekip, kanyon içindeki yapıların Dünya’daki nehir deltalarına büyük ölçüde benzediği sonucuna vardı. Bu da Kızıl Gezegen’in yaklaşık üç milyar yıl önce bir zamanlar “mavi bir gezegen” olduğu teorisini destekliyor.
NPJ Space Exploration dergisinde yayımlanan çalışmada, araştırmacılar Valles Marineris çevresinde, Dünya’da bir nehrin okyanusa döküldüğü ağız kısmına çok benzeyen jeomorfolojik yapılar tespit etti.
Ekip daha sonra, bu nehrin hala aktığı döneme ait deniz seviyesini hesapladı ve bunun, gezegenin tarihinde “Mars yüzeyinde en fazla suyun bulunduğu dönem”e denk geldiğini belirledi.
Çalışmanın ortak yazarlarından Ignatius Argadestya, açıklamasında şunları söyledi.
Mars’a ait benzersiz, yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri sayesinde Mars yüzeyini ayrıntılı biçimde inceleyip haritalandırabildik. Görüntüleri ölçüp haritalandırırken, Dünya’daki dağlık arazilere benzeyen dağlar ve vadiler fark edebildim. Ancak beni asıl etkileyen, dağlardan birinin kenarında keşfettiğim deltalar oldu.
Arktik Okyanusu büyüklüğünde
Jeoloji profesörü ve çalışmanın ortak yazarı Fritz Schlunegger “Görüntülerde tanımlayabildiğimiz yapılar, açıkça bir nehrin okyanusa döküldüğü ağız kısmını gösteriyor" dedi.
Buradan yola çıkan ekip, deltaların döküldüğü okyanusun en az Dünya’daki Arktik Okyanusu büyüklüğünde olduğu sonucuna vardı.
Bu bulguların Mars’ta antik yaşam arayışı açısından ne anlama geldiği ise henüz net değil. Ancak çalışma, uzmanlara göre, gezegenin suyla dolu olduğu, yaşanabilirliğin mümkün göründüğü antik dönemine işaret ediyor.